İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’yı, İsrail’in güvenliğine yönelik tehditlere izin verilmesi durumunda ağır bir bedel ödeyeceği konusunda uyarmıştır. Bu açıklama, Ortadoğu’daki mevcut güç dengeleri, bölgesel güvenlik ve diplomatik ilişkiler açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Özellikle İsrail’in, İran destekli grupların ve Hizbullah’ın Suriye’deki varlığına dair uzun süredir dile getirdiği endişeler, bu tehdidin temelini oluşturmaktadır. İsrail, Suriye üzerinden gelebilecek saldırılara karşı önleyici güvenlik politikaları geliştirmekte ve zaman zaman askeri operasyonlarla bu tehditleri bertaraf etmeye çalışmaktadır.
Suriye’deki mevcut yönetimin İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmeye niyetli olmadığı bilinse de, ülke içindeki farklı silahlı grupların varlığı ve İran’ın bölgedeki nüfuzu İsrail’in güvenlik hesaplamalarını değiştirmektedir. İran, Suriye’deki askeri varlığını artırarak, İsrail’in kuzey sınırında etkisini pekiştirmeye çalışırken, İsrail de buna karşılık olarak belirli stratejik bölgelerde operasyonlar düzenlemektedir. İsrail’in son yıllarda Suriye’ye yönelik hava saldırılarını artırması, bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu saldırılar genellikle İran bağlantılı milisleri ve silah depolarını hedef almakta ve İsrail, bu operasyonların savunma amaçlı olduğunu iddia etmektedir.
Bu bağlamda, İsrail’in güvenlik kaygılarının sadece askeri değil, aynı zamanda jeopolitik bir boyutu da bulunmaktadır. İran’ın Suriye’deki varlığı, bölgedeki diğer ülkeler tarafından da dikkatle izlenmektedir. Özellikle Körfez ülkeleri ve ABD, İran’ın nüfuzunu dengelemek için İsrail ile iş birliğini artırmaktadır. ABD’nin, İsrail’in Suriye’ye yönelik operasyonlarını desteklemesi ve hatta lojistik destek sağlaması, bölgedeki güç dengelerini etkileyen önemli unsurlardan biridir. Bunun yanı sıra, Rusya da Suriye’deki varlığını koruyarak hem İsrail hem de İran ile karmaşık bir denge politikası izlemektedir. Rusya, bir yandan İsrail ile koordinasyon içinde hareket ederken, diğer yandan Esad yönetiminin en büyük destekçisi olarak İran ile ortak çıkarlarını sürdürmektedir.
Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir tavır alacağı da dikkatle takip edilmektedir. Türkiye, Suriye’de kendi ulusal güvenlik öncelikleri doğrultusunda hareket etmekte ve özellikle Kürt gruplara karşı askeri operasyonlarını sürdürmektedir. Bununla birlikte, Türkiye’nin Suriye’nin geleceğine dair İsrail ile farklı perspektiflere sahip olduğu bilinmektedir. İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki etkinliğini, özellikle Müslüman Kardeşler ile bağlantılı gruplara verdiği destek nedeniyle, kendi çıkarlarına aykırı olarak değerlendirmektedir. Katz’ın, Ahmed Şara’ya yönelik tehdidinin ardından Türkiye’nin sürece nasıl bir yanıt vereceği ve Şara’nın Türkiye ile istişare etmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı, bölgesel dengeler açısından önem taşımaktadır.
Uluslararası hukuk çerçevesinde bakıldığında, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik hava saldırıları ve tehditleri, egemen bir devletin toprak bütünlüğüne yönelik ihlaller olarak yorumlanmaktadır. Ancak İsrail, kendisini savunma hakkı çerçevesinde bu saldırıları meşru göstermekte ve özellikle Suriye’deki İran bağlantılı unsurların kendisi için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu savunmaktadır. Bu tür operasyonlar, bölgesel tansiyonu artırırken, aynı zamanda uluslararası hukukun ihlali tartışmalarını da beraberinde getirmektedir. Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası kuruluşlar, İsrail’in bu tür operasyonlarının bölgesel istikrarı tehdit ettiğini belirtse de, somut bir yaptırım mekanizmasının işletilmediği görülmektedir.
Bölgedeki bu güç mücadelesi, yalnızca İsrail ve Suriye ile sınırlı kalmayıp, İran, Türkiye, ABD, Rusya ve Körfez ülkelerini de doğrudan veya dolaylı olarak içine çeken bir güvenlik denklemine dönüşmüştür. Bu bağlamda, İsrail’in Suriye üzerindeki askeri baskısını artırması, İran’ın bölgedeki varlığını pekiştirmesi ve Türkiye’nin Suriye politikasının şekillenmesi, Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek önemli dinamikler arasında yer almaktadır. İsrail’in gelecekteki güvenlik stratejileri, Suriye yönetiminin duruşu ve diğer bölgesel aktörlerin tepkileri doğrultusunda şekillenecektir. Bu sürecin nasıl evrileceği, bölgedeki diplomatik girişimlere, uluslararası aktörlerin müdahalelerine ve sahadaki askeri gelişmelere bağlı olacaktır.
Hüsamettin TURAN