Lahor Cengi’den kahraman yaratmak

1. Bölüm: YNK’de başlar ayak ayaklar baş oldu

Kürtler son dönemde Lahor Cengi ismini çokça duyar oldu. Güney Kürdistan halkı ve özellikle Süleymaniye halkı Lahor Cengi’yi zaten yıllardır tanıyor. Güney Kürdistanlılar Lahor Cengi’yi Başmağ gibi sınır kapılarının bütçesine direk el koyması, Kerkük’ü Irak merkezi hükümeti ile anlaşarak bir komplo ile bırakması, Süleymaniye içindeki her ihaleden ve şirketten komisyon alması, kişisel olarak etrafına olan saldırgan davranışları, şiddet eğilimi, magazin hayatının renkliliği ile tanıyor. Fakat diğer parçalarda ki Kürtlere Lahor Cengi yurtsever, kahraman, özellikle Rojava’yı ve diğer parçalardaki Kürtlerin mücadelesini destekleyen bir profil ile servis ediliyor. Peki, hangi Lahor Cengi gerçek.

Lahor Cengi kimdir?

1976 yılında Hewler’de doğan Lahor Cengi Talabani ailesinin büyük çoğunluğunda olduğu gibi İran’da büyüdü ve İngiltere’de eğitim gördü. YNK içindeki ilk önemli görevini 1999-2000 yılları arasında YNK’nin Türkiye temsilcisi olarak yaptı. O yıllar PKK ve YNK’nin 2000 yılında gerginleşen ilişkileri bir çatışmaya dönüşmüş ve 2000 Eylül ayında yaklaşık 5 ay süren çatışma süreci başlamıştı.

Savaşta PKK yaklaşık olarak 150 YNK ise 500 civarında kayıp verdi. PKK o dönem YNK ve Türkiye ilişkilerini eleştirerek iki güç arasında istihbarat paylaşımı olduğuna dair açıklamalar yaptı. Lahor Cengi’nin aslında çok deşifre olmamış Türkiye ile ilişkileri o yıllara dayanır. Hatta Türk istihbaratına bağlı askeri güç olan TİT’in Süleymaniye’de üslenme tarihi de Lahor Cengi’nin Ankara’da ki temsilciliği döneminde başlamıştır.

2002 yılında YNK’ye ait özel kuvvetleri kurma görevi verilen Lahor Cengi’nin silahlı güçleri kendi kişisel çıkarları için kullanması, mafyavari örgütlenmeler, haraç toplama vb. faaliyetleri direk olarak Mam Celal’in eleştirinin hedefi olmuştur. Lahor Cengi YNK lideri Celal Talabani’nin 2012’de rahatsızlandığı döneme kadar parti içinde her hangi bir görev verilmemiştir. Hatta sadece kendisi değil şu beraber YNK Eş Başkanlık görevini üstlendiği Pavel Talabani’de aynı biçimde Mam Celal’in sağlığı boyunca partiye yaklaştırmadığı bir isimdir. Hatta Süleymani’ye halkı Mam Celal’in sağlığında “ benim bir oğlum var bir de eşeğim var” derken Pavel Talabani’yi kastettiği yönünde nükteli bir olay anlatır. Fakat Mam Celal’in bu siyasetten uzak tutuğu isimler şu an YNK’yi yönetiyor

Ayaklar baş, başlar ayak oldu

Celal Talabani Irak Cumhurbaşkanı olduğu 2005 tarihinden sonra partisi YNK’yi kerhen yönetti. Parti yıllardır yapmadığı kongresini yapmadı. Parti Mam Celal’in karizmatik kişiliği ve çevresindeki eski arkadaşları Kosret Resul, Mele Bahtiyar, Şex Cafer, Berhem Salih gibi isimlerle yürüyordu. Bu ekip YNK’yi belli bir çizgide götürmeye kararlı, daha ilkeli ve daha Kürdistani bir guruptur. Bu arada bu gurup Hero Talabani’nin doğal bir önder gibi Celal Talabani’nin yerini almasına YNK maliyesi ve asayiş güçlerini tekeline almasına karşıdır. Hero Talabani’nin YNK’yi birleştirememesi, aileci tutumu, tek elden yaklaşımı YNK içindeki çatlaklara yol açar. İki taraf arasındaki uyumsuzluklar üçüncü bir gücün önünü açar. Elbette ki bazı güçlerin de yardımı ile.

2013’te Lahor Cengi YNK’nin kilit kurumlarından biri olan istihbarat birimi Zanyari’nin başına geldi. Kardeşi Polat Cengi’de ondan boşalan özel kuvvetlerin yerine geçer. Lahor’un görevlendirilmesi her hangi bir görevlendirme değildir. Önemli bir siyasal ittifakın daha doğrusu eski bir siyasal ittifakın yenilenmesidir. Celal Talabani’nin eşi Hero İbrahim ve kız kardeşi Şehnaz İbrahim’in başını çektiği İbrahim ailesi Talabani ile ailesi ile 1975’de YNK’nin kurulduğu dönem yaptıkları anlaşmayı güncellemişlerdir. YNK içindeki şu anda var olan eş başkanlık paylaşımı da aslında İbrahim ailesi ile Talabani ailesinin bu anlaşma çerçevesinde birbirini denetlemek için kurduğu bir oluşumdur. Yoksa bir demokrasi arayışı nedeni ile eş başkanlık gelişmemiştir. Hatta diye biliriz ki Pawel Talabani’de sadece ve sadece işin görünen tarafında vardır. İbrahim ailesinin temsili Hero İbrahim’in kız kardeşi Şahnaz İbrahim Ahmet’tir. Pawel’de onların temsilcisidir.
“Eski Ekibi” tasfiye planları
Elbette ki Lahor Cengi’nin eş başkan olmasına kadar giden yolu açan güç İran’dır. İran YNK içindeki “eski ekip “denen gurubun belli ölçüde ilkeli davranacağını biliyordu. Oysaki İran günlük olarak ilişkilene bileceği, yönete bileceği bir yönetime ihtiyacı vardı. Yani Süleymaniye merkezli YNK İran’ın bir valiliği gibi davranmalıydı. Bunun için eski ekip ekarte edilmeliydi.

Yeni isimler öne sürüldü, İran direk kişileri görevlendirip öne çıkardı. Adil Murat siyasi alanı kapsayarak Mele Bahtiyarı ekarte edecekti. Hewler’de güçlü olan Kosret Resul yerine de Arez Abdullah öne sürüldü. Ala Talabani bir siyasi figür olarak gibi öne çıkarıldı. Usta Resul ve Dr. Xesrew Gul gibi isimler eski YNK’lileri Melle Bahtiyar’dan uzaklaştırma görevi aldı. Şehnaz İbrahim bir bilirkişi konumunda tutuldu. Elbette ki Lahor Cengi’de taşıdığı soy isim, genç olması, elindeki askeri ve ekonomik güç nedeni ile yer verilen ve vitrinde tutulan isim oldu.

PKK’nin Lahor Cengi üzerindeki etkisi

YNK aslında 2012 yılındaki seçimde büyük bir hezimet almıştı, dursa yıkılacaktı. Sadece yuvarlanıyordu. İran YNK’yi yukarda belirtiğimiz yeni isimler etrafında yeniden örgütlemek istedi. YNK’nin yeniden toparlanması için PKK’ye ve Cemil Bayık’a da görev verildi. Bayık İran’ın belirlediği ekibi güçlendirmek için büyük bir çaba harcadı. Özellikle de Lahor Cengi’yi YNK içinde güç yapan kişi Cemil Bayık’tır.

Lahor Cengi ve Cemil Bayık Kerkük’ün Irak’a teslim edilmesi sürecini de beraber yönettiler. PKK Dakuk- Duz Xurmatu bölgesindeki güçlerini çatışma başlamadan birkaç saat önce YNK ile koordineli biçimde çekti.

16 Ekim 2017’de Lahor Cengi, Pavel Talabani ve ekibinin Kerkük’ü Irak ordusuna bırakması Kürdistan tarihinin en acı ihanetlerinden biri oldu. Kerkük’ten çekilme tarihinden 4 gün önce Talabani’nin mezarını ziyaret etme bahanesi ile Süleymaniye’ye gelen Kasım Süleymani YNK ve PKK ile ortak toplantı yapar. Toplantıya Lahor Cengi, Usta Resul, Dr. Xesro YNK adına katılır. PKK adına ise Rıza Altun ve Demhat Agit isimli yetkililer katıldığı biliniyor. Orda Kürdistan Bölgesine dönük gelecek planı çizildi. Şengal, Maxmur, yol hatları, Rojava ile irtibatlar hepsi planlandı. Taraflar yeminli KDP ve Barzani düşmanlığı üzerinden anlaştı. Bir stratejik kader ortaklığı çizildi.

Ve tam Kürtlerin referandum yaptığı 25 Eylül 2017 günü Lahor Cengi ve avenesi içinde koltuklar olmayan bir kargo uçağı ile Bağdat’a görüşmeye gittiler. Ve gidişlerinin resmini paylaştılar. O resim ihanetin resmiydi, komplonun resmiydi.

Dün gece Güney Kürdistan’da neler oldu? PKK operasyondan haberdar mıydı?

Dün gece Güney Kürdistan’da neler oldu? PKK operasyondan haberdar mıydı? Kartal Pençe, TSK, Şengal, Kandil, Maxmur, Avaşin

Türk silahlı kuvvetleri dün gece sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Güney Kürdistan’a dönük Pençe-Kartal operasyonu başlattığını duyurdu. TSK, PKK’ye ait 81 noktayı vurduğunu belirtti. Hareket genel olarak şöyle başladı.

Operasyon ilk olarak gece saat 8.00’da Bervare Bala bölgesine ait Keste Kayalıklarına yapılan saldırı ile başladı. Saldırıda 17 füze kullanıldı.  Gece saat 11.00 sularında ise Şengal bölgesine hava saldırısı yapıldı. Daha sonra ise saat 12.00’da Mahmur kampı etrafındaki Muştenur ve Karaçoğ dağı eteklerine saldırı yapıldı. 12.05 ise Xaxurke, Zap, Avaşin ve Kandil bölgelerini vurdu.

HPG ise bu gün yaptığı açıklamada Maxmur ve Şengal bölgelerinde vurulan yerleri üslenmezken sadece Zap, Kandil, Avaşin ve Kandil alanlarını üslendi. Daha önce bu alanlara Medya Savunma alanları diye propaganda yapan HPG- PKK basını bu kez Medya Savunma alanları yerine sadece gerilla alanları demekle yetindi. HPG adına açıklama yapan HPG Basın irtibat Merkezi hiçbir gerillanın hayatını kaybetmediğini belirtti.

Darka Mazi kaynakları da olay da şu an kadar bir can kaybı olduğunu belirtmedi. Hava saldırılarından bir gün önce tüm güçlere kırmızı alarm verilerek “ bu süreçte ciddi bir hava saldırısı bekleniyor” uyarısı yapıldığı belirtiliyor. Ayrıca hava saldırısından 4 saat öncede Mahmur ve Şengal’deki PKK güçlerine kamplarını bırakarak halkın içinde saklanma uyarısı yapıldığı da Darka Mazi kaynakları tarafından geçen bilgiler arasında.

PKK’nin hava saldırısı bilgisini kimden aldığı yönünde net bir bilgi yok. Yorumcular Irak Devleti’nin hatta Türkiye devleti içinde bir kanadın PKK’yi hava saldırısı konusunda uyardığını düşünüyor. Hava saldırısından kısa bir süre önce yerlerini terk edip halk içine gitmeleri bilgi veren merkezin kesin bir saatte bildirildiğini gösteriyor.

Daha öncede PKK’nin 2013 sonrası TSK içindeki bir kanattan operasyonlara ilişkin bilgi alındığına dönük bilgiler vardı.  Hatta Abdullah Öcalan’a 1996’da yapılması planlanan suikastın bile o zamanki başbakan Mesut Yılmaz tarafından Yalçın Küçük ’ün Abdullah Öcalan’ın patlama konusunda bilgilendirildiği iddia edilmiş. Yalçın Küçük yargılandığı mahkemede bu iddiaları kabul etmişti.

Dün geceki saldırıda da PKK ile temas halindeki bir gurup tarafında bilgilendirildiği iddiaları gittikçe güçleniyor.

PKK’ye yapılan saldırılar gibi görünse de aslında Güney Kürdistan’ın egemenliğine karşı yapılan bu saldır konusunda Güney halkı da birçok zaman rahatsızlığını dile getirdi. PKK’nin sivil halkı ve köyleri kalkan gibi kullanması sivillere zarar veriyor. Ayrıca PKK sürekli olarak sınır hatlarını Türk ordusuna terk edip Kürdistan’ın içlerine doğru geliyor. Bu konuda Darka Mazi yorumcuları da daha önce bir yazı kaleme almıştı.  İki bölümlük yazımıza şu linklerden ulaşa bilirsiniz:

https://darkamazi.com/archives/1009795

https://darkamazi.com/archives/1009840

2.Bölüm: PKK’nin Zine Werte ısrarının altında yatan neden Erbil kuşatmasıdır

1 Haziran’dan Zine Werte’ye PKK’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimine yaklaşımı 2. Bölüm: PKK’nin Zine Werte ısrarının altında yatan neden Erbil kuşatmasıdır

 1 Haziran’dan Zine Werte’ye PKK’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimine yaklaşımı

PKK, 1 Haziran 2004 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile aralarında olan ateşkes sürecini bitirdi. Aslında hiçbir zaman bir ateşkes olmadı. Sadece Öcalan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gizli görüşme ve anlaşmaları vardı. Bu görüşmeler Türk devlet aklının Ortadoğu’da Kürt kartını ele geçirme çalışmasaydı, bunun için Öcalan’a bir  rol biçme süreciydi.

Öcalan’ın Derin Türkiye Stratejisi: Misakı Milli için Kürt kartı

Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’yi bölgede süper güç yapma stratejisi “Derin Strateji” Ahmet Davutoğlu öncesi Abdullah Öcalan tarafından dillendirilen bir stratejidir. Öcalan Misakı Milli’nin başarılı olması için devlete çalışma sözü verir. Bunun içinde önce Güney’i hedef gösterir. Güneyi Türkiye adına ele geçirme sözü verir.

Soruşturma videolarında Öcalan’ın şu sözleri dikkat çeker: “Şimdi size bir şey diyeceğim, dikkat edin çünkü bana göre bu olay gizli kalmalı. Barzanileri, Talabanileri fazla hiç güçlendirmeye gerek yok. Yavaş yavaş o gereksiz adamları zayıflatalım… Bu çizgi temelinde Barzani ve Talabani’nin nefes alamaz duruma getirilmesidir. Türkiye’nin 10 yıldır, 20 yıldır yapamadığını biz yapacağız. Bu parayla pulla satın alınamaz, Kürt feodalitesine karşı mücadelede biz büyük mesafe almışız. Türkiye bu konuda hata yapmamalı. Sınırlı olarak ayarlamalarını gözden geçirmeli ve açık orda herkes biraz şey ederse zaten bir önerimde Erbil’i almaktır.

Erbil Kürt siyasal dirilişinin merkezidir

Abdullah Öcalan’ın Erbil’i hedef göstermesi bir tesadüf değildir. Erbil eksikleri, yanlışları bile olsa Erbil Kürt uluslaşmasının merkezidir. Floransa Avrupa Rönesans’ının merkezidir; Paris Aydınlanma devriminin merkezidir. Erbil ise 20. Yüzyıldaki Kürt inkar ve imhasına karışı Kürt dirilişinin ve uluslar arası meşruluğunun merkezidir. Her ne kadar aksi propaganda yapılsa da Türk yayılmacılığının önündeki engel Erbil’dir

Öcalan Türk devletine meşru Kürt siyasal kimliğini hedef göstermiştir.  Erbil’in iki önemli rolü vardır. Birincisi: Erbil, Misaki Milli’nin önündeki engeldir.   Erbil’in Kürdistan Bölgesel Yönetimi merkezi olması ile bir bıçak gibi ortadan kesilmiştir.

İkinci olarak da; Erbil Bölgedeki Kürdistanı işgal eden ülkelere karşı yenidünya siyasal sisteminin bir merkezidir. Hala Rojava’nın kaderinin Erbil merkezli tartışılması bu nedenledir. Bölge Sömürgeciliğine karşı bir şemsiye rolü görüyor. Bunun için Kürdistan’ın varlığından rahatsız olan herkes Erbil’i hedefler.  İran, IŞİD, Haşdi Şabi ilk fırsatta Erbil’e saldırdı. Bunlardan biri de saldırılarını PKK’yi göstererek meşrulaştıran Türkiye’dir.

Güneş Operasyonu kimi hedefliyordu

PKK 1 Haziran hamlesinden sonra kısa sürede sınır üstündeki Türk karakollarına saldırı yapmaya başladı. Bu da Türk ordusuna Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarında operasyon yapma hakkı veriyordu. Büyük bir zafer gibi gösterilen Oramar ( Dağlıca) eylemi Türkiye’ye istediği koşulları altın tepside verdi.Türkiye uluslar arası anlaşmalardan aldı hakla Aralık ayında Haftanin, Zap, Avaşin, Xaxurke, Kandil vb. alanlarda hava harekatı düzenleme iznini aldı. Güneye operasyon tehdidinde bulundu.  21 Şubat 2008 tarihinde de Türklerin Güneş operasyonu, Kürtlerin Zap operasyonu dediği operasyon başladı. Aslında operasyon Erbil Operasyonuydu.

Tespiti doğru yapmak gere. Zap operasyonu PKK’yi değil Kürdistan Bölgesel yönetimini hedefliyordu. Yani amaçları aslında Erbil’e kadar dayanmaktı. 1 Haziran hamlesi işte Türkiye’ye Irak ve Güney Kürdistan’da ki hareketliliğini meşrulaştırma gücü  ve zemini verdi. Tıpkı Afrin vb. yerlerde olduğu gibi.

Zaten bu konuda Türk devletinin amacını o zaman ki Dış işleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Wikileaks belgelerinde şöyle anlatır: “Dağlıca baskınında 12 askerimizi şehit verdik. 8’i de rehin alındı. Bu olaydan sonra parlamentoda muhalefet, Kuzey Irak yönetimine yönelik bir askeri harekat istedi. Erbil’i yerle bir edebilirdik ama yapmadık.” Aslında TSK’nın amacı Erbil’i yerle bir etmekti. Fakat bunu yapmasına engel güçler vardı.

 Barzani Zap operasyonu için: Gerçekleşen operasyon bize karşı zorbalıktır

Zap operasyonu askeri açıdan bir başarı operasyonu değildi. Bunun en büyük nedeni Bölge Siyasetini iyi bilen Mesut Barzani’nin operasyon başladığı gece Bölgeye gidip Türk güçlerinin birleşmesini engellemesiydi. Barzani Bamerne’ deki tank ve ağır silah gurubunun harekete geçmesini engellemek için halkı ve peşmergeyi harekete geçirdi. Halk tankların geçişini engelledi. Böylelikle operasyon kağıt üzerindeki planına zaten uygulayamadı. Barzani Türk işgaline ne karşı ne tavır alarak o dönem konuştuğu basına  “Gerçekleştirilen operasyonlar bize yönelik zorbalıktır.” Demiştir.  Barzani ayrıca, sorunun askerî yöntemlerle çözümünden yana olmadığını, Kürt yönetiminin de operasyonların bir tarafı olmadığını o dönem açıkça beyan etmiştir.

ABD ve AB’de Türkiye’yi durdurmanın ana gücüydüler. Güneş operasyonu başarılı olmadı, ama Türkiye’nin Erbil hesapları bitmedi.

Zine-Werte meselesi etrafındaki kandırmaca 

Öcalan’ın Türk devletine sunduğu Erbil’i gizlice işgal edelim programı işliyor gibi görülüyor. Türk devleti son iki yıldır sessiz sedasız sınırları bıraktı. Zaxo kırsalı Haftanin’de, Xaxurke kırsalında, Berwari bölgesinde nerdeyse hiçbir stratejik alan şu an PKK kontrolünde değil. Mesela Güneyin en yüksek ve en stratejik dağlarından olan Şekif dağını bir iki saatlik bir çatışma sonucu bıraktı. Bunu normal görüyor. Fakat Zine Werte’yi onur sorunu görüyor. Çünkü Zine Werte Erbil e açılan kapıdır Kandil için.

PKK’nin Zine Werte meselesinde kopardığı kıyamet bundandır. PKK zine Werte’de Şengal’de yaptığı gibi büyük bir gürültü ve propaganda ile kendini yerleştirmek istedi ama başaramadı. Zine Werte’nin Türk devletinin Kandil’i işgal girişimine hiçbir etkisi yoktur. Ama Erbil ’i işgal girişimine etkisi vardır.

PKK zine Werte üzerinden bir yandan Gare, diğer yandan Rewanduz arasında büyük bir coğrafyada hareket etmek istiyordu. Ayrıca son 7’yıldır stratejik ortaklık yaptığı YNK üzerinden Ranya’yı da bu hatta katmak istiyordu. Ranya demek coğrafik olarak Erbil demek, Rewanduz demek Erbil demek, Gare demek yine Erbil demek. Zine Werte’nin PKK tarafından işgal edilmesini önleyen Peşmerge Bakanlığı güçleri işte böyle bir startejiyi engellediler. Kandil diyor ki önce ben Zine Werte’de vardım.

 Bizde diyoruz ki: Siz Zine Werte’den önce Şekifte vardınız, Deriye Davetiya’da vardınız. Oraları koruyamadınız. Şimdi Zine Werteyi niye istiyorsunuz?

Çünkü gelip Erbil in 29 km uzağındaki Sefin dağına yerleşmek istiyorsunuz.

Çünkü Erbil e Harire açıla bileceğiniz Dola Melakaya açılmak istiyorsunuz

Yani siz bir taraftan Soran bölgesi bir taraftan Raperin bölgesinden Erbil ’e yaklaşmak istiyorsunuz.

PKK daha önce Kürdistan Bölgesel Yönetimi içinde bulunan sınırı 30 km derinlik olarak Türkiye’ye teslim etti PKK. Türkiye bundan cesaret alarak Eski Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’ye  “Irak- Türkiye sınırları yeniden çizilsin” diye teklif götürdü.

Zine Werte meselesi ile Abdullah Öcalan’ın Türk devletine alalım dediği Erbil arasında büyük bir bağlantı var. PKK’nin Zine Werte ısrarı da böyle stratejik bir adımla ilgilidir.

Sonuç olarak: Türkiye 1926 Ankara Anlaşması ile çizilen Irak sınırından memnun değildi. 1 Haziran 2004 hamlesi sonrası 30 km bu sınırı aştı, topraklarını büyüttü. Türkiye Irak iç siyasetinde etkili oldu. Böylelikle Türkiye’nin neden Öcalan’ın savaş başlasın emrini getiren avukatlarını engellemediği, savaş için yazılan kitapları neden Kandile gönderdiği anlaşılmıştır.

Türk devleti PKK’nin ayak izleri üzerinden Kürdistan’ın içine kadar girmek istemektedir.

1 Haziran’dan Zine Werte’ye PKK’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimine yaklaşımı

1 Haziran’dan Zine Werte’ye PKK’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimine yaklaşımı KDP, Barzani

1.Bölüm:  1 Haziran Kararını kim aldı?

1 Haziran 2004 tarihinde PKK yayınladığı bir deklerasyon ile 1 Eylül 1999 tarihinden beri devam eden ateşkesi bitirdiğini duyurdu. Resmi açıklamalara bakınca PKK “devletin barış çağrılarına cevap vermediğini” bu nedenle yeniden bir meşru savunma savaşı verileceğini açıkladı. Zaten açıklamanın yapıldığı tarihten üç ay öncede devlet de  “PKK’nin eylemlerini tamamen bitirmediğini ve bazı eylemleri teşvik ettiğini” açıklamıştı. Dışardan bakınca iki güç arasında ki görüşmelerin tıkandığı, karşılıklı sözlerin tutulmadığı ve Türk devletinin barış görüşmelerine yanaşmadığı gibi bir sonuç ortaya çıkar. Oysaki 2004 yılı Ortadoğu için çok önemli bir yıldı. Irak eksenli yaşanan yıkım ve yapım süreci günümüzde hala devam ediyor.

Peki, bu kadar büyük bir yıkım- yapım sürecinin başlama tarihi 2004 yılında PKK’nin savaş başlatması bir tesadüf mü? Elbette ki değil.

Eğer olaylar ve aralarındaki korelasyonlar particilik, sloganlar, ezberler dışında incelenirse 1 Haziran’ın bir direniş hamlesi olmadığı anlaşılır. Özünde PKK’nin 1 Haziran’da savaşı yeniden başlatma kararından üç temel sonuç çıkar.

  1. 1 Haziran PKK’nin tek taraflı aldığı bir karar değildir. PKK lideri Abdullah Öcalan ve Türkiye Cumhuriyeti derin devletinin ortak kararıdır.
  2. Amaç, Irak merkezli Oradoğu gelişmelerine müdahil olmak için Türkiye Cumhuriyeti’nin önünü açmak. Dünya Küresel Güçlerinin yeni bir rol biçtiği Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarına siyasi ve askeri güç olarak yerleşmek. Böylelikle Kürt meselesini kontrol etmek
  3. Kandil gibi Türkiye sınırına uzak coğrafyadaki kadroların Güney Kürdistan’ın Kuzey ile sınır olan bölgelerine gelerek Kuzeyin içlerine kadar gitmesi. Büyük bir kadro ve gerilla gücüne sahip örgütün kadro sirkülasyonunu ile varlığını devam ettirmesi.

Bu tespitler bir PKK karalaması değildir, Kürdistan’ın yakın tarihine ilişkin bir durum tespitidir. Yukarda belirtilen üç madde dönem olayları, tanıkları ve belgeleri ile ispatlana bilir niteliktedir.  1999 sonrası yaşanan süreci genel hatları ile takip etmek bile durumu görmeye yeterli olacaktır.

2003 yılında neler oldu?

Irak savaşı 20. Yüzyıl siyasal sisteminin yeni bir aşamasaydı. Irak’ta ben varım diyen Ortadoğu’nun her yerinde ben varım diyecekti.

 Devletlerin akılı bu gerçeği görüyordu ve herkes bir biçimde Irak’a sızmak istedi. İran bunu Şiiler üzerinden yaptı. Türkiye nüfusu küçük, dağınık ve ekonomik gücü olmayan Türkmenler üzerinden bunu yapamazdı. Irak operasyonu sırasında TBMM Irak savaşın için gerekli teskereyi 1 Mart tarihinde çıkaramamıştı.

Türkiye derin devleti bu durumun Ortadoğu’nun gelecek planında olamamak anlamına geldiğini biliyordu.

Irak’a uzanmak için yeni bir yol bulması gerekiyordu. Bu yolda PKK’den geçecekti.

Türkiye’yi Irak ve Güney Kürdistan’a PKK’mi KDP’mi getirdi?

Türkiye’nin 2004 sonrası Irak’ta gün be gün etkinliğinin artması meselesi çetrefilli bir konudur. Bu konuda KDP ve PKK karşılıklı olarak birbirlerini suçluyorlar.

Dünya da ki pek çok siyasi olayın bilinmeyen yönlerini deşifre eden Wikileaks belgelerinde KDP Genel Başkanı ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi Eski Başkanı Mesut Barzani’nin 2003 yılında Türkiye’ye ilişkin net tutumu yer alır.

ABD’nin Irak planına göre Türkiye Sünnilerin yoğun yaşadığı Anbar vilayeti çevresinde yer alacaktı. Fakat Mesut Barzani bu plana şiddetle karşı çıkarak şunu söyler: “Türkler ABD ile beraber gelse bile KDP itiraz edecek ve Türkleri işgalci olarak görecek. Türklerin gelmesi bizim için ölüm kalım meselesidir. Bu bizim Türk hükümranlığı altına girmemiz anlamına gelecektir.”

Türkiye’nin Irak operasyonunda yer almasını ret eden KDP Kürdistan halkı içinde de büyük bir örgütlenme yapar. Duhok, Hewler vilayetlerine bağlı il, ilçe ve köylerde Türk ordusunun Irak’a girmesine karşı büyük halk eylemler yapılır. Halk birçok yerde peşmerge ile beraber Türkiye’nin Irak’a girmesine karşı durur.

PKK ise her zaman ki gibi slogan ve yazı ile asıl yaptığı şeyi örtme beceresi gösterecektir.

 Medya Savunma Alanları bir iktidar kavgası

9 Nisan 2003 tarihinde Saddam Hüseyin Rejimi resmen yıkıldı.  Artık Irak yeni bir sürece girdi. YNK ve KDP’de tüm çelişkileri bir yana bırakmış Bağdat’ta Kürtler için statü sağlanması çabası içindeydi.

PKK bu sürece nasıl katıldı? Elbette ki Bağdat’a karşı Kürdistani ittifaka katılmadı. Hatta alternatif bir güç olduğunu dosta düşmana (!) göstermek istedi.  Bunun ilk adımı olarak da Medya Savunma Alanları diye bir bölge ilan edildi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi toprağında alternatif bir alan kurulur.

Abdullah Öcalan Medya Savunma Alanlarına özel bir anayasasının hazırlanmasını, meclisler kurulmasını, bunun da BM, vb. uluslararası kuruluşlara gönderilmesini istedi. Somut gerçeklikte bunun yeri yoktu. Bu gerçekleşmedi. Ama Medya Savunma alanları sürekli olarak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bir alternatifi gibi tutuldu. Medya Savunma Alanlarının varlığı Kürdistan Bölgesel yönetimini güçlendirmedi, tam tersine her anlamda ziyan görmesine yol açtı.

Öcalan yeniden savaşın talimatını nasıl verdi?

PKK yayın organlarında 1 Haziran kararı yıl dönümü anmasında şu söylenir: Düşman 1999 geri çekilmesinden sonra PKK’nin, gerillanın bir daha savaşa bileceğini hiç kestiremedi.

Oysaki devletin hazır olduğu görüşmelerde Öcalan avukatlara yeni bir savaş başlamalı diyordu. Hatta devletin elinin altından geçen mektuplar gönderiyordu.

Öcalan’ın görüşme notları ve yaptığı değerlendirmelere bakılırsa Öcalan ilk olarak 2003 Nisan ayında yeniden savaş sinyali veriyor. Ve kararın 2003 yılı 15 Ağustosunda alınmasını istemiş. Fakat o zaman ki PKK yönetimi bu kararı gerçekçi bulmaz. “Kürtler için bir siyaset ve masaya oturma” dönemi gelmişti onlara göre. Birçok diplomatik arayışları olur.

2003 Temmuz ayında KADEK yönetim kurulu genişletilmiş bir toplantıda “Öcalan’ın yeniden savaş başlatma dayatmasına” sessizce hayır diyor. Daha sonra tartışılmak üzere bir kenara koyuyor. Bunun üzerine Abdullah Öcalan “yeniden savaş kararı alınmamasını” kendisine hakaret kabul eder. Ağustos ayı boyunca bu kararı aldıramayan Abdullah Öcalan bir ay boyuna görüşmelere çıkmaz. Avukatlarına örgütü protesto ediyorum der. (Abdullah Öcalan imaralı görüşmeleri kitabı)

Fakat bu durum uzun sürmeden Öcalan tekrar duruma müdahale etmek için harekete geçer. Avukatlarından iki kişi Mahmut Şakar, İbrahim Bilgin görevli olarak Kandile giderek Öcalan’ın sert uyarı mesajını götürür. Buna rağmen PKK’nin yeni örgütü Kongre Gel’in 27 Ekim-6 Kasım tarihlerinde yapılan kuruluş kongresi savaş kararı almaz.

Öcalan PKK’yi bölmeyi göze aldı

Öcalan ve Türkiye Cumhuriyeti PKK’nin artık Öcalan kontrolü dışında hareket etmesini büyük bir tehlike olarak görür. Gerekirse örgüt bölünecek, kan dökülecek ama PKK yeniden kontrol altına alınacaktı. 7 ay boyunca Öcalan’ın avukatları savaş kararının alınması için İmralı ve Kandil arasında mekik dokurlar.  Devlet hiçbir geliş gidişe ses etmez. Avukatlar kamp kamp, kişi kişi konuşarak savaşın nasıl bir gereklilik olduğuna insanları inandırmaya çalışırlar. İşin ilginci bu avukatların hiçbir mermi sesi duymuş insanlar değildir. Bu avukatlardan M. Ş. savaş kararı aldıktan sonra Almanya’ya iltica eder. İrfan Dündar’ın ise zaten devlet ajanı olduğu devletin resmi belgelerine de geçer.

Abdullah Öcalan kendi eli ile PKK’yi böler. Aslında hepsi birbirine benzeyen, yıllarca beraber yürümüş insanlar birden bire sağcı solcu diye lanse edilir. Tek neden Abdullah Öcalan’ın sözünü dinleyecek bir tek elden idare edilen bir PKK yaratmaktır.

Öcalan’ın kararına uymayanlar hain ilan edilir, Kani Yılmaz ve Sipan Rojhalat, Kemale Sor ve Hikmet Fidan gibi isimler vurulur. Sonuç olarak PKK yönetiminin yarısı PKK’den kopar, PKK’yapısının yarısı da ayrılır, kan dökülür. Ve Öcalanın devletle anlaşarak yeniden savaş kararı almasına karşı çıkan PKK uzantıları yok edilir. Abdullah Öcalan’ın “küçük olsun benim olsun” dediği yeni PKK’nin temelleri atılır.

Yarın: Öcalan ve devlet ne üzerine anlaştı, Kürdistan Bölgesel yönetimi hangi zararları gördü

Kürtlerin Leylasının idam edilişinin üstünden 46 yıl geçti

Kürtlerin Leylasının idam edilişinin üstünden 46 yıl geçti Leyla Qasım, Leyla Kasım, Saddam, Kürdistan

Leyla Kasım, 1950 yılında Kerkük’e bağlı Xanekin kentinde dünya ya geldi. Gece yarısı dünyaya geldiğinden dolayı babası Arapça ‘gece’ anlamına Leyla ismini koydu ailesi ona. Beş kardeşli ailenin ikinci çocuğuydu. İlkokulu Wend okulunda okuyan Leyla, derslerinde başarılıydı. Gençlik yıllarında Kürt mücadelesine ilgi duymaya başladı.

Baas rejiminin Xaneqin’i Araplaştırma politikaları yüzünden ailesiyle birlikte Bağdat’a taşınan Leyla Kasım, sosyoloji bölümünü kazandı. Gençlik hareketinin içinde yer alan Leyla ve arkadaşları Kürt özgürlük mücadelesini Irak’ın başkenti Bağdat’a taşımışlardı. Bu yüzden de Saddam rejiminin hedefi haline geldiler.

29 Nisan 1974’de bir gece yarısı istihbarat güçleri tarafından evden alınmıştı. İstihbarat sorumlusu “Saddam’ı öfkelendiren Leyla sen misin?” diyerek, Ebu Greyb cezaevine götürüldü. Leyla; Bağdat’ta bir sinema salonuna bomba koymak ve Saddam Hüseyin’in Mısır dönüşünde havaalanında eyleme planı yapmakla suçlandı. Saddam’ı taşıyan uçağın iki saat geç kalmasıyla saldırının deşifre olduğu iddia edildi.

Saddam bizzat Leyla Kasım’ı görmeye gitti

Bir kaç gün sonra ise ailesine Leyla’nın idam edileceği haberi verildi. Ferah adında bir Kürt tutukluyu görme gerekçesiyle Ebu Greyb’e giden annesi Leyla ile görüşme fırsatı yakaladı.

 “Güzel annem; tasalanma, ben bir dava insanıyım artık. Kürt halkı ve Kürdistan için savaşıyorum. Dün Saddam ve beraberinde bir grup buraya geldi. Beni kandıracağını, ilkelerimden taviz vereceğimi zan ediyordu. Hatta mücadeleden vazgeçmem için maddi tekliflerde bulundu. İstediğim okullarda öğretmenlik yapabileceğim vaadinde bulundu.

Fakat ben bunları kabul edemeyecek kadar onurlu olduğumu halkımı satmayacağımı söyledim. Kendimi Kürt ve Kürdistan davasına adadığımı, bu mücadele uğrunda idamı onurla karşıladığımı söylemem üzerine çılgınlaşan koca Saddam’ın ne kadar zavallılaştığını gördüm. Anne bizim ölümümüzle binlerce Kürt insanı uyanacak, özgürlük bayrağımız dalgalanacak. Ben öldüğümde üzülmeyin, saç örgülerimden bayrak yapsınlar.”

Sadece Güney’de değil bütün Kürdistan’da direniş ve modern Kürt isyanın sembolü olan Leyla, Saddam rejimi idam edilmeden önce onu televizyona çıkartmıştı. Gözleri çıkartılmış saçları darmadağındı. 20 gün içinde arkadaşları Neriman Mesti, Cevat Murat, Hesen Heme Reşit ve Azad İman ile idam edilen Leyla’nın mezarı şimdi Necef’te bulunuyor.

Leyla Kasım Kürtlerin sembolü oldu. Saçlarımdan bayrak yapın demişti inandığı bayrak şimdi Kürdistan göklerinde, on binlerce Kürt kızı Leyla adını aldı, Leyla ölmedi yaşıyor, her zaman Kürtlerin sembolü olmaya devam edecek.

Şair Hemin Mukriyani’nin şiirindeki sözleri tüm Kürtlerin leyla için ortak duygusunu yansıtıyor. Şöyle demişti Mukriyani şiirinde:

Zordarî êdî nameş e!

Leyla bijî, sed aferin

 Ji bo me bûye ol û dîn

Dîsa li min der bûn birin

Heta ciger min bûye xwîn!

Artık baskılar yürümez

Yüzlerce kez aferin leyla sen hep yaşa

Sen bizim inancımız oldun

Yine açıldı yaralarım

Ciğerim bile kan ağlıyor

Mahmur kampı gerçeği ve PKK vesayeti

Mahmur Kampı, PKK, KDP, Barzani, Haşdi Şabi

1.Bölüm: Mahmur Kampı neden Kürdistan Bölge Hükümetine darbe yapma merkezi oldu?

Bir dönemdir sosyal medyada Mahmur mülteci kampına dönük ambargoya uygulandığına dönük Kürdistan Bölgesel Yönetimine suçlayıcı yorumlar ve yalan yanlış senaryolar dönüyor.  Bu gerçeği olmayan yorumların ve duygusal ajitasyonunun kaynağı ise ebetteki PKK basın yayını ve yine sosyal medyadaki partizanları.  Onların çizdiği senaryoya göre ortada hiçbir neden yokken Mahmur kampına ambargo uygulandı. Oysaki gerçekler çok farklı. Mahmura hiçbir ambargo yok sadece PKK’nin suiistimal edici yaklaşımları nedeni ile eski tavizler verilmiyor. Mahmurda kanuni olmayan hiç bir uygulama yok. Gerçekte PKK Mahmur Kampını Kürdistan Bölge yönetimine karşı yapmak istediği darbenin bir ayağı olarak kullanmak istediği için bu gün bu konu tartışılıyor. Nasıl mı?

Kürdistan Bölgesinden Mahmur Bölgesine yasal prosedürlerin dışında tolerans gösterildi

1998 yılında kurulan Mahmur Kampı Hewler’den 65 km uzak olmasına rağmen resmi olarak Kürdistan idaresi dışında oluğu için Irak devleti tasarrufu altında bulunmaktadır. İdari olarak da Musul eyaletine bağlıdır.  Kürdistan Hükümetinin kamp hakkında hiçbir kanuni tasarruf hakkı yoktur.

2004 Mahmur Kampı ile Hewler arasındaki yolu Irak ordusu tuttuğu için 2004 yılına değin Hewler ile Mahmur kampı arasında her hangi bir ilişki olmamıştır. 2004 yılında Saddam yönetiminin yıkılması sonucu aradaki sınır kalkmış Mahmur Mülteci Kampı Irak’a bağlı olsa bile Kürdistan Hükümeti yasal kanunlar dışında bir tolerans ile Mahmur halkına Kürdistan topraklarının bir parçası ve yurttaşı gibi davranmıştır.

Yasalarda yeri olmamasına rağmen Mahmur mülteci kampındaki gençlere üniversitelerin yolunu açtı. Kamptaki ilk ve orta eğitimin devamı için kampta eğitim yapan öğretmenlerin maaşının Kürdistan eğitim bakanlığı tarafından verilmesini sağladı.

Sağlık bakanlığı başta olmak üzere pek çok bakanlık ile direk ilişkilenmesinin yolunu açarak kampa birçok konuda yardım yapılmasını sağladı. Irak yasalarına göre Mahmur mülteci kampı kimliği sadece Musul vilayeti sınırları içinde geçerli olmasına rağmen Mahmur’lu mültecilerin Hewler, Duhok ve Zaxo bölgesinde rahat hareket etmesinin önünü açtı. Bu biçimde binlerce kişi buralarda işe girdi, iş kurdu ekonomik anlamda büyük bir rahatlama yaşadı. Mesela YNK’nin denetiminde olan yerlerde PKK ile olan tüm iyi ilişkilere rağmen mahmur mülteci kimliğinin sınırları içinde hareket etmesine imkan vermedi.

PKK kampın dağılmasını istemedi

2004 yılında henüz ırak merkezi hükümeti tam oturmamışken Kürdistan Bölgesi’nin üst düzey bir yetkilisi KCK’nin en üst düzey yetkilisine Mahmur Kampı için teklifte bulunur: “henüz Irak devleti oturmadı, Mahmur halkı mağdur durumda, kendilerini Kürdistan kütüğüne kaydedelim, Irak vatandaşı olsunlar ”der. PKK ise bu durumu kesinlikle ret eder. Çünkü Mahmur meselesi PKK’nin orda ki halkın sorunlarını çözmek için çaba harcadığı bir yer değildir. Sadece propaganda ve şantaj kartı olarak kullanmaktadır.

Daha sonra Türkiye’de de AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) ile Türkiye’nin köye dönüş yasası kapsamında da bu insanları Türkiye’ye dönme hakkı oluştu, PKK bunu da ret etti. İnsanların geri dönmesini istemedi.  Kamp halkının neredeyse yarısı gizlice Türkiye’ye giderek kimlik aldı, hatta bazı gençleri gidip askerlik yaptı, köye geri döndü. PKK bu kişileri tehdit etti, ama meselenin üstünü kapattı.

Mahmur Kampı neden PKK için vazgeçilmez oldu?

PKK güney hükümetinin mahmur kampını kucaklayıcı tüm yaklaşımlarına rağmen iki yönlü bir çaba içinde oldu, bir yandan eğitimler toplantılar ile halkı bir partizan gibi yetiştirip Kürdistan Bölgesel yönetim karşıtı olarak tuttu öte yandan da halkı Güney Hükümetine karşı bir koz ve sopa olarak kullanmak istedi.

PKK uzun süren Güney Kürdistan’da kendisine bağlı bir kitle yaratmada yeteri kadarı başarılı olamayınca Mahmur halkını kendi güneydeki kitlesi gibi kullandı. Güneydeki PKK’ye bağlı siyasal parti PÇDK gibi partilerin seçim ve yürüyüşleri için kullandı, kendi siyasi çıkarları için Hewler’e her yere gösterici olarak gönderdi. Tüm bunlara rağmen Kürdistan Hükümeti Mahmur kampına hala Kürdistan Bölgesel yönetiminin bir parçası gibi baktı.

DAiŞ’in Güney Kürdistan’a saldırması ile beraber PKK’nin Güney Kürdistan’daki stratejisi de değişti. Abdullah Öcalan’ın talimatı ile orta hat adı verilen bir bölgeye askeri olarak yerleşmeyi planladılar. Bu hat Şengal’de başlıyor Xanaqine kadar uzanıyordu. Ve Mahmur Kampı bu hattın en kritik bölgesinde yer alıyordu. Kerkük ve Hewler için stratejik olan Karaçox dağının uzantısında, Kerkük Hewler arasındaki petrol kuyularının yakınında, ırak ve Kürdistan arasındaki sıfır noktasında, tarihi Musul ve Kerkük şehirlerinin tam arasında.

DAiŞ savaşı başladığı ve PKK Kerkük’e gerilla gönderdiği 2014 Ağustos ayından önce Mahmur’a da gerilla gücü gönderir. Zaten Mahmur halkı savaşkan ve cesur insanlardır, bunların bir kısmını da askeri düzene geçirip Mahmur kampında üslendirir.

DAiŞ’ın Ağustos 2014 yılında Mahmur kampına saldırı başlatması ile halk kampı terk ederek Kandil yakınlarındaki Çarkurna kasabasına yerleşen halka yeni yer bulmak için pek çok öneri gelir. KDP Hewler çevresinde başka yerler önerir, çünkü Mahmur kampı Arap bölgesi ile komşu olduğu için yeni DAiŞ saldırıları yapıla bilir. Süleymaniye çevresinde yeni yerlere yerleştirile bileceği açıklaması yapılır. Ama iki ay içinde halk tekrar ikna edilerek Mahmur kampına gönderilir.  Halkın ikna ve geri gönderme sürecini yöneten Mahmur Kampının ilk kurucusu Rıza Altun’dur. Peki, halk neden bu tehlikeli yere geri gönderildi?

Kasım Süleymani garantörlüğünde Cemil Bayık- Haydar Abadi anlaşması

DAiŞ döneminde Irak ve Güney Kürdistan’da günlük olarak koordineli hareket eden PKK, İran garantörlüğünde Irak devleti ile de pek çok anlaşma yaptı. Suriye Irak arası sınır hattı olmak üzere, Xanaqin’den Şengale kadar harita üzerinde büyük bir anlaşma vardı. Konumuz olduğu için Mahmur merkezli anlaşma ve planlamayı ele alacak olursak.

PKK orta hat dediği alanda askeri bir güç oluşturma bu gücü de Irak yasalarına göre resmileştirip güçlü siyasal bir aktör olmayı bu ve gücü ile Kürdistan Bölge Hükümetinde büyük bir pay almayı, YNK ile ortak hareket edip KDP’yi diskalifye etmeyi planlıyordu.

O dönem ki Irak Başbakanı Hayda Ebadi’nin temsilcileri ile Cemil Bayık’ın temsilcileri arasında bu konuda İran’ın hatta Kasım Süleymani’nin garantörlüğünde anlaşmalar yapıldı.

PKK bu anlaşmalar karşılığında hem İran’dan hem Irak’tan silah ve lojistik yardımı aldı fakat asıl amacı kendi güçlerini resmileştirip, maaşa bağlamaktı. Bunun için her yerde yerel halk savunması adı ile güçler oluşturmaya başladı. Kerkük ve Şengal bu çalışmamın merkeziydi. Şengel’de ki YBŞ güçleri kişi başına aylık 370 dolar maaşla Şiilerin yasa ile resmileşen gücü Haşdi Şabinin bir parçası olmuştu.  40 kadar Şengalli genç ve 250’ye yakın PKK gerillası artık Irak bayrağı taşıyordu.

PKK DAİŞ saldırılarını da gerekçe yaparak buraya sürekli olarak askeri güçlerini yığıyordu. Mahmur çevresindeki tüm dağlık bölgeye birlik yerleştirmişti. PKK Irak devleti ile Mahmur’da 500 kişilik bir askeri güç oluşturmak için görüşmeler yapıyordu. PKK 2/3’ünü gerillalardan geri kalanını halktan oluşturmayı planladığı güç için birçok görüşme yaptı. PKK, Mahmur Halk Savunma Güçleri ve Şengal YBŞ güçleri aracılığı ile Musul operasyonuna katılmak için sözler verdi sözler aldı.

Peşmerge ve Haşdi Şabi güçleri ile göğüs göğüse çatışırken Mahmur’da gerilla ne yaptı?

Fakat uluslararası plan çok daha farklıydı, Musul için PKK’ye bir rol verilmedi, Mahmur Savunma güçleri de resmileşmedi. Fakat PKK buraya büyük bir askeri güç yerleştirmişti ve bu askeri güç üzerinden şu ana kadar da Bağdat hükümeti ile de temas halinde. Bu güçler Mahmur’da Kürdistan Bölgesinin değil Bağdat güçlerinin çıkarlarını savunuyor.

25 Eylül 2017 tarihinde yapılan Kürdistan Bağımsızlık Referandumu sonrası Irak Haşdi Şabi Güçleri ile Mahmur hattından da Hewler şehrine saldırıya geçti. Tam Mahmur önünde kamptan 6 km uzakta Haşdi Şabi güçleri ve peşmerge arasında göğüs göğse bir çatışma başladı.  24 Ekim günü başlayan çatışmalar bir hafta devam etti. Burada peşmergeler şehit düştü. Ve tüm bunlar yaşanırken PKK’nin 350 silahlı gerillası sadece 10 km ötede dürbünle bu çatışmayı izliyordu.

PKK’nin bu çatışmadan hesabı şuydu “Peşmerge Haşdi Şabi güçlerine yenilecek, Kürdistan Bölgesinin statüsü değişecek ve PKK’nin önü açılacaktı”. Evet, belki kötü bir yorum ama gerçek çünkü Şengal’de aynen böyle oldu Peşmerge eski sınırlara çekildi,  değişik isimlerdeki Şengal PKK güçleri Haşdi Şabiyi törenle karşıladı. Şimdi Şengalde Kürdistan bayrağı değil Irak bayrağı dalgalanıyor.

Elbette ki peşmerge planların tersine Pirde ve Zumar’da büyük bir Kasabasında büyük bir direniş gösterdi, planlar tutmadı. Fakat PKK’nin Mahmur kampını Kürdistan Bölge yönetimine karşı kullanma çabaları sona ermedi.