PKK ve TSK’nın Kuzey Kürdistan’da köylerin boşaltılmasındaki  çıkarları ve aynı siyasetin Güney Kürdistan’a yansıması

PKK ve TSK'nın Kuzey Kürdistan’da köylerin boşaltılmasındaki  çıkarları ve aynı siyasetin Güney Kürdistan’a yansıması, Köye Dönüş Yasası, AB projesi, Mahmurk Kampı, Gabar, Cudi, Besta Botan, Operasyonlar, aşiretler, Türk kimliği, Mahmur Kampı,

TSK ve PKK’nin Kürdistan Bölgesi sınırları içindeki çatışmaları baharın gelişi ile beraber tekrar başladı. 24 Nisan’da başlayan çatışmalarda şu ana değin en büyük zararı Berwari Bala bölgesindeki Kêste köyü gördü. Bahçeler yandı, arı kovanları yok oldu. Geçtiğimiz on gün içinde çatışmalar nerdeyse köyün 2 km uzağına gelmişti. Fakat 4 Nisan gecesi durum değişti ve çatışmalar köyün içinde kadar geldi. Köy bahçeleri ve evlerinin hemen yanı başına tünel kazan gerillalar buradan askerlere taciz ateşi açınca helikopter, uçak ve havan gülleleri de Kêste köyünün içine düşmeye başladı. Ve daha o gece yarısı köylüler yakındaki Çêlke köyüne sığındı ve ertesi sabahta eşyalarını, hayvanlarını alıp gitti.

Çêlke köyünün de hafta sonuna kadar kalıp kalamayacağı belli değil. Çünkü Keste köyünde canlı kalkan olarak kullanılacak halk kalmayınca PKK’liler bu kez Çêlke ve Hiror köyüne kurdukları tünelleri kullanıyorlar. Kuzey Kürdistan’ın tarihini yakından takip edenler 1987’den beri TSK ve PKK çatışmalarında sivil yerleşim yerleri, sivil halkın yaşadığı süreçlerin birbirinin bir benzeri olduğunu görüyor. Biz mesela Keste örneğinden yola çıkarak birkaç hususu aydınlığa kavuştura biliriz.

Keste Köyünün suçu ne?

1985’lerden beri PKK’nin dağından yamacından gelip gittiği bir köy. Mahsum Korkmaz bile Keste köyünün ekmeğini yemiştir. Keste köylüleri hiçbir zaman PKK gerillalarını köyden kovmadı, kötü davranmadı. Gelen PKK’li gençlere gençler, yazıklar gibi bir iyi niyetle baktılar. Yani keste köyü vefa ve merhamet gösterdi PKK’lilere. Fakat aynı vefa ve merhameti PKK’den görmediler. PKK kalkıp köyün etrafına ve içine tüneller kazarak buradaki halkı canlı kalkan olarak kullandı.

Keste köyü de münferit bir olay değil. 1992 yılından bu yana PKK ve TSK çatışması nedeni ile 500 köy boşaltıldı. Bunların dışında birde yazın halkın gittiği ama kışın kalamadığı köylerde var. Peki, bu köyler neden boşaltılıyor? Aslında bu sorunun cevabını arayan başta Güney Kürdistanlı aydınların Kuzey Kürdistan’da 90’lar sonrası yaşanan tarihi yakından incelemesi gerekiyor. Biraz kuzeye göz atarsak önemli birkaç sonuca ulaşmış oluruz.

Kuzey Kürdistan’da köy boşaltmaların zamanlaması

PKK ve TSK arasındaki savaşta devlet 1987 yılında itibaren tek tük köyleri boşaltmaya başladı. Fakat asıl köy boşaltma 1994 yılında yaşandı. Resmi rakamlara göre Türkiye’de 1994 ve 1997 yılları arasında yaklaşık 4 bin köy boşaldı. Ve 3 milyon insan şehirlere göç etti.

Bu süreç kendiliğinden gelişmedi. 1992 yılında Güney Kürdistan’ın 36’ıncı paralel adı verilen çizgi ile Irak’tan ayrılması tüm sömürgeciler gibi Türk devletini de endişelendirdi. Çünkü Güney Kürdistan’daki meşrulaşma durumu tüm Kürtler için ilham kaynağı olmuştu. Özelikle Botan ve Hakkari yani Güney Kürdistan’la sınır bölgelerde halk Güney’den esen özgürlük rüzgarını hissediyordu. 92 yılındaki Newroz kutlamalarında halkın radikalizmi de Güney Kürdistan’a dayanıyordu.

Devlet Güney Kürdistan’daki gelişmelerle önce sınır hattını boşaltmaya karar verdi ve 1994 yılında köyleri yavaş yavaş boşaltmaya başladı. Fakat bu tek taraflı bir devlet projesi değildi. PKK’de devletin bu programına destekledi. Çünkü köylerin boşaltılması PKK’nin de faydasına olacaktı. Evet, köyleri boşaltılmasından her iki tarafta faydalandı? Nasıl mı?

Kürdistan’da köy boşaltılması demek kimlik erozyonu demektir

Türk devletinin Kürdistanı Kürtsüzleştirme politikası yüz yıldır devam etmektedir. Her hâlükârda Kürtlerin yok olması işine gelmektedir. Özelikle de köylerin boşaltılması daha çok işine gelmektedir. Çünkü köyler yani kırsal aslında şehrin karakteridir. Köyü kırsalı olan şehirlerin kültürel kimliği ve ekonomik hayatı reel bir canlılık üzerine kurulmuştur. Her şehir kırsala-köye muhtaçtır. Bunun için bir şehrin kimliği ile oynanınca önce köyü ile oynanır. Bu da sömürgeci aklın gereğidir.

Halk büyük şehirlere göç etti, işsiz kaldı, hayvancılık öldü, tarım öldü, insanlar şehirlerde kol gücü ile işçi olmaya mahkum edildi. İnsanlar Kürdistan şehirlerinde asimile edildi. O gün köyleri terk eden ve Türkçe bilmeyen anne ve babaların çocukları bu gün Türkçe bilmiyor. Yani Türk devleti köy boşaltarak işgalini katmerleştirdi. PKK’de bundan faydalandı?

PKK Köyleri hedef haline getirdi

PKK’nin Botan sahasına girdikten sonra ki tüm duruşu halkı savaşın bir parçası haline getirmekti. PKK ilk olarak aşiretler arasında sorunları derinleştirdi. Bu çelişkilerden faydalanarak  yol açtı, var olan aşiret sorunları nedeni ile bazı aşiretlerin devletin yanında yer aldı. Zorunlu askerlik yasası çıkardı, köylerdeki okullara saldırıp öğretmenleri öldürdü. Üstelik sürekli olarak köylere giden elektrik direklerini kesiyordu. Köylüler arazide PKK’nin etkin olması nedeni ile çekinip PKK’yi eleştiremiyordu. Eleştiren ajan denerek öldürülüyordu. PKK gittikçe köylerin içine yerleşti. Devlet 1992 yılında köylere yöneldiği zaman PKK devletin işini kolaylaştırdı. Sürekli köylerden karakollara eylem yapıyor köylüler hedef oluyordu.

Objektif olarak 1994 yılının baharında devlet ve PKK ‘nin karşılıklı siyaseti nedeni ile o binlerce yıl Kürt yurdu olmuş olan Cudi, Gabar, Kılaban, Besta ve daha pek çok yerden halkı çıkardı. Botan dağları incinin top oynadığı bir mezarlığa dönmüştü. PKK bu göç eden halkın üzerinden de politika yaptı. Göç eden halkın çocukları çaresizlik ve öfkeden PKK’ye katıldı. Yani alan memnun satan memnundu. Ne PKK ne de devlet halkın rahat rahat köylerine geri dönmesini istemedi.

AB’nin “Kürtler köyüne dönsün” talebini PKK ve TSK beraber boşa çıkardı

Örneğin PKK’nin elinde köylerin boşaltan halktan şu anda Mahmur kampında 8000 civarında kişi var.  Mahmur halkının 2004 yılında geri dönme koşulları vardı. AB’ye üyelik müzakereleri çerçevesinde Türkiye bazı adımlar atmaya mecbur bırakılıyordu. AB Türkiye’den “Kürtlerin köylerine dönmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını”  istedi ve Türkiye bu yönlü bir projeyi kabul etmek zorunda kaldı. Üstelik Avrupa birliği ile yapılan anlaşma sonucu köylerine geri dönenlere tazminat ödenecekti. Fakat ne PKK ne de Türkiye Kürtlerin köylerine geri dönmesini kendi çıkarlarına uygun görmedi.

Mahmur halkının durumu ve gerçekler

Diye biliriz ki Türkiye ve PKK ortak Kürtlerin köylerine geri dönmesinin önünü aldı ve AB’nin bu yönlü projesini boşa çıkardı. Genel olarak PKK bu yönlü bir kampanya başlatmadı. Özel olarak da halkın Mahmur kampında yaşanmasını istedi. Çünkü Mahmur Mülteci kampı kullanışlı bir paravandı.  Hem propaganda yapılıyor, hem bir coğrafyaya yerleşmiş oluyor. PKK Türkiye’ye gidişleri lanetlediğini söyledi. Fakat mahmur halkının tek tük gidip Türkiye’den kimlik almasını engelleyemeyeceğini bildiği için göz yumdu. Şu anda i Mahmur halkının yarısından fazlası mülteci kimliğinin yanı sıra Türk kimliği de taşıyor. Türkiye’ye gidiyor, mal mülk sahibi oluyor. Hatta birçok  Mahmurlu genç bedelli askerlik bile yapmış durumda. Hewler’deki Türk konsolosluğunu işlem için en çok ziyaret edenler arasında Mahmur halkı bulunuyor. Oysaki olay çok farklı çözüle bilir ve Kürt halkının genel bir kazanımı olarak halk köyüne döne bilirdi. Bu da Kuzey Kürdistan’ın sosyolojisini ve ekonomik hayatını çok farklı etkilerdi.

Kısacası PKK ve TSK’nin 1994 yılında Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü siyaset şimdi kendini Güney Kürdistan’da gösteriyor. Yine köyler boşalıyor. İnsanların bu köyler içindeki evleri, bağları ve bahçeleri yok oluyor. Halk mecbur şehri gelip işsiz ve evsiz kalıyor. O köyde normalde iş sahibi olacak gençler işsiz kalacak. Daha sonra PKK Kürdistan gençleri neden işsiz diye propaganda yapacak, halkın öfkesini yönlendirmeye çalışacak.
Kuzey Kürtleri bu tiyatroyu biliyor. PKK’nin halkı canlı kalkan olarak kullandığını, PKK’nin halkın acılarını azaltacak bir siyaseti olmadığını gördü sıra şimdi Güney Halkının bunu görmesinde.  Umarız ki bu süreç daha fazla uzamaz ve gerekli tedbirler alınır.

ABD medyası Lahor Cengi’ye bağlı Anti-terör birimlerinin Süleymani suikastinden rol oynadığını iddia etti

i'ye bağlı Anti-terör birimlerinin Süleymani suikastinden rol oynadığını iddia etti Yahoo News,Mühendisi, Bağdat, Hava Alanı

BD medyası Kudüs Güçleri Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Genel Sekreteri Ebu Mühendis suikastinde YNK’ye bağlı anti-terör birimlerinin kilit rol aldığını iddia ediyor.

ABD merkezli “Yahoo News” sitesinde Kasım Süleymani suikastine  ilişkin yürütülen soruşturmanın sızdırılan raporu yaynladı.

Rapora göre, operasyona Amerikan ordusunun Delta Özel Güçleri’ne ait 3 tim  katıldı. Delta Güçleri’ne bağlı askeri personelin bazıları Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda görevli personel gibi sızdığı ve timlerin ise Kasım Süleymani’nin öldürüldüğü caddeye konumlandığı kaydedildi.

Sızdırılan rapora göre, çok soğuk ve gökyüzünün bulutlarla kaplı olduğu operasyon gecesi,  havaalanın güney doğu tarafı askeri eğitim adı altında kısa süreliğine kapatıldı ve Irak hükümeti operasyon konusunda bilgilendirildi.

Soruşturmaya  göre,  operasyon öncesi üç keskin nişancı ekibi “ölüm bölgesinden” birkaç yüz metre uzağa yerleştirildi. Sülemani’yi taşıyan araç havalimanından ayrılırken hedeflerini takip etmek için bir keskin nişancılardan biri doğrudan Bağdat’taki ABD büyükelçiliğine bağlı bir kamera ile Delta ekibini destekledi.

Rapora göre, suikasti düzenleyecek operasyon ekibine Kürdistan Bölgesi(Kuzey Irak) YNK’ye bağlı anti terör birimi CTG destek verdi.

3 Ocak 2020 gece yarısından sonra, Şam’dan havalanan uçak nihayet birkaç saat gecikmeli Bağdat Uluslararası Havaalanı’na indiğinde üç ABD insansız hava aracı sahanın üzerinden uçuş yaptı. Uçak pistten havalimanının kapalı kısmına doğru hareket ederken, Kürdistan Yurtseverler Birliği Terörle Mücadele Servisi üyesi, havaalanında uçağın yer ekibi kılığında havalimanı pistte inişini sağlarken, Süleymani ve Ebu Mühendisi’nin bagajını taşıyan sızdırılmış istihbarat görevlileri hedeflerin kimliklerini teyit etti.

Bağdat Uluslararası Havaalanı’na ulaşan İranlı general ve beraberindeki heyete iki araçla eşlik etti ve “Delta” kuvvetinin keskin nişancılarının beklediği “ölüm bölgesine” doğru yola çıktı.

Biri Süleymani’yi taşıyan iki araba havalimanını terk etmek için hareket ettiğinde üç ‘Delta’ keskin nişancı timi artık operasyona hazırdı ve  güvenlik görevlileri uzun tüfeklerini çevirdi, parmakları tetiğe hafifçe yasladı ve ‘Cehennem ateşi’ füzeleriyle donanmış üç dron gökyüzünde uçtu.

İki araba “ölüm alanına” hareket ettiğinde, insansız hava aracı operatörleri konvoya füze ile ateş etti. Süleymani’nin arabasına iki “Cehennem ateşi” füzesi isabet etti.  Füzelerin patlamasıyla  ikinci arabanın şoförü kaçmaya çalıştı. A “Delta” keskin nişancısının arabaya ateş etmesi ile beraber üçüncü bir “Cehennem Ateşi” füzesi ile ikinci araba frene basmadan önce vuruldu.

Bir ABD askeri yetkilisine göre Şam’da uçağa binmesinden önceki altı saat içinde İranlı general üç kez cep telefonunu değiştirdi.

Rapora göre, bir ABD’li yetkili YNK’ye bağlı anti terör birimi CTG operasyon öncesi hazırlık sürecinde ve operasyon esnasında kilit rol oynadı. Yetkili, operasyon başarısı için incelikli bir plana, iyi bir istihbarata ve uzman askeri ekipmana ihtiyaçları olduğunu kaydetti.

Delta Gücü ve Kürdistan Yurtseverler Birliği Terörle Mücadele Servisi Bağdat havaalanında konuşlandırıldığında, Washington’da Kellogg, Coates, Greenway ve Dışişleri Bakanlığı’nın İran özel temsilcisi Brian Hook’un da aralarında bulunduğu küçük bir grup üst düzey yetkili operasyon odasında hazırlık yapmak için bir araya geldiği ayrıntısı da yer alıyor.

Eski bir üst düzey CIA yetkilisine göre, suikast ” Orta Doğu’nun dramatik bir şekilde yeniden şekillenmesiydi ve saatler içinde gerçekleşti. Oyunun kuralları değişti”. Aralık 2019’un sonlarında, Delta operatörleri ve diğer Özel Harekat üyelerinin küçük gruplar halinde Bağdat’a sızmaya başladığı ise yayımlanan raporda yer aldı.

ABD’li yetkililer operasyona katılan asker ve YNK istihbarat personelinin sayısı hakkında bilgi vermekten kaçındı.

İran hükümet hiyerarşisinde Ayetullah Ali Hamaney’den sonra ikinci sırada yerlan  Kudüs Güçleri Genel Komutanı Kasım  Süleymani ve İran destekli Haşdi Şabi Milisleri Genel Sekter Yardımcısı Ebu Mühendis ile birlikte 11 kişinin  3 Ocak 2020’de öldürülmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Operasyonun ayrıntıları gün yüzüne yeni yeni çıkmaya başladı. hala gün yüzüne çıkıyor.

ABD’nin o dönemki Başkanı Donald Trump, Kasımi’nin öldürülmesini büyük bir stratejik başarı olarak tanımlamıştı.

Rudaw’ın Qamışlo’daki ofisine saldırı genel bir konseptin parçası mı, işler nerden koordine ediliyor?

Rudaw’ın Qamışlo’daki ofisine saldırı genel bir konseptin parçası mı, işler nerden koordine ediliyor? ENKS, PKK; KCK; Cıwanen Şoreşger,

Bu gün Rudaw’ın Qamışlo ofisine bir gurup tarafından saldırı düzenlendi. Saldırı saat 11.30 sıralarında gerçekleşti.

 PKK lehine slogan atan gurup Rudaw içinde hakaret dolu sözler sarf etti. Bu kişiler Rudaw bürosuna saldırmadan önce BM önünde eylem yapan bir gurupta yer alıyorlar. Bu gurup eylemde “Önder Apo’nun direnişi ve Bazên Zagrosê Devrimci Hamlesi direnişi bizim de direnişimizdir” yazılı pankart taşıyor. Daha sonra bu gurup içindeki bir gurup kadın Rudaw bürosuna gelerek şiddet kullanarak içeri girmek istiyor.

Saldıranlar kim?

Rojava’da ki yerel kaynaklar saldıran gurubun PKK’nin Rojava’daki gençlik örgütlenmesi Ciwanên Şoreşger tarafından örgütlenmiş kadınlar olduğunu düşünüyor. Eylem esnasında Ciwane Şoreşgere ait birçok araç bulunduğu bildiriliyor. Olaya tanık olan kişiler faillerin Ciwanên Şoreşger olduğundan emin.
Cıwanen Şoreşger’in sicilinde buna benzer pek eylemler var. Fakat bu kez eylemi kendisi yapmak yerine daha hasas olan bir aktör olarak kadınları kullandıkları düşünülüyor.

ENKS ve KDP-S bürolarına saldırı, Behzat Tursun gibi bazı KDP-S yöneticilerinin faili meçhul yapılması, tehdit, şantaj vb yöntemleri kullanması ile tanınan Ciwanên Şoreşger Rojava’da ki PKK kadrolarının bile ürktüğü bir güç. Bu örgütün bu gücü kim ve kimlerden aldığı cevaplanması gereken önemli bir soru.

Ciwanên Şoreşger kime bağlı?

Ciwanên Şoreşger örgütü PKK’nin bir çeşit vurucu gücü gibi kullanılıyor ve elbette ki direk PKK tarafından idare ediliyor. PKK kendi iç yapılanmasına göre gençlik örgütünü PKK’nin temel gücü olarak kabul ediyor. Bu nedenle her yerde PKK’nin gençlik yönetimi üyeleri PKK kadrolarından oluşuyor. Rojava’daki Ciwanên Şoreşger adlı örgütte direk PKK tarafından eğitilen genellikle Kuzeyli kadrolar tarafından yönetiliyor.

Ciwanên Şoreşger yöneticileri direk Duran Kalkan ve Cemil Bayık gibi PKK’nin kurucu üyelerinden talimat alıyor. Cıwane Şoreşger örgütünün Rojava’da ki ilk temelini atan kişi ise HSD Genel Komutanı Mazlum Abdi.

Mazlum Abdi’nin Rojava’daki sürecin daha başında 2011 yılında Ciwanên Şoreşger örgütünü kurduğu ve Rojavalı kadrolar tarafından yönetildiği belirtiliyor. Fakat Kandil ekibi kendilerinin kontrol etmediği bir gücü tehlikeli gördüğü için zaman içinde bu guruba müdahalelerde bulunuyor. Peyderpey örgüte Kuzey Kürdistanlı, direk Cemil Bayık’ın emirlerine biat edecek kadrolar atanıyor ve örgütün yüzü direk PKK’ye bakar hale getiriliyor.

PKK’nin kendi dışındaki medyaya ele alışı nasıl? Rudaw Bürosuna neden saldırı yapıldı?

PKK’nin Türk devletinin Metina, Haftanin, Avaşin hattına başlattığı 23 Nisan tarihli operasyon sonrasına denk gelmesi dikkat çekti. PKK kendi medyasında sürekli olarak zafer kazındığını belirterek zarar gören köylüleri, boşaltılan köyleri ve kayıplarını gizliyor. Kürdistan Bölgesindeki yerel medya operasyon bölgesinde haber yapması ve halkın görüşlerini alması PKK’de rahatsızlık yaratıyor. Bu nedenle de PKK kendisi dışındaki medyayı hedeflemek istiyor.

Ayrıca yerel siyasi kaynaklar PKK’nin ABD’nin yeniden başlatmak istediği Rojava görüşmeleri sürecini sabote etmek için bu tür ayrılıkları derinleştiren başka eylemlerde bulunula bileceği uyarısı yapıyor. Aynı kaynaklar bu tür provoke etmek girişimlerinin daha çok kendi kitlesini örgütleyip saldırmak biçiminde gelişeceğini de değerlendiriyorlar Özellikle Aldar Xalil’in Roj Peşmergeleri için “çete” tabiri kullanmasından sonra ENKS cephesinin ciddi bir tavır aldığı ve koalisyonunda ENKS’nin tutumunu haklı gördüğü ve TEW-DEM’in sessiz kalmasını istediği de yerelde tartışılan bir konu.

PKK yerelde muhabirleri tehdit ediyor?

PKK’nin kendisi dışındaki birçok medya çalışanını çalışmaları nedeni ile baskı yaptığı biliniyor. PKK genelde kendisi dışındaki medyanın Türk ajanı olduğunu, Türklere hizmet ettiğini iddia ediyor. Bununda sürekli olarak propagandasını yapıyor ayrıca halk baskısını kullanıyor. Daha öncede PKK Rudaw ve diğer medya organlarının muhabirlerine Rojava’da yol ortasında sözlü saldırı organize etmişti.
Yine Güney Kürdistan’daki medya çalışanları bu tehditlerden daha fazla etkileniyor. Hatta adının açıklanmasını istemeyen bazı medya çalışanları ölümle tehdit edildiklerini de bildiriyorlar.

PKK bir basın hamlesi kararı mı verdi?

PKK’nin özellikle son üç gündür medyada Kürdistan Bölgesine saldırı amaçlı bir hamle başlattığı görülüyor. PKK’nin her medya organı başka bir konu üzerinden halka Kürdistan Bölgesi Hükümetini hedef gösteriyor. Siyasi gözlemciler PKK’nin bu haber bombardımanının arkasında gündemi maniple etme amacı taşıdığını düşünüyor.  Yani Rudaw’ın Qamışlo bürosundaki olay sadece bir gündem saptırması ve Kürtler arasında daha fazla gerginlik yaratmak içindir.

Atilla Karaoğlan’ın eşine teslim ol dendi mi?

Dün medyada Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bir iş kazasında hayatını kaybeden eski bir PKK üyesinin cenazesini vermek için şartlar ileri sürdüğünü iddia etmişti. Buna göre hayatını kaybeden Atilla Karaoğlan’ın eşinin gidip Türkiye’de MİT’e teslim olması istenmiş. Dün sosyal medyada tartışma konusu olan olayı Darka Mazi’nin kaynakları araştırdı. Bir asayiş yetkilisi “asla bu tür bir olay yaşanmadığını ve yaşanmayacağını, giden kadının ailesinin isteği ile gittiğini, Kürdistan Bölgesinin tüm Kürtlerin ve ezilen Asuri, Süryani gibi bölge halklarının sığındığı bir şemsiye olmaya devam edeceğini” söyledi. Aynı asayiş yetkilisi “bu konuda önümüzdeki günlerde resmi bir açıklama yapılacağını ve bu yalanın Kürdistan Bölgesini halkın gözünde karalamak için masa başında hazırlanan bir PKK oyunu olduğunu” da sözlerine ekledi.

PKK ajanları için Avrupa’da da hamle yaptı

PKK aynı günlerde daha önce asayişlerin görüntülerini çeken, PKK ajanı olduklarını kabul eden beş kişi hakkında da bir medya kampanyası başlatarak Avrupa sahasında da Kürdistan Bölge hükümetine karşı diplomatik ve medya hamlesi başlattı. Medya da mahkeme tarafından yargılanıp ceza alan bu 5 kişi gündem yapılarak olay bir hak ihalali gibi yansıtılmak isteniyor.

Rudaw’ın tutumu

Rudaw olay sabah saatlerinde gerçekleşmesine rağmen geç saate kadar olayı gündem yapmadı. Öğleden sonra küçük bir haber olarak olay kamuoyu ile paylaşıldı. Rudaw’ın diplomatik kanalları kullanmak istediği düşünülüyor. Kürtler arası ilişkileri daha fazla gerginleştirmek için olumlu bir adım görülse de pek çok kişi bu durumun gündem yapılmamasının PKK’nin provaktif davranışlara cesaret vereceğini düşünüyor.

Rusya arşivlerinde uzun süre araştırma yapan Doç.Dr. Ekrem Önen Taner Akçam’ın “ilk gece hakkı” iddialarını değerlendirdi

Rusya arşivlerinde uzun süre araştırma yapan Doç.Dr. Ekrem Önen Taner Akçam'ın "ilk gece hakkı" iddialarını değerlendirdi

Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1915 Ermeni olayları tartışmaları ABD Başkanı Biden’ın olayların yıldönümünde “soykırım” tanımlaması ile yeni bir boyut kazanırken, 1915 olaylarında Kürtleri suçlayan tartışmalar da yeniden gündeme geldi.

Şu son günlerde Prof. Dr. Taner Akçam’ın, “Feodal Kürt bölgelerinde Kürt ağaları, evlenen Ermenilerin ilk gece hakkına sahiplerdi” ifadesi Kürt kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı. Akçam gelen tepkiler üzerine sözlerine kaynak olarak Mihail  Semenoviç Lazerev’in ‘Kürdistan ve Kürt Sorunu’ isimli kitaba dayandırdı.

Ancak, birçok Kürt tarihçi Lazerev’in ‘Kürdistan ve Kürt Sorunu’ isimli kitabında böyle bir ifadenin olmadığı görüşünde. Taner Akçam’ın bu tespitine karşı tepki gösteren bir grup tarihçi, yazar ve aktivist bir bildiri yayımlayarak Kürt ve Ermeni toplumunda bu tür geleneklerin olmadığını dile getirdi.

Rusya arşivlerinde uzun süre araştırma yapan ve Lazerev ile uzun süre dostluğu bulunan Doç.Dr. Ekrem Önen de ‘Kürdistan ve Kürt Sorunu’ isimli kitabında böyle bir ifadenin olmadığını söyleyenler arasında.

Doç. Dr. Ekrem “Lazerev benim çok yakın dostumdu.  Allah rahmet eylesin. Aynı zamanda benim doktora tezimin oponetiydi. Kitabında Prof. Dr. Akçam’ın ‘ilk gece hakkı’ şeklindeki bir ifade yer almamaktadır” diyor.

“Lazerev yaşarken de milliyetçi Ermeni akademisyenler ile hep kavgalıydı” diyen Doç. Dr. Önen, Ermeni milliyetçilerin Lazerev’i sürekli hedef aldığını ve Kuzey Kürdistan tanımına bile tahammül göstermediklerini şöyle örneklendiriyor: “Ermeniler Lazerev’in ”Batı Ermenistan” yerine “Kuzey Kurdistan” tanımını kullandığı için tepki gösteriyorlardı. Hatta, Ermeni Bilim Akademisi’nde görevli Kürt akademisyen Prof. Dr. Şakiro Hudoyevic’in doktora tezinde “Kuzey Kurdistan” ifadesi yer aldığı için 5 yıl doktora savunma tezine müsaade etmediler. En sonunda Şakiro Hudiyevic Moskova’da Lazerev’in başkanlığındaki Bilim Kurulu’nda tezini savundu.”

Ayrıca, daha önce de, Türkçe’ye çevirilen bir çok kitapta tahrifat olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Önen, “Ben daha önce de yazmıştım. Türkçe’ye çevirilen belge ve kitaplara dikkat edilmelidir. Birçok kitap ve belge revize ediliyor. Daha önce Dostoyevski’nin Bratya Karamazov “Karamazov Kardeşler” adlı kitabının ilk baskısında Osmanlıların Balkan halkına karşı uyguladığı baskı politikalarını anlatan tüm bölümler çıkarılarak kitap basılmıştı. Üstelik çevirileri yeniden gözden geçirme iddiasındaki ‘anlı şanlı aydın’ ve yayın evileri de bu tahrifatı yapmadan imtina etmedi.

Ben Lazerev’in kitabının Rusça orjinalini okuyan biri olarak diyorum ki, o kitapta Akçam’ın bahsettiği iddialar kesinlikle yok. Türkçe çevirisini okumadım. Lazerev’in Türkçe’ye çevirilen kitabında Dostoyevski’nin kitabında olduğu gibi revize edilerek basımı yapılmış olabilir. Ancak dediğim gibi kitabın Rusça orjinalinde kesinlikle böyle bir ifade bulunmuyor.

Kürtler ve Ermenilerin Ortadoğu’nun komşu kadim iki milleti olduğunu, bazı münferit olaylar dışında tarih boyunca barış içerisinde yaşadığını belirten Önen, “Her iki milletin tarihi birbirine çok benzemektedir. Özellikle sömürge ve ulusal kurtuluş tarihleri benzerdir” diyor.

Doç. Dr. Ekrem Önen Kürt ve Ermeni sorunun esasta toprak sorunu olduğuna dikkat çekerek, “Rus arşivlerinde, Kuzey Kürdistan’da Ermeni nüfusunun %18’i geçmediğine dair belgeler olmasına rağmen bazı Ermeni akademisyenler, Kuzey Kürdistan’ın %80’ini “Batı Ermenistan” olarak tanımlamaktalar. Esas mesele toprak meselesidir, gerisi bu meselenin örtbas edilmesi için uydurulmuş bilinçli tarihin çarpıtılmasıdır” tespitinde bulunuyor.

Ermenilerin katledilmesinde Kürtlerin parmağı olduğunu iddia edenlerin pek masum olmadığına dikkat çeken Önen’e göre; “Ermenilerin katledilmesinde “Kürtlerin parmağı var” iddiasını daha çok Türkiye ve İran’daki Ermeniler dillendirmektedir. Bu ülkelerdeki Ermeni aydınlarının bunu dillendirmesi akıllara Türkiye ve İran’ın katliamdaki rolü gizlenmek mi isteniyor? şüphelerini güçlendiriyor. Çünkü Ermenistan hükümeti resmi olarak Ermeni katliamında Türkleri suçlamaktadır” şeklinde yorumluyor.

“Kürt siyasi iradesi ile ‘Muhammed ümmeti” adı altında Osmanlı ordusu ile birlikte Hristiyan toplumlara karşı savaşan Kürtler birbirinden ayrıştırılırsa resmi daha net görebiliriz” diyen Önen şunları dile getiriyor:

“Kemalistler Türk devletinin yaptığı katliamı, planlı bir şekilde Kürtlere yıkmaya çalışmakta. Bana göre bu sorun 3 başlık altında incelenirse daha net bir sonuca varılabilinir.

Birincisi; Ermeni katliamına Kürtlerin çoğunluğu katılmamıştır. Her ne kadar bazı aşiretler “Muhammed ümmeti” adı altında Osmanlı ordusu saflarına Ermeni katliamına katılmış olsalar da Kürt siyasi iradesi bu katliama karşı çıkmıştır. Kürtlere ilişkin tarihi belgelerde bu çok net bir şekilde yer almaktadır.

Ancak maalesef Kürtler ve Ermeniler arasındaki ilişkileri inceleyenler birçok kez bilinçli ya da duygusal bir yaklaşımla Kürt siyasi iradesinin tavrını göz ardı ediyor veya görmezlikten geliyorlar.

O dönemki Kürt siyasi iradesi, Ermenilere karşı zulüm ve katliama, Osmanlı saflarında Ermenilere karşı savaşan aşiretlere karşı çıktılar. Osmanlı sultanlarının Kürtler ile Ermenileri karşı karşıya getirmekle suçladılar. Kürt arşivlerinde bunlar mevcuttur.

İkincisi ise; ‘Muhammed ümmeti” adı altında Osmanlı saflarında savaşan Kürt aşiretlerinden yola çıkılarak tüm Kürtler suçlanamaz! Bu aşiretler ümmetçilik adı altında sadece Ermenilere karşı değil, Ezdi, Zaza, Alevi Kürtlere karşı yürütülen katliamlara da ortak olduklarını unutmayalım. Üstelik bazı Ermeni grupları bu aşiretler yüzünden Kürt köylerine saldırmışlardır.

Şüphesiz Ermeni ve Kürtler arasında dini farklılıktan kaynaklı karşılıklı istenmeyen olaylar yaşanmıştır. Ancak bu olaylardan yola çıkarak, birbirini katliam yapmakla suçlamak bilimsel bir yaklaşım olmaz.

Üçüncüsü; bu tür suçlamalar bilinçli veya bilinçsizce Türk devletinin katliamda kendi rolünü örtmek için Kürtlere yıkma politikasına hizmet etmektedir.Beğenelim veya beğenmeyelim, Kürtler ve Ermeniler iki komşu millettir, her iki taraftan da iki milleti karşı karşıya getirmektense, birbirine yakınlaştıracak noktalara yoğunlaşılmalıdır.”

“Ortak yanları öne çıkarırsak ne İran ne de Türkler, Kürtler ve Ermenileri birbirine karşı kışkırtamaz. Ancak maalesef bugün Ermeniler içerisindeki bazı akademisyenler “Kürtfobi”yi körüklemektedir” diyen Doç. Dr Önen sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bu çerçevede Prof. Dr.Taner Akçam neden  bu dönemde bu tür iddialarda bulunuyor? Ben daha önce de birçok kez yazmıştım. Ermeni ve Kürt milletini birbirine düşmanlaştırmak isteyenler, daha çok diasporadaki Ermenileridir.

Özelikle İran, Türkiye, ABD, Lübnan ve Fransa’da yaşayan Ermenilerdir. Bunlar kendi fantazileriyle Ermenistan’da yaşayan Ermenilerin de başını bela olacak açıklamarda bulunmaktalar. Bu kesimlerin  arkasında Türk Kemalistleri ve İran milliyetçilerinin olduğu aşikârdır.

Son dönemlerde yapılanların  iki amacı  var: Bir;  Kürtleri Ermeni katliamına ortak etmek.

İki;  Kuzey Kürdistan’ı  “Batı Ermenistan” olarak  göstermek. Beni inciten ne yazık ki, Taner Akçam’ın  tüm bunları bilim adına yapmasıdır.”

PKK’nin Güney Kürdistan’ı kuşatma projesi 3. Bölüm

PKK'nin Güney Kürdistan'ı kuşatma projesi 3. Bölüm NLP; HPG, KCK, Cemil Bayık, KDP; AKP; Türkiye, SADAT, IŞİD; Nilüfer Koç, diplomasi, Medya,
  1. Bölüm; PKK’nin Güney Kürdistan’ı dış ve iç kamuoyunda karalama taktikleri

Yazımızın diğer iki bölümünde PKK’nin Güney Kürdistan’a dönük ajandasının iki temel boyutunu vermiştik. Bunlar coğrafik kuşatma ve içten fethetme girişimleriydi. Bunlardan belki daha önemli olan bir boyutta PKK’nin Güney Kürdistan’ı medya yolu ile karalama politikasıdır. Maalesef ki Kürt siyaset dünyası içinde medyanın gücünü PKK kadar güçlü kullanan bir hareket yoktur. PKK medya yolu ile hiç olmayan düşmanlar yaratmakta, medya zaferleri kazanmaktadır, medya üzeri dostlar yaratmaktadır. Neden maalesef diyoruz? Çünkü PKK medyası gücünü Kürdistan sömürgecilerinden daha çok Kürtlere karşı kullanmaktadır. Özellikle son yıllarda Kürdistan Bölgesel Yönetiminin statüsünü ve itibarını zedelemeyi hedefleyen bir yayın politikası görülüyor.

PKK medyası Ortadoğu da ki kaos ortamı ile berber İngilizce, Almanca, İspanyolca ve Arapça dillerine medyasında büyük oranda yer verdi. Kürtler içinde en çok yabancı dilde yayın yapan medya PKK’nindir. Bu medya ise çok özenle seçilmiş haberleri tercüme etmektedir. Bu haberlerde işlenen konuların seçilme hedefinin ise Kürdistan Bölgesel Yönetimini geri, feodal göstermek, Kürdistan Bölgesindeki sadece olumsuz yanları işlemek olduğu çok rahatlıkla görüle biliyor.  Sadece birkaç gün göz atan birisi her gün KDP, Peşmerge, Hewler, Kürdistan Bölgesel Yönetimi gibi bir kavramın hedefe oturtulduğunu ve hedef haline getirildiğini göre bilir.

Yalnız, PKK medyası olumsuzlukları öne çıkarmakla kalmıyor ayrıca bir de kendisi de masa başında haber üretiyor. Örneğin, 2014 yılından bu yana PKK medyası AKP=KDP gibi bir algı yaratmak istiyor. Bu durumu işlemek içinde kendisi masa başında haber kurguluyor. PKK’nin istihbarat örgütü olan NLP’nin Türkçe yayın yapan sitesinde ısmarlama haberler yapılarak KDP ve Kürdistan Bölgesi karalanıyor. Örneğin AKP’nin IŞİD vb. paramiliter güçlerini eğiten SADAT’ın Kürdistan Bölgesindeki Peşmergeleri de eğittiğine dair bilinçli haberler yapılıyor. Haberde sürekli olarak “adının açıklanmasını istemeyen kaynaklar vb.” ifadeler kullanılıyor. Çünkü SADAT bir gayri nizami güç sistemidir, Kürdistan Peşmergesini SADAT ile ilişkilendirmek Peşmerge’nin yasal statüsüne gölge düşürür. PKK kendi basınında Peşmergelere “çete” derken uluslararası alanda da bu imajı yaratmak için çaba harcıyor.  PKK’nin ANF gibi daha tanınmış medya organları ise kaynak olarak NLP’nin sitesini kaynak göstererek yazıları Türkçe ve Kürtçe dışında dillere çeviriyor. Oysaki Peşmerge IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonla koordineli hareket ediyor, eğitimleri de oradan veriliyor. Peşmerge ile SADAT arasında hiçbir şekilde bağlantı olmamıştır. Fakat PKK bu yöntemle yabancı okuyucunun zihninde bu algıyı yaratıyor. Yani tam bir “çamuru at tutmazsa izi kalsın” meselesi. Maalesef ki Güney Kürdistan medyası da bu tür algıları kırmaya ve karşı cevap vermeye göre örgütlenmediği için internet bu tür yazılarla dolup taşıyor.

Rojava’ya ilgi nedeni ile ciddi bir takipçi oranı olan HawarNews’in yabancı dilde yayın yapan servisleri de kendini anlatmak ve düşmanları teşhir etmekten çok Güney Kürdistan’ı gündem yapmaktadırlar. Kürdistan Bölgesi=KDP=AKP algısı yaratmak için çalışıyorlar. Bu medya sürekli olarak kendi arasında koordineli hareket ediyor. KCK ve PKK merkezi siyasal programına göre bir haber istiyor ve medyası da o haberi kurguluyor ve yayıyor.  PKK Arapça basında Güney Kürdistan’ın milliyetçi olduğu ikinci İsrail olacağı gibi ifadeler kullanırken İngilizce basında da insan hakları vb. yönleri işliyor. Yani PKK basını acaba hangi kesimi nasıl kazanır, nasıl Kürdistan Bölgesel Yönetimine düşman ederim gibi bir arayış içindedir.

PKK’nin kurucu üyelerinden Cemil Bayık bile röportaj verdiği yabancı basına da Güney Kürdistan’ı kötülemekten çekinmemiştir. Hatta bazı röportajlarda “Peşmergeye silah vermeyin bize verin” demiştir. PKK Güney Kürdistan karşıtlığı Avrupa’daki kitle ve diplomasi çalışmalarına da yansımıştır. Avrupa’da ki KNK vb. kurumları aracılığı ile de ulaşabildikleri, gazeteci, siyasetçi, parlamenter vb. çevrelere ulaştırmak için çaba harcamaktadırlar. Nilüfer Koç gibi PKK’li isimlerin Avrupa’daki temel görevi, başta Avrupa olmak üzere ulaşabildikleri kesimlere Kürdistan Bölgesini Ortadoğu’nun en geri bölgesi gibi göstermek. Oysaki Kürdistan Bölgesi Ortadoğu’da çatışmalar, birebir düşmanlaştırılmış kimlikler içinde bir vaha sayılır.

PKK’nin 2000’li yılların başından itibaren medyasındaki temel itki Güney Kürdistan’ı karalamak oldu. Bunu basit bir partiler arası çekişme vb. bir durum olarak görmek yanlıştır. PKK’nin yaptığı şey Kürtleri bir araya gelemez duruma getirmektir. Saddam’ın yıkıldığı ve Kürdistan Bölgesinin tanındığı 2004 yılında Güneyin tüm Kürtler manevi ve siyasi bir merkez haline gelmekteydi işte PKK’nin amacı bunu engellemekti. Bunun için halkı ikiye bölmekten çekinmedi. PKK kendi etrafındaki kitleyi Türk devletine karşı olmaktan çok Kürdistan Bölgesine karşı düşmanlık duygusu ile motive etti. PKK kitlesine Kürdistan Bölgesel Yönetimine Türkiye’nin resmi  bakış açısının sol versiyonunu ile bakış sağladı. Buna göre “Kürdistan ikinci İsrail olacak ve Kürtlere kötülük getirecek, Güney Toplumu bir aşiret toplumudur, geridir, feodaldir. “

PKK’nin bu üç kuşatma biçiminde izah ettiğimiz Kürdistan Bölgesel Yönetim düşmanlığı daha çok kapsamlı değerlendirilmeye muhtaçtır.

Her zaman unutmamamız gereken bir gerçek vardır:  PKK kaos ve çelişkilerden beslenen bir harekettir. Güney Kürdistan’ın istikrarlı olması PKK için bir engeldir. Bu nedenle PKK Güney Kürdistan’da bir kaos yaratmaya çalışmaktadır. PKK’nin başta YNK olmak üzere Süleymaniye merkezli diplomasisi, Haşdi Şabi ilişkileri, kitleyi Güney Kürdistan’dan uzaklaştırma isteminin hepsi aslında kendini büyütebileceği bir kaos ortamı yaratmaktır.

PKK’nin Kürdistan Bölgesine olan bu düşmanca tutumu hala toplum nezdinde yeteri kadar deşifre edilememiştir. Oysaki PKK’nin gerçek amacı deşifre edilmeden, PKK’nin Kürdistan açısından oynadığı olumsuz rol engellenemez. PKK ile mücadele ideolojik- düşünsel alanda da yürütülmelidir. Kürtler PKK’nin siyasal ajandasının Kürt kimliğinin özgürlüğü üzerine olmadığını ve partisinin çıkarlarını Kürdistan çıkarlarının üzerinde tuttuğu konusunda aydınlatılmalıdır.

PKK’nin Güney Kürdistan’ı kuşatma projesi

PKK’nin Güney Kürdistan’ı kuşatma projesi Sterk TV; Ronahi TV, NLP, HPG Murat Karayılan Cemil Bayık, KCK, Hokkabaz Restouran KNK, HDP Hewler, Maxmur, Kuzeyli,

2-Bölüm: ikinci kuşatma; ajanlar, sosyal ajanlar ve manipülasyon

PKK’nin Güney Kürdistan’ı Kerkük, Şengal, Mahmur vb. yerlerde coğrafik olarak çevrelemesinden sonra Kürdistan’a içerden de sızmak istedi. Bunun içinde IŞİD saldırıları, Şengal olayları ve sonrası Kürtlere dönük saldırıların yarattığı ortamı iyi kullandı. Güney Kürdistan yönetiminin PKK’yi ele alışındaki hatalı tutum PKK’nin bu amacını doğru okumasını engelledi. Güney Kürdistan yönetimine göre PKK’de bir Kürt partisiydi, zamanı geldiğinde geri çekilecekti. Bu bakış açısı PKK’nin şehirlere sızmasına, coğrafik olarak ileri hatlara kaymasına neden oldu. PKK Türkiye’de alan kapma, yer açma, şehirlere girmek için vermediği mücadeleyi Güney Kürdistan’da verdi. Güney Kürdistan’ın içine sızmak için bir program çerçevesinde hareket etti ve içten bir yapı oluşturmaya çalıştı. Bu yapı siyasal ve legal çalışmalar yapan bir yapı değil  içeri sızmak isteyen ajan bir yapıydı.

PKK’nin Güney Kürdistan’da halk içinde karşılığı var mı?

PKK özellikle Kürdistan Bölgesi’nin resmi federasyon olduğu 2004 yılı sonrası Güney Kürdistan’da birçok kurum açarak şehir örgütlenmeleri kurmaya çalışır. Fakat bunların hiç birinin Güney Kürdistan halkı içinde siyasal karşılığı olamıyor. Yine de PKK, PÇDK adı altında parti, Kadın hareketi, gençlik hareketi ve medya çalışmalarını yürütüyor. Fakat PKK 20013 yılından sonra Güney Kürdistan’a karşı stratejisini değiştirerek yeni bir yol izler. Türkiye ile yapılmayan kendine yer açma savaşını Güney Kürdistan ve Irak’ta yaptı. Bunun içinde iki önemli faktör kullandı.

Birincisi; Şii denetimindeki Irak hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki çelişkilerde Şiilerden yana tavır aldı.  Böylelikle Irak hükümetinin Hewlere karşı kullandığı bir sopa rolünü oynadı. 2013 yılından şu ana değin Irak hükümetinin Kürdistan Hükümetine karşı zorlayıcı tutumunun altında PKK’nin Irak hükümetine desteğini aramak yanlış olmayacaktır. Konumuz PKK ve Şii ittifakını incelemek değil. Fakat kısaca PKK Kürdistan Bölgesini kuşatıp Hewler’e yerleşmek için Bağdat ve Tahran’ı arkasına aldı diye biliriz.

İkinci husus ise; PKK’nin Güneyli partilere oynamasıdır. PKK’nin kendisinin çok sınırlı bir kitlesi vardır. 40 yılın sonunda ben PKK’nin Güneydeki siyasal oluşumunu destekliyorum diyecek insan sayısı ancak onlarla ifade edebile bilir.  PKK’nin Güneydeki eylemlerinde kullandığı kitle özünde başka partilere aittirler. YNK, Yekgurti, Goran, Nwe Nu vb birkaç küçük partinin üyeleridir. YNK ve PKK stratejik ittifak yaptıkları için YNK kendi kitlesini PKK’nin kullanmasına izin vermiştir. PKK bu kitleyi kullanarak kendine yeni kitle kazanmaya çalışıyor. Güney halkı Öcalan’ı selamladı, Güney Halkı Öcalan için imza verdi vb yerlerde çıkan insanların hiç biri PKK’li değil. PKK bu partilere siz saldırın biz sizin önünüze düşeriz demektedir.  PKK 2020 yılı yaz ayı boyunca önce Zaxo’da Halepçe, Süleymaniye’de bunun denemelerini yaptı. PKK’nin nihai amacı bir oldubittiye getirip Kürdistan Bölgesi hükümetine karşı bir darbe yapmaktır. Bunu yapıp Hewleri ele geçiremedi o zaman “ya benimsin ya kara toprağın” diyerek Bölgenin ikiye bölünmesini destekleyerek Kürdistan Bölgesinin resmi statüsünün bitmesini isteyecektir. PKK Güney Kürdistan için böyle bir ajandaya sahiptir. Bu hedefinde başarılı olmak için de bir ajan örgütlenmesi kurmaya çalışıyor.

PKK’nin Güney Kürdistan’daki ajan faaliyetleri

PKK’nin Güney Kürdistan’daki ajan ağı oluşturma çalışmaları birkaç koldan yürüyor. Bu işi yapan güçlerden biri NLP isimli Cemil Bayık’a bağlı bir oluşumdur. Diğerleri ise Karayılan’a bağlı olan Özel Kuvvetler ve HPG istihbarat birimleri. Bu birimlerin üyeleri Hokkabaz olayına değin Erbil’deki restoran ve kafelerde cirit atıyordular. PKK Güney’de bir ajan örgütlenmesi yaratmak için, cüretkâr ve bonkör davranır her türlü imkanı sunar.

Fakat PKK’nin istihbarat örgütleri Güney Kürdistan’lı halk içinde çok sınırlı örgütlenmeler yapabilir. Bunun için esas ağlarını Kuzey Kürdistan’lı kısmi olarak Rojavalı ve Mahmurlular üzerine kurdular. KCK davası nedeni ile geldiği söylenen kişilere para vererek kafe, restoran ve mağaza ve inşaat şirketleri açtırdılar. Güneydeki iş adamları derneği vb. sivil örgütlenmelere bu kişileri eleman olarak yerleştirdiler.

Cafe ve restoranlarda ki tuzak

PKK bu Kuzeylilere dönük çalışmaları rahat yürüte bilmek için HDP Hewler bürosunu kullandı. HDP’nin Hewler bürosu PKK’li kadrolar tarafından yürütülüyor. Dikkat çekmemek için sözcülüğe halktan insanlar getirilse de aslında Hewler Bürosu Ankara veya Amed’deki HDP’ye değil Kandil’deki PKK’ye bağlıdır. Şu anda bile HDP’nin Hewler temsilcisi PKK’nin 30 yıllık kadrosu H. E.’dir. HDP bürosu PKK istihbaratına eleman avlayan bir kurumdur. İnşaatlarda çalışmak için gelen gençler tanınıyor ve Erbil’de Duhok’ta görevlendiriliyor. Mesela restoranlarda garson olanlar görevlendiriliyor ve asayiş, yönetici vb konumlardaki insanların gittiği restoranlarda bu kişilerin masalarına böcek denen dinleme cihazı koyuyor PKK adına çalışan ajanlar. Mesela Hokkobaz restoranda ki üç kişinin öldüğü provaksoyda tetiği sıkan Mehmet Dağ bir kafede çalışıyordu.

PKK’nin ayrıca direk görevlendirdiği kendi kadroları da benzer çalışmaları yapıyor. Örneğin PKK basın, gençlik ve kadın çalışmalarında kullandığı kadroları da aynı işi görüyor. Kürdistan Ulusal Kongresi gibi ulusal ve bağımsız bir yapı olduğunu iddia eden KNK’nin Güney Kürdistan temsilcileri PKK’nin 20 yıllık kadroları. PKK kurumlarını hiçbir zaman halka teslim etmez ve denetlemek için kadrolarını yerleştirir. PKK’nin Güney’deki medya kurumları PKK’nin ajan ağı örgütlemedeki temel çalışma sahalarından biri. İster Ronahi ister Stek TV adı ile olsun hiç fark etmeden sadece PKK kadrolarının istihdam ve istihbarat noktası olarak kullanılıyorlar.

Ajanlık mı gazetecilik mı?

PKK kendi dışındaki gazetecileri de ajan olarak kullanıyor. Örneğin PKK’nin Şerwan Emin Nao (Şerwan Şerwani), Hariwan İsa Muhammed, Gohdar Muhammed Emin Abdulmecid, Eyaz Kerem Reşid ve Şivan Said Omer adlı 5 kişiyi ajan olarak kullandığı KBY güvenlik güçleri tarafından netleştirilmiş ve itiraf videoları yayınlanmıştı. PKK’de buna misilleme olarak Mart ayı içinde Sterk TV’de bir program yayınlayarak çoğu Kandil köylüsü insanlara ajanlık itirafı yaptırıldı. PKK özellikle son dönemde öyle bir Güney Kürdistan resmi çiziyor ki tüm Güney Kürdistan Türkiye ajanı gibi yansıtılıyor.

Oysaki Bölgeden konuştuğunuz siyasetten anlayan insanların hemen hepsini ortak görüşü şu: Güney Kürdistan’daki Türk ajanlarının neredeyse hepsi Kuzey Kürdistanlı ve PKK ile ilişkili kişiler.

Bu kişilerin tespitleri büyük oranda doğrudur. Yani Güney’deki Kuzeyli kitleyi bir yandan PKK öte yandan da Türk devleti ajanlaştırıyor.

Net olarak söylemek gerekirse herkesi ajan olarak itham eden PKK insanları en çok ajanlaştıran örgüttür. Eğer Güney Kürdistan bir nefes alacaksa önce PKK’nin Güney medyasına, iş dünyasına, kafesine, restoranına, hastanesine, asayişine giren PKK ajanlarını temizlemek zorundadır. Çünkü PKK’nin bu sistemi çürütücü ve provokasyon yaratmaya müsait bir yapıdır.

PKK’nin Kürdistan Bölgesini kuşatma projesi

PKK’nin Kürdistan Bölgesini kuşatma projesi İran, Kerkük, Ali Şemhani, Kasım Süleymani, Celawla, Zumar, Şengal, Bahdat,
  1. Bölüm: Birinci Kuşatma; Coğrafik çevreleme; Kürdü Kürt keser

Kürt toplumunun en büyük açmazı iç bölünmüşlükler meselesidir. Kürdistan parçaları arasında, toplumsal kimlikler arasında ve daha birçok konuda toplumsal olarak parçalanmışlık vardır. Kürdistan tarihinde de bu bölünmüşlüklerin izlerini görmek mümkündür. Özellikle de biraz güç biriktirmiş, bir umut olmaya çalışan yapılara karşı her zaman ajanlar kullanılmaktadır.
Bu gün Güney Kürdistan’da böylesi tehditlerle yüz yüze. Güney Kürdistan İran, Türkiye ve Haşdi Şabi gibi bu sömürgecilere bağlı güçlerce kuşatılmıştır. Maalesef ki Güney Kürdistan’ı kuşatan ve içten fethetmeye çalışan güçlerden biri de PKK’dir. PKK’nin Güney Kürdistan’ı kuşatması iki biçimde yürümektedir.

Birincisi, dıştan kuşatma yani coğrafik kuşatmadır. Bu kuşatmanın özü PKK’nin Güney Kürdistan karşısında 2011 yılından bu yana İran ortak hareket etmesi ile sağlanmıştır. PKK’nin bu gün artık görünür olan Haşdi Şabi ile ortaklığı bu döneme dayanmaktadır.

IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi bir yol ayrımı oldu

 2014 yılı Haziran ayında IŞİD’in Musul’u işgali ile çıplak bir gerçek ortaya çıktı: Irak ayakta kalamıyordu.

Ortadoğu’daki sorunların özeti durumundaki Irak’ın yıkılması demek Şii, Sünni ve en önemlisi de Kürtlerin Irak’ı bölüşmesi demekti. Şii kimliğine sahip bir devlet vardı, Sünni Arapların ise 23 devleti vardı oysaki Kürtlerin kendini yönetme ve devlet kurma hakkını kullanması bir ilk olacaktı ve sömürgeci sistemin darbe yemesi demekti.

Dönemin Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani 1 Temmuz 2014’te ilk kez açıkça bağımsızlık istediklerini ilan etmiş ve şöyle demiştir: “Bundan sonra, bunun [bağımsızlığın] amacımız olduğunu saklamayacağız. Irak şu anda fiilen bölünmüş durumda. Bizim, ülkenin yaşadığı bu trajik durumun içerisinde mi kalmamız gerekiyor? Bağımsızlığa karar verecek olan ben değilim. Halktır. Bir referandum yapacağız ve bu aylar içinde olacak.”

Türkiye, İran ve bazı uluslararası güçlerin çekindiği ve kırmızı çizgi olarak gördükleri durum tam olarak Barzani’nin dile getirdiği Irak’ın trajik durumuna dahil olmama zorunluluğuydu.

Türkiye ve İran her ne kadar çelişkileri olsa bile tıpkı 2017 Kürdistan Bağımsızlık Referandumunda olduğu gibi ortaklık yaparak Kürt düşmanlığı yapa biliyor. Kaldı ki Musul işgal edildikten sadece bir ay sonra İran Cumhurbaşkanı Ruhani ve Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 2 Temmuz günü Ankara’da bir araya gelerek Irak ve Kürdistan meselesini konuştular. Türkiye yakın ilişki içinde olduğu Sünni Arap siyasiler ile Kürdistan Bölgesini kuşatacaktı. İran ise daha derin bir stratejiye sahipti.

Şemhani’nin rolü

İran “Eğer bu imkanları değerlendirmeye çalışıp bir devlet veya topraklarınızı büyütmeye kalkarsanız bizi karşınızda bulursunuz” diyerek Kürdistan yönetimini tehdit etti. İran 2013 yazı boyunca sürekli olarak müşavirlerini, bakanlarını Kürdistan Bölgesine gönderdi. Zaman zaman da Kürdistan’lı yetkilileri Tahran’a davet etti. Tüm bu sürecin mimarı aslıda İran Milli Yüksek Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhaniydi. Şemhani Irak ve Tahran arasında mekik dokudu. Bu gün kü Irak Şii siyasetinin temellerini Haşdi Şabi’yi, Şii hegemonyasının Irak’ı sarması gibi tüm süreçler o zaman planlandı.

PKK’nin Güney’e yerleşmesi

Tahran Kürdistan Bölgesini sürekli olarak tehdit ediyordu. Kürdistan Bölgesinin diplomatik ilişkilerini ve birikmeye başlayan sermaye gücünü hesap ederek sadece diplomatik yolların ve tehditlerin etkili olmayacağını bildiği için de Kürdistan’ı coğrafik olarak kuşatma siyasetini belirledi. Kasım Süleymani- Ali Şemrini bu kuşatmanın baş mimarı oldular.  PKK bu siyaset sonucu Güney Kürdistan’a yerleştirildi.

 Kerkük’e peşmerge güçlerinin girmesi, Kerkük’ün Kürt kimliğinin görünür kılınması büyük bir rahatsızlık yaratıyordu. Kerkük tarihi Kürt sınırı Hemrin dağına dayanmıştı. Kürdistan ile Hemrin dağı arasına bir güç yerleşmeliydi. İran’ın Ayetullahlar konseyi bunun projesi Kürdü Kürde karşı kullanmaktı. Bir şii güç veya daha farklı bir güç Kürtlerdeki Milliyetçi düşünceleri tetikleyecekti. Acı acıyı keser meselesi gibi Kürt’te Kürdü keserdi. PKK tam bu noktada bir barajlama gücü olarak Kerkük’e geldi.

Kerkük’e gerilladan önce İran Devrim Muhafızları ordusu gelmişti

İŞİD Zumar, Celawla ve pek çok yönden aynı anda saldırıyordu, Irak ordusundan aldığı tank ve silahları peşmergeye karşı kullanıyordu. Ani IŞİD saldırısı ilk an bir tereddüt yaratmıştı. En yoğun saldırılar Musul-Duhok arasındaki bölgede yaşanıyordu. Kerkük göreceli daha sakindi. İŞİD birkaç köye girmiş daha sonra olduğu yerde durmuştu. Zaten Kerkük bölgesinde Temmuz ayının ilk haftasından itibaren alana başka bir güç gelmişti. Bu gücün sorumluları kendi aralarında farsça konuşuyor, araziyi geziyordu. Elbette ki bunlar Devrim Muhafızlarından başkası değildiler. Fakat İran güçlerinin alanda bulunması İran açısından iyi bir imaj değildi, ayrıca dediğimiz gibi Kürdü Kürt kesecekti.

İran ve PKK arasındaki stratejik ortaklığın çok eski bir tarihi var. Cemil Bayık’ın 2013 Temmuzunda KCK eş başkanı olması yeni dönem için stratejik ortaklığın zeminin arttırdı. Artık İran ile günlük ilişkiler vardı, YNK ve PKK barıştırılmıştı. Bu barışmanın ilk kutlaması gibi gerillalar törenle Kandilden Kerkük’e kadar gezdirile gezdirile getirildi. Giden gurup 20-30 civarındaki, askeri eğitimleri yetersiz gençlerden oluşuyor. Kerkük’ün Irak tarafından işgal edildiği 2017 yılına değin Kerkük ve çevresinde sadece iki ciddi operasyon ve çatışma yaşandı. Bir gerilla bu çatışmaların birinde hayatını kaybetti.

Aslında görüldüğü gibi PKK’nin Kerkük’ü kurtardığı propagandasının gerçeği budur. IŞİD psikolojik üstünlük yakalamıştı ve Kerkük’e dönük önlenemez bir saldırı yoktu. PKK medyası İran ve PKK arasındaki bu stratejik anlaşmayı ve Kürdistanı kuşatma projesini mükemmel bir biçimde servis etti ve PKK Kürt halkına bir kurtarıcı gibi sunuldu.

PKK’nin bedel verdik sömürüsü

Kerkük bu kuşatmanın ilk adımı oldu. Daha sonrasında Mahmur ve Şengal’e geldi.  PKK tüm bu süreci kayıplar verdik, şehitlerimiz var bedel verdik diyerek izah ediyor. Hayatını kaybedenler bu halkın öz be öz çocuklarıdır. Kaldı ki PKK tek bir karış toprakta peşmerge olmadan savaşmamıştır. Ne Şengal’de ne Mahmur’da ne de Kerkük’te her yerde Peşmerge’de hazırdı. Fakat PKK bu kazanımı kendine mal etmeyi bilmiştir. Büyük bir algı operasyonu yaratılmıştır. Bedellerin olması İran ile yapılan süreçleri yok saymak demek değildir. PKK’nin Kürdistan Bölgesini kuşatma süreci Kerkük ile başlamıştır Karaçolan, Dara Tuye, Şehit Harun, Dabaşan gibi yerlerde planlanmış süreçlerdi.

Bu süreç PKK’nin dört bir yandan Kürdistan Bölgesini kuşatmasının bir özetidir. Şengal meselesi de bu sürecin bir devamıdır. Bu kuşatma PKK’nin değil İran devletinin bir ajandası olarak gündeme girmiştir.

Mustafa Selimi’nin Lahor Cengi’ye bağlı güçler tarafından İran’a teslim edilişinin üzerinden bir yıl geçti

Mustafa Selimi’nin Lahor Cengi’ye bağlı güçler tarafından İran’a teslim edilişinin üzerinden bir yıl geçti Ali Ciwanmerdi, Hengaw, Saqiz, YNK, Zanyari, Asayiş, Aras Cengi, İdam,

Kürtlerin büyük tepki gösterdiği Mustafa Selim’i olayının üstünden bir yıl geçti.

 Doğu Kürdistanlı Politikacı Mustafa Selimi İran’ın Saqqez kentindeki cezaevinden firar ederek Süleymaniye’ ye gelmiş burada yakalanarak İran devletine teslim edilmiş beş gün sonra idam edilmişti. Lahor Cengi’ye bağlı Zanyari ve asayiş güçleri olaydan haberdar olmadıklarını belirtmişlerdi.  Hengaw İnsan Hakları Örgütü olayı deşifre etmişti.

Gazeteci Ali Ciwanmerdi’de belgelerle Selimi’nin teslim edilişini doğrulamıştı. Başlangıçta YNK’nin Eşbaşkanın kardeşi ve danışmanı olan Aras Şeyh Cengi “ne yapalım yani İran’ı karşımıza mı alalım, çıkarlarımıza göre davranacağız” dese de olayın Kürt kamuoyunda infiale yol açması sonucu YNK olayla ilgisi olmadığını, Selimi’nin Kürdistan’a gelmediğini iddia etmiştir. Bunun üzerine gazeteci Ali Ciwanmerdi belgelerle Selimi’nin Kürdistan’a geçtiğini ispatlamıştır.

Neler olmuştu?

Seqiz cezaevinden kaçtıktan sonra Banê kentinde yakalanan 11 Nisan’da İran rejimi tarafından idam edilen Doğu Kürdistanlı siyasi mahkûm Mistefa Selîmî’nin olayını araştırmak için Kürdistan Parlementosu bir komisyon kurmutur. Bu komisyon araştırma yapmış, şahit dinlemiş bulgulara ulaşmış, netice de Mustafa Selimi’nin Süleymaniye ye kadar geldiği Süleymaniye’ tutuklanıp İran’a verildiğini tespit etmiş ve bir rapor hazırlayarak 2 Nisan günü Parlamento’ya ve hükümete sunmuştu.

Raporda neler yer aldı?

Rapor komisyonda yer alan Erşed Husên, Hîkmet Miḧemed, Rizgar Îsa Siwar, Nizar Mela Ebidulẍefar ve Miḧsîn Husên imzası ile hazırlandı. Rapor, Mistefa Selîmî cezaevinden firar eden 6 mahkûm ile birlikte Kürdistan Bölgesi’ne geçmeyi kararlaştırdığı, bazılarını giriş yaptığı bazılarının ise gelmekten vazgeçtiği belirtilerek “Mistefa Selîmî 2 Nisan 2020 tarihinde Güney Kürdistan’ın Pêncwên ilçesinin Germek nahiyesinin SîyaGwûze köyüne ulaşmış, oğluna kısa mesaj atarak güneye ulaştığını söylemiştir” ifadeleri de yer almıştı.

Komisyonun raporunda, Mistefa Selîmî’nin SîyaGwûzê köyünün camisine gittiği, orda geceyi geçirdiği ve köy halkından bazılarının kendisini gördüğü, daha sonra köyden bir kişinin coronavirus tehlikesi nedeniyle asayişi bilgilendirdiği, daha sonrası asayiş güçlerinin köye gelerek Mistefa Selîmî’yi götürdüğü ayrıntıları yer almıştı.

Raporda ayrıca Mistefa Selîmî’nin ailesi ile yaptığı görüşmede, Kürdistan Bölgesi’ne geçtiğini ve ordan İran’a teslim edildiğini söylediği bilgisi de yer almıştı.”

PKK’nin uyuşturucu madde kuryesi deşifre oldu

PKK’nin uyuşturucu madde kuryesi deşifre oldu İran İtlaat, Gümrük, Egit, PKK, haraç,EMCDD, interpol,

PKK’nin İran üzerinden Güney Kürdistan’a uyuşturucu taşıyıcılığı devam ediyor. Son olarak 10 kilo uyuşturucunun Güney Kürdistan’a geçirildiği tespit edildi.

Darka Mazi’nin Kürdistan’dan bildiren kaynakları PKK’nin Mart ayı içerisinde İran’dan Kürdistan Bölgesine 10 kilo uyuşturucu geçirdiğinin tespit edildiğini bildirdi.

Kaynaklarımızın bildirdiğine göre 14 Mart günü Doğu Kürdistan’ın Serdeşt ilçesine bağlı Aşağı Bêwrana köyünde yaşayan,PKK için uyuşturucu kuryeliği yapan bir kişi tarafından 10 kilo uyuşturucu PKK’nin gümrük birimlerine teslim etti. Kuryelik yapan kişi Salih Sor kod adını kullanan Salih Abdullah. Salih Abdullah’ın köylüleri Abdullah’ın itlaat için çalıştığını belirtiyor, ayrıca Abdullah tüm civar köylerde de İran istihbaratı Itlaat’ın adamı olarak biliniyor.

Kaynaklarımızın bildirdiğine göre Salihe Sor uyuşturucuyu sınıra yakın Hêro kasabasına bağlı Gorhêlke alanında Egit kod adlı PKK kadrosuna teslim etti. Egit’in PKK’nin alandaki gümrük çalışmalarında yer aldığı ve vergilendirme yaptığı biliniyor. Salihe Sor uyuşturucu kuryeliği için her kilo başına 400 Amerikan doları aldığı da kaydedildi.

PKK İran-Türkiye ve Güney Kürdistan arasındaki sınır bölgeleri kontrol altında tutarak buralardan hem kaçakçılardan vergi adı altında haraç alıyor ayrıca da uyuşturucu hatlarını kontrol ediyor. Büyük uyuşturucu tacirleri PKK ile yıllık anlaşmalar yaparak komisyon ödüyor.

PKK’nin maddi kaynakları içerisinde en büyük pay uyuşturucu ticaretinde. PKK bu nedenle Avrupa’da kara listede bulunuyor. Avrupa’da uluslararası uyuşturucu ticaretini inceleme komisyonu olarak bilenen EMCDD’a en son 2019 yılı raporunda PKK Avrupa’daki en büyük uyuşturucu ticaret şebekesini yürütüyor. Rapora göre PKK buradaki uyuşturucu ticaretinden 2012 ve 2019 yılları arasında milyar dolarla ifade edilen miktarda para kazandı. İnterpol raporlarında ise PKK’nin uyuşturucu ticaretinden yılda 3 milyar dolar kazandığı bildiriliyor.

EMCDD’nin 2019 yılı raporuna şu linkten ulaşa bilirsiniz: https://www.emcdda.europa.eu/system/files/publications/12078/20192630_TD0319332ENN_PDF.pdf

İdam edilişinin 74’üncü yıldönümünde Qazi Muhammed ve vasiyeti

İdam edilişinin 74'üncü yıldönümünde Qazi Muhammed ve vasiyeti

Bugün Mahabad merkezli Kürdistan Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Qazî Mihemed ve arkadaşlarının Çarçira Meydanı’nda idam edilişinin 74’üncü yıldönümü.

Qazî Mihamed 1900 yılında Doğu Kürdistan’ın Mahabad kentininin ileri gelenlerinden Alî Qazî’nin oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunda ‘Kutabhane’ denilen medresede okumuş ve babasından temel eğitimini almıştır. Mahabad Vakıflar Dairesi Müdürlüğü görevinden sonra yaptıktan babasının yerine kadılığa atanmıştır.

12 Aralık 1945’te Azerilerin özerkliklerini ilan etmelerinin ardından 22 Ocak 1946’da Mahabad Çarçıra Meydanı’nda Qazî Mihemed’in öncülüğünde, Mahabad halkı, tüm Kürdistan parçalarından misafirler, PDK yöneticileri, aşiret liderleri ve Peşmergeleriyle Mela Mistefa Barzani’nin de hazır bulunduğu toplantıda, Kürt ulusal bayrağının göndere çekilmesi, Milli marş Ey Raqip’in okunması ve dualar eşliğinde Komara Kurdistanê (Kürdistan Cumhuriyeti) ilan edilir.

11 Şubat 1946 tarihinde 30 üyeli Kürdistan Milli Meclisi (KMM) toplantısında Qazî Mihemed Cumhurbaşkanı seçilir. On üç üyeli Bakanlar Kurulu oluşturulur

Hacı Baba Şêx Başbakan, Mihemed Husên Seyfi Qazî Savunma Bakanı ve Mela Mistefa Barzani Genelkurmay Başkanı seçilir.

Aynı gün KMM, Kürtçe’yi devletin resmi dili, “Ey Raqib”i Kürdistan Marşı ve Kürdistan’ın bayrağını seçti. Bayrağın şekli üstte kırmızı, ortada beyaz, altta yeşil şeritler üzerinde yirmibir ışını bulunan sarı bir güneş yerleştirilmişti.

Kürdistan Milli Meclisi, eğitim alanında iyileştirme kararı aldı ve genel ve zorunlu ilk öğretimi tesis eden yasalar çıkardı. Fakir ailelerin çocuklarına para yardımı, giyecek ve ders kitapları verildi. Kültürel çalışmaların önemini vurgulayan Meclis, ilk olarak iki Kürt şairin, Hejar ile Hêmin’in şiir kitaplarını devlet matbaasında bastırdı. Kısa bir süre içerisinde Kürt okulları kuruldu ve Kürtçe eğitime başlandı. Hawar ve Hilale adıyla iki yeni dergi yayınlandı.

Sovyetler 9 Mayıs’ta İran topraklarından çekilince 17 Aralık’ta İran ordusu Mahabad’ı işgal ederek Kürdistan Cumhuriyeti’ni yıktı. 30 Mart 1947’de Cumhurbaşkanı Qazî Mihemed, Başbakan Hacı Baba Şêx ve Savunma Bakanı Mihemed Husên Seyfi Qazî, Cumhuriyetin kurulduğu yer olan Çarçıra Meydanı’nda asılarak idam edildi.

Qazî Mihamed’in vasiyeti şöyle:

‘Bağışlayan ve Yüce Allah’ın adıyla…

Ey Kürt halkı!

Değerli kardeşlerim!

Zulüm ve baskı gören halkım!

Ben ömrümün son saatlerini yaşıyorum. Allah aşkına artık birbirinize düşmanlık etmeyin, sırt sırta verin, zorba düşmana ve zalimlere karşı durun. Kendinizi düşmana bedava satmayın.

Kürt halkının düşmanları çoktur, zorba ve acımasızdırlar. Her halkın, ulusun başarı sembolü, birliktir, işbirliği ve dayanışmadır. Birliğini sağlamayan, uyumu olmayan her halk, her zaman düşmanın baskısına maruz kalır, ezilir. Kürtlerin, yeryüzünde yaşayan öteki halklardan eksik bir yanı yoktur. Hatta siz yiğitliğinizle, fedakârlığınızla, baskıdan kurtulan halklardan daha ileridesiniz. Düşman, işinin gerektiği kadarıyla sizi ister ve işi bittikten sonra size hiç acımaz, sizi hiç affetmez. Düşmanlarının baskısından kurtulan halklar da sizin gibiydiler, ama onlar kurtuluş için birliklerini sağlamışlardı. Yeryüzündeki tüm halklar gibiİdam edilişinin 74’üncü yıldönümünde Qazi Muhammed ve vasiyeti artık siz de ezilmeyin. Birlik olursanız, birbirinizi kıskanmazsanız, kendinizi düşmana satmazsanız, siz de kurtulursunuz.

Kardeşlerim,

Artık düşmanlarınıza aldanmayın, Kürtlerin düşmanları hangi ulustan ve guruptan olurlarsa olsunlar, düşmanlarımızdırlar, merhametsizdirler, vicdansızdırlar, size acımazlar. Sizi birbirinize kırdırırlar, yalan dolanlarla, para-pulla sizi karşı karşıya getirirler. Kürt halkının düşmanları içinde en zalimi, en melunu, en Tanrı tanımazı, en acımasızı Acem (İran)’dır. (İran) Kürtlere yönelik her türlü suçu işlemekten geri kalmaz, tüm tarihi boyunca Kürtlere düşman olmuş, kin gütmüştür, gütmektedir. İsmail Ağa’yı (Simko), kardeşi Cevher Ağa’yı, Mengur’lu Hamza Ağa’yı ve daha nicelerini, Kuran’a yemin ederek kandırdılar, kalleşçe öldürdüler. Onlar, Acemlerin kendilerine iyi davranılacağına dair Kuran üzerine ettiği yemine safça inandılar. Bugüne kadar olan tarih boyunca hiç kimse, Acemlerin sözlerine sadık kaldıklarını, Kürtlere verdikleri sözü tutup vaatlerini yerine getirdiklerini görmemiştir. Küçük bir kardeşiniz olarak size diyorum ki, Allah aşkına, birbirinizi tutun, birbirinize destek olun. Emin olun ki, eğer Acem size bal veriyorsa mutlaka içine zehir katmıştır. Acemlerin yalan vaatlerine, sözlerine kanmayın, eğer Kurana bin kez el basıp söz verse de amacı sizi kandırmaktır, hile yapmaktır.

Ben ömrümün son saatlerini yaşıyorum. Diyorum ki size doğru yolu göstermek için elimden gelen her şeyi yaptım, canla başla mücadele ettim, bu uğurda gevşek davranmadım. Şimdi de size diyorum ki artık Acemlere inanmayın, onların Kuran’a el basarak verdikleri söze inanmayın. Size nasihat ediyorum ki yüce Allah aşkına vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah’ı tanıyorlar, ne peygambere, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onların nezdinde, Müslüman da olsanız, Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onların düşmanısınız, malınız onlara helaldir.

Benim verdiğim söz “Sizi kötü kalpli düşmanın eline bırakıp gitme” değildi. Ben geçmişimizi ve Acemlerin söz vererek, hileyle kandırıp yakaladığı, öldürdüğü büyüklerimizi çok düşündüm. Onlar her zaman aklımdaydılar ve ben hiç bir zaman Acemlere güvenmedim. Ama onlar buraya (Mahabad) dönmeden önce, yolladıkları mektuplarla, elçi olarak gönderdiği ünlü Kürt ve Farslarla, Acem devletinin, Şah’ın kendisinin kötü amaçları olmadığına, Kürdistan’da bir tek damla kan akıtmayacaklarına dair söz verdiler. Onların verdikleri sözün neticesini şimdi siz kendi gözlerinizle görüyorsunuz. Eğer aşiret reislerinin ihaneti olmasaydı, onlar kendilerini Acem hükümetine satmasaydılar, bunlar da bizim ve Cumhuriyetimizin başına gelmezdi.

Sizlere nasihatim, vasiyetim odur ki; çocuklarınızı okutun. Eğitim dışında, bizim diğer halklardan hiç bir eksiğimiz yoktur. Halklar kervanından kopmamak için okuyun, okumak düşmana karşı en etkili silahtır.

Emin olun, bilin ki, eğer uyumunuz, birliğiniz, eğitiminiz iyiyse, düşmana karşı zafer kazanırsınız. Benim, kardeşimin ve amcaoğullarımın öldürülmesi, gözünüzü korkutmasın. Amaçlarımıza ulaşana kadar daha bizim gibi birçok kişi, bu yolda öleceklerdir.

Eminim ki bizden sonra da başka kişiler riyakârca aldatılarak ortadan kaldırılacaktır.

Eminim ki bizden sonra birçok kişi, bizden yetenekli ve bilinçli de olsalar, Acemlerin kurduğu tuzağa düşecekler. Ama umut ederim ki bizim ölmemiz, bağrı yanık Kürtlere, ibret olur, ders alırlar.

Size bir diğer vasiyetim de şudur: Halkın mutluluğunu, iyiliğini isteyin. Halk sizin yardımcınız olursa, eminim ki siz de Allah’ın yardımıyla başarıya ulaşırsınız. “Sen niye başarıya ulaşamadın” diyebilirsiniz. Cevap olarak diyorum ki, “Vallahi ben başarılı oldum. Ben halkın ve vatanın uğruna malımı, canımı veriyorum. Bundan daha büyük bir başarı, nimet olur mu?” İnanın ki ben her zaman Allah’ın, onun resulü, halkım ve vatanın huzuruna yüz akıyla çıkacak bir ölümü istedim. Bu, benim için bir zaferdir.

Sevdiklerim,

Kürdistan tüm Kürtlerin evidir. Her evde, ev sakinlerine bildikleri iş verilir. Artık ötekilerin kıskanma hakkı yoktur. Kürdistan da böylesi bir evdir. Eğer siz birisinin bu evde çalışabileceğini biliyorsanız, bırakın çalışsın.

Onun işine taş koymak olmaz artık. Sizden birisinin omuzlarında büyük sorumluluklar olmasından, yerine getireceği, sorumluluk duyacağı bilinenlerin payına büyük işler düşmesinden ve onun da bu işleri yapmasından üzüntü duymak olmaz. Emin ol ki Kürt kardeşin kindar düşmandan daha iyidir. Eğer omuzlarımda büyük sorumluluk olmasaydı, ben bugün darağacı altında olmayacaktım. Birbirinize karşı tamahkar olmayın. Bizim emirlerimizi yerine getirmeyenler, sadece emirleri yerine getirmemekle kalmıyorlardı, bize tam bir düşman gibi davranıyorlardı. Şimdi onlar çocukları arasında ve derin uykudalar. Biz kendimizi halkın hizmetçisi olarak gördüğümüz için, halka hizmet ettiğimiz için darağacının altındayız ve ben son saatlerimi vasiyetimi yazarak geçiriyorum. Eğer omuzlarımda büyük bir sorumluluk olmasaydı, ben de çocuklarımın arasında, derin uykuda olurdum. Oysa ben şu anda ölümünden sonra yapmanız gerekenler konusunda nasihatlerimi yazıyorum. Ve eminim ki eğer sizden biri benim sorumluluğumu almış olsaydı, şimdi o darağacı altında olacaktı. Allah’ın rızasını almak için, halkının hizmetkârı olan bir Kürt olarak, omuzlarımdaki sorumluluk gereği aşağıdaki nasihatleri ediyorum. Umud ederim ki, şu andan itibaren dersler çıkarır, nasihatlerime uyarsınız, Allah’ın yardımıyla düşmana karşı zafer kazanırsınız.

1- Allah’a, peygambere (Allah’ın selamı üstüne olsun) ve Allah’ın yanında olan her şeye inanın, iman edin, dini vecibeleri yerine getirmede güçlü olun.

2- Aranızdaki birlik ve uyumu koruyun, birbirinize kötülük yapmayın, özellikle sorumluluk ve hizmet alanında tamahkâr olmayın.

3- Düşmanın sizi aldatmaması için, eğitim seviyenizi yükseltin.

4- Düşmana özellikle Aceme inanmayın. Çünkü Acem birkaç açıdan sizin düşmanınızdır. Dininizin, ülkenizin, halkınızın düşmanıdır. Tarih ispat etmiştir ki Kürtler aleyhine sürekli bahane aramıştır. En küçük suçlarda dahi Kürtleri öldürüyorlar, Kürtlere karşı her türlü suçu işlemekten geri kalmıyorlar.

5- Bu dünyada, birkaç günlük ve önemsiz bir bir yaşam uğruna kendinizi düşmana satmayın, çünkü düşman düşmandır, düşmana güvenilmez.

6- Birbirinize, siyasi, maddi, manevi ve namus alanlarında ihanet etmeyin. Çünkü hain, Allah’ın, insanların huzurunda suçludur, ihanet döner haini vurur.

7- Eğer sizden birisi, ihanet etmeden işini yapıyorsa, kendisine yardımcı olun, kıskançlık ve tamah için kendisine karşı durmayın, ya da Allah göstermesin onun hakkında yabancıların ajanı olmayın.

8- Bu vasiyetimde cami, hastane ve okullar hakkında yazdıklarımın yerine getirilmesini talep edin, bunlardan yararlanın.

9- Diğer halklar gibi baskı ve zulümden kurtulmak için mücadele etmekten geri durmayın. Dünya malı önemli değildir. Eğer vatanınız varsa, özgür ve serbestseniz, o zaman her şeyiniz var demektir, malınız, mülkünüz, devletiniz, ülkeniz, saygınlığınız da olacaktır.

10- Allah’a olan can borcu dışında, kimseye borcum olduğunu zannetmiyorum. Ama eğer az ya da çok, borçlu olduğum birisi çıkarsa, ben geriye çok mal-mülk bıraktım, gidip varislerimden borcunu istesin.

Birbirinizi tutmadığınız müddetçe başarılı olamazsınız. Birbirinize zulüm etmeyin. Çünkü Allah zalimleri çok erken yok eder. Zulüm ortadan kalkacak, bu Allah’ın sözüdür, Allah zalimden intikam alır.

Bu sözleri kulağınıza küpe edeceğinizi umud ediyorum. Allah sizi düşmanlarınız karşısında zafere ulaştırsın. Sadi’nin buyurduğu gibi:

Amacımız nasihatti, yaptık. Sizi Allah’a havale ettik, gidiyoruz.

Halkının ve vatanının hizmetçisi Qazî Mihemed”