Haşdi Şabi ve PKK’nin Kürtler için tehlikeli ortak askeri tatbikatı sona erdi

Haşdi Şabi ve PKK’nin Kürtler için tehlikeli ortak askeri tatbikatı sona erdi Şengal, Ezidi, İran Şii, Irak, Erbil Dron saldırısı, Irak

İran’a icazetli Şii Haşdi Şabi milisleri ile PKK’ye bağlı YBŞ güçlerinin Ezidi Kürtlerin yaşadığı Şengal’deki ortak tatbikatı sona erdi.

Tatbikat mı siyasal gövde gösterisi mi?

Şii milis gücü Haşdi Şabi ve YBŞ güçleri 23 Eylül’den bu yana Şengal’de askeri bir hareketlilik içindeler. Hareketliliğin amacına dönük her iki tarafın basınında da  “IŞİD’e karşı mücadele ve Irak seçimlerinin başarılı sonuçlanması için alınan güvenlik tedbirleri” olarak gösteriliyor. Oysaki ki alanda zaten IŞİD’e bağlı bir her hangi bir hareketlilik yok. Seçimde dağlık alanda yapılmıyor. Bu nedenle operasyon adı altında yapılan tatbikatın daha çok gövde gösterisi olduğu ve askeri beraberliği meşrulatırmak olduğu kabul ediliyor.

Şii milis gücü Haşdi Şabi ve PKK arasında 2014 yılından bu yana siyasi ve askeri bir ittifak var. Her iki tarafta Şengal’in İran’ın şii hilal projesine göre Kürdistan Bölgesinden kopmasını esas alıyor. Ayrıca her iki tarafta Şengal’de durumun normalleştirmesine dönük olarak Bağdat ve Erbil hükümetlerinin BM garantörlüğünde imzaladığı Şengal anlaşmasını engellemek için güç birliği yaptığı biliniyor.

YBŞ’nin Haşdi Şabi’nin 80’inci tümenine dahil olma süreci

PKK bu anlaşmadan sonra Rojava’dan iki taburu daha Şengal’le kaydırdı. Ayrıca tüm PKK’ye bağlı YBŞ güçleri Haşdi Şabi’nin 80’inci birliklerine resmi olarak katıldı. PKK tarafından kurulan YBŞ güçleri 2015 yılından bu yana Şii milis gücü Haşdi Şabi’nin bir kolu olarak maaş alıyordu. Fakat siyasi nedenler ve özellikle de Kürt halkının tepkisi nedeni ile ittifakını gizli biçimde yürütüyordu.
Kürt düşmanı Haşdi Şabi

Radikal Şii inancının bir parçası olan Haşdi Şabi güçleri her fırsatta Kürdistan Bölgesini tehdit ediyordu. Özellikle de son bir yıldır Erbil’i hedef alan dron saldırıları yapılıyor. Haşdi Şabi güçleri Kürdistan Bölgesinin resmi statüsünün ortadan kaldırılmasını her fırsatta dile getiriyor.
Haşdi Şabi gücü genel olarak IŞİD’in Şii versiyonu olarak biliniyor. IŞİD’in Kürtleri hedef alan düşüncelerinin bir benzeri Şii inancı adı altında yürütüyor.

PKK Erbil saldırılarının bir parçası olmuyor mu?

Kürdistan düşmanı Haşdi Şabi ile ittifak yapan PKK güçleri aslında  Kürdistan’a yapılan tüm saldırılara da bu biçimde ortak olduğunu gösteriyor. Haşdi Şabi ve PKK arasındaki ortaklık Kürdistan Bölgesi karşıtlığı ve İran ajandasının başarısı üzerine kurulmuş bir ortaklık. İran ve Irak içindeki Şii kanadın bir bölümü PKK’yi Irak’ta resmi ikame etmek ve meşrulaştırmak için her yolu deniyor. Bu yollardan en belirgini ise askeri ortaklık yolu. Bunun merkezi ise Kerkük- Mahmur ve Musul-Şengal hattında yürütülüyor.

PKK yöneticileri Kandil ve Behdinan hattından, Haşdi Şabi yöneticileri ise Basra ve Bağdat’tan Kürdistan Bölgesini tehdit ediyor. Her iki tarafta askeri olarak saldırıda bulunmak tehdidinde bulunuyor.

PKK medyası bu tatbikatı medyasında çok işlemedi. Çünkü operasyonun iki güç arasındaki Irak’taki anti-Kürt ittifakını deşifre eden önemli bir delil olarak kabul ediliyor. Siyasi gözlemciler PKK’nin Kürdistan Bölgesine saldıracak bir Haşdi Şabi ile ortak hareket edeceğini belirtiyor.

Şengal’de 5 gündür Haşdi Şabi ve PKK’nin ortak operasyonu bu çerçeveden bakınca Kürtler için zararlı bir adım.

PKK saflarındaki IŞİD’liler

PKK saflarındaki IŞİD’liler El Nusra, YPG, YBŞ, Şengal, Barzani, Şengal'i kurtarma operasyonu,

Dünün İŞİD’lileri bu günün PKK’lileri

Irak ve Şengal hattında geçmişte terör örgütü IŞİD saflarında yer alan bazı kişilerin PKK’nin seksiyon örgütleri YPG ve YBŞ saflarında yer aldıkları öğrenildi.  Bu kişilerin IŞİD’den PKK’ye nasıl geldikleri, gelince hesap verip vermedikleri gibi birçok soru ise kafaları karıştırıyor. Çünkü bu kişilerin birçoğu Şengal gibi olaylarda yer almış kişiler.

Yerel halkın özellikle de Şengal’deki Ezidi halkın talebi üzerine Darka Mazi ekibi IŞİD üyesi iken birden bire PKK’li olan kişileri araştırdı. 100’e yakın isim sadece ekibimiz tarafından tespit edildi. Bu kişiler Şengal’de veya Rojava’da görev yapıyor. Geçtiğimiz yıl PKK ve Haşdi Şabi’nin Bağdat ve Erbil hükümetlerinin Şengal’i yeniden yapılandırma anlaşmasına karşı çıkmıştı. PKK o dönem Rojava’dan iki tabur getirerek Şengal’e yerleştirdi. Bu güçlerin içinde pek çok Arap’da bulunuyordu. Daha önce Irak’dan Suriye’ye geçerek IŞİD’le ilişkilerini gizleyen pek çok kişi de YPG saflarına geçmişti. Bu kişiler bu taburlar içinde Şengal’e geri gönderildi.

Yaptığımız araştırmalarda bu kişilerin büyük çoğunluğunun da kontrol noktası, asayiş vb. kurumlarda yer aldığı ve emirleri altında Kürtlerin de olduğunu gördük.

Zeda aşireti üyesi beş IŞİD’li şimdi YBŞ’nin Şengal’de kontrol noktasında görevli

Zeda üyesi olan Mihsin Ali Muslih, Xamîs Alî Muslih, Hasan Alî Muslih, Qahtan Mihemed Muslih û Adnan Mihemed Muslih”  isimli kişiler bir zaman IŞİD üyesi idi. Bu kişiler Meydan köyünde yaşıyorlardı. 2014 yılında IŞİD çetelerine katıldılar. Ezidi köylerini talan eden guruplarda yer aldılar. Şengal’in Mesut Barzani tarafından yönetilen operasyonla kurtarılmasından sonra Rojava’ya geçtiler ve oradaki kamplarda kaldılar. Daha sonra da orada YPG saflarına katıldılar. Geçtiğimiz yıl PKK ve Haşdi Şabi’nin Şengal anlaşmasına karşı açık ortak tavır alması ve ortak birlikler kurmasından sonra bu kişiler Şengal dağı yakınlarındaki Şilo kontrol noktasında YBŞ’ye bağlı güçler içinde yer aldılar.

Eski IŞİD’li yeni PKK’li başka bir isim ise Ahmed Xizir Ahmed Alî. Daha çok  “Ahmed Xizir Silêman – Ahmed Mela – Ahmed Almûla” isimlerini kullanıyor. Bu kişi geçmişte IŞİD’in istihbarat biriminde yer almış biri. Zaten IŞİD Musul’u ele geçirmeden öncede Musul’da Irak polis güçleri içinde çalışıyor. Bu kişide IŞİD’in Musul ve Şengal işgalinde görev almış biri. Pek çok istihbari bilgi vermiş. Pratik sahada da görev almış. Şu anda ise PKK saflarında ve Zekor kod adını kullanıyor.

73’üncü fermanın merkezi  Sinune köyündeki Araplar şimdi PKK’de

Kaynaklarımızın verdiği ve teyit ettiğimiz isimler arasında çok ilginç olaylarda var. Bunlardan biri de Sinune köyündeki eski IŞİD’lilerin şu anda PKK saflarında olanları. Sinune köyü 3 Ağustos Ezidi katliamında merkez konumundaydı. Köyün içindeki Araplar Ezidilere gitmeyin sizi koruruz demiş, Ezidiler bunu için köyü terk etmemişti. Fakat ertesi gün olay tam tersi bir duruma geldi. Gitmeyin diyen Araplar bu insanları katletti. Kadınlar esir pazarlarına götürüldü. İşte o köydeki IŞİD’li Araplar’da şu anda PKK’nin Şengal’deki seksiyon örgütü YBŞ ile çalışıyor. Bu isimlerden Darka Mazi’nin teyit ettikleri şunlar: “Alî Hemîd Ahmed Ibrahîm, Hiza Agle Mihemed Şarqî, Hindî Ahmed Şarqî, Mihemed Casim Mihemed Şarqî, Êfuk Qasim Ziku, Hibe Farhan Qasim Ziku, Alî Asil Xalif Alraşdî û Yasir Mahîdî Îyade Zahir”.

Yaptığımız araştırmalarda bu kişilerin IŞİD’li oldukları ve Ezidi Kürtlerin katliamına katıldıklarının netleştiği için Kürdistan Anti-Terör güçleri tarafından haklarında tutuklama kararı olduğu öğrenildi.

Amaç sayısal üstünlük mü?

Tespit edilen isimler arasında IŞİD militanı olduğuna hiç kuşku götürmeyen onlarca isim var. Yerel halk PKK’nin bunu sayısal üstünlük sağlamak olduğunu şu an ki hali ile Ezidiler’in Şengal’de neredeyse azınlığa düştüğünü söylüyor. Bu durum başlı başına PKK’nin Şengal amacının Ezidi halkı olduğunu ortaya koyan bir durum. Yoksa hiç hesap sormadan, ilkesiz bir biçimde İŞİD’lilere bu biçimde kendi saflarında özellikle de Şengal’de yer vermezdi. PKK şu anda Şengal’de Şiiler, Sünni Araplar’ı Ezidilerden daha fazla konumlandırmış durumda. Bu aslında PKK’nin Şengal demografisini değiştirmesini de getiriyor. Normalde araplar ve Kürtler iç içe yaşasa bile herkes kendi toplumu içindeydi. Bu hali ile aslında PKK siyasi Araplar, Şiiler ve Ezidi Kürtleri iç içe geçirerek Ezidi Kürtlerin asimilasyonuna hizmet ediyor.
Bu durum Ezidiler için en büyük ferman olur.

DAİŞ savaşçısı iken PKK asayişi olanlar

Yaptığımız araştırmalarda karşılaştığımız pek çok olay ve isim oldu. Araştırmanın kantıları olarak bazı isimleri ve haklarındaki bilgileri belirtecek olursak:

Mehmet Mela Al-Semawi; Um Zibyan-Baac köyünden o da IŞİD’den PKK’ye transfer olan isimlerden. Şu anda Sinune’de kalıyor.

Sabah Xilîf Ubayd Al-Bicarî; Hesawîk-Sinonê köyünden, IŞİD saflarında yer aldığına dair belgeler var. Hiçbir hesap vermeden şu anda da Hesawik bölgesindeki PKK güçleri içinde yer alıyor.

Casim Mihemed Ahmed; Daha çok  “Casim Mihemedok” ismi ile tanınıyor. Şu anda ise PKK’de Polat kod adını kullanıyor. Sinone’ye bağlı El Hesro köyünden. Musul ve Şengal işgal edilmeden önce IŞİD çetelerine katılmış. Şengal’in Mesut Barzani’nin yönetiği operasyonla 13 Kasım 2015 tarihinde kurtarılmasından sonra Rojava ve Suriye’ye gitmiş. YPG saflarına katılmış ve şimdi de YBŞ’de yer almış. Polat Irak Ulusal Asayiş güçleri tarafından da Terör suçlarından dolayı aranıyor.

El Nusra’cı da var

Saûd Silêman Al-Sinusi adlı kişi Til Koçer’e bağlı Biralhlo köyünden. Eski El Nusra Cephesi üyesi. Şimdi PKK ile beraber ticaret yapıyor. Suriye ve İran arası kaçak mal getirip götürüyor. PKK Gümrüğü ile koordineli çalıştığı konusunda bölge halkının kuşkusu yok

IŞİD’in şöförü

Ehmed Esed Xelef Al-Raşidî,  2014 yılından önce de IŞİD ile çalışmış. 2014 yılıda ise IŞİD’in şoförlüğünü yapıyor. Şu anda ise ailesi ile beraber Rojava’da yaşıyor. YPG’nin temel ilişki ağlarından biri. YPG’nin has adamı olarak tanınıyor. Al Raşidi’de Suriye ve Irak arasında kaçakçılık yapanlardan.

PKK’nin bu kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan ilişkileri Kürt davasını, Kürt toplumunu yozlaştıran önemli bir husus. Bu durumun Kürtler üzerindeki olumsuz etkisi daha çok teşhir edilmeli.

Darka Mazi ekibi olarak tespit ettiğimiz isimlerin tümünü tek tek izah etmeyi gerekli görmedik fakat bu isimlerin bir biçimde deşifre olması içinde tespit edebildiğimiz isimlerin tümünü yayınlıyoruz.

1- Welîd Ebdulmacîd Farhan Hisên, “köyü Baac

2- Seyf Mihemed Xelef Ebo, aşireti Raşidî, “ köyü Bêrqasim-Sinonê”.

3- Ala Hisên Xalib Qutib, aşireti Şerabî, “köyü Zeku-Sinonê”.

4- Sifok Qasim Zeku Xelef, aşireti Şerabî, “köyü Zeku-Sinonê”.

5- Ahmed Xizir Ahmed Alî, aşireti Sebawî, “köyü Um Elizubyan-Baac”.

6- Mihemed Gizob Salih, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

7- Xizir Salih Qitib, aşireti Şerabî, “köyü Zeku-Sinonê”.

8- Semîr Alî Îbrahîm Şerqî, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

9- Hadî Fewaz Ebd Mihemed, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

10- Alî Abdullah Salih, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

11- Casim Mihemed Ahmed Alî, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

12- Ahmed Xizir, aşireti Şerabî, “Sûriyê”.

13- Casim Selîm Time, “Selahedîn’de yaşıyor”.

14- Ahmed Esl Xelef, aşireti Raşidî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

15- Casim Bircis Soyan, aşireti Fedaxî, “köyü um Zibyan-Sinonê”.

16- Tîsîr Mihîdî Yade, aşireti Raşidî, “köyü Bêrqasim-Sinonê”.

17- Abdulla Al-Qitmîr, aşireti Sebawî, “şêniyê Qamişlo-Rojava Kurdistanê”.

18- Ahmed Xemîs Mihemed Xelef, aşireti Şerabî, “köyü Buse-Rabîe”.

19- Sed Mihemed Zeku Xelef, aşireti Şerabî, “köyü Zeku-Sinonê”.

20- Mihemed Alî Kilûş, aşireti Raşidî, “köyü Bêrqasim-Sinonê”.

21- Basil Semîr Alî Îbrahîm, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

22- Sufyan Mihemed Xelef, aşireti Raşidî, “köyü Bêrqasim-Sinonê”.

23- Enwer Mihemed Xelef, aşireti Raşidî, “köyü Bêrqasim-Sinonê”.

24- Salih Ahmed Hetîl, aşireti Teyawî, “şêniyê Baac”.

25- Mîrz Sedî Ezu, aşireti Şerabî, “köyü Zeku-Sinonê”.

26- Minîf Qasim Zeku, aşireti Şerabî, “köyü Zeku-Sinonê”.

27- Feysel Seîd Mihemed, aşireti Raşidî, “ Mûsil’da yaşıyor”.

28- Coma Îbrahîm Casim, “köyü Rcim Al-Ebd-Sinonê”.

29- Heza Egle Mihemed Şerqî, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

30- Mihemed Casim Mihemed Şerqî, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

31- Hindî Aşerqî, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

32- Hîbe Farhan Qasim Zeku, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

33- Yasir Mihîdî Yade, aşireti Raşidî, “köyü Bêrqasim-Sinonê”.

34- Hanî Fewaz Mihemed Meter Xirtûş, aşireti Şerabî, “köyü Bêrcarî-Sinonê”.

35- Ebdulrehman Mihemed Meter Xertûş, “Köyü Bêrqasim-Sinonê”.

36- Adil Mihemed Kinûş, “köyü Bêrqasim-Sinonê”.

PKK yine şaşırtmadı: Şehit düşen Peşmerge olayı ile alakamız yok dedi

PKK medyası bu gün Dinarte’de şehit ettikleri iki Peşmerge için tiyatro gibi bir açıklama yayınladı. Tabi ki şaşırtmadı ve yarım ağızla biz yapmadık dedi.

16 Eylül günü Şehit düşen iki Peşmerge’yi PKK’nin vurduğu konusunda hiç kimsenin kuşkusu yok.  Olay yerindeki Peşmergelerin, Peşmerge Bakanlığının, alandaki halkın, görgü tanıklarının hepsi olayı PKK’nin yaptığını biliyor. Hatta PKK kadroları ve militan kitlesinin de hepsi biliyor. Buna rağmen PKK biz yapmadık diyerek özel savaş yöntemi uygulamış.

Bunun için HPG basın merkezinin bir üyesine sözcü gibi bir sıfatla açıklama yaptırmış. Serdar Yektaş isimli biri ANF’ye “olayla alakamız yok demek” için bir röportaj vermiş. Fakat bir özel savaş yöntemi olarak sanki olay küçük bir olay gibi konuşmasının sonunda yarım ağızla biz yapmadık demiş.  Sanki ortada ölen insan yok gibi, bu insanların aileleri yok, bunlar baba değil, evlat değil, Peşmerge değil. Ölenleri hiçleştirmek, değersiz göstermek. Öyle basit bir taştan bahseder gibi. Tabi bu Serdar isimli PKK kadrosunun tercihi değil. Bu PKK ve HPG’nin yöntemi bu, öldürüp inkar etmek bir yöntem haince ve kalleşçe bir yöntemdir.

Eski yöntemin tekrarı

PKK geçtiğimiz yıl Ekim ayından bu yana PKK Kürdistan Bölgesi sınırları içinde 12 Peşmergeyi şehit etti. Yani 11 ayda 12 peşmerge ve bunlardan hiç birini de çıkıp ben vurdum demedi.

En son Amediye Gire Elho, Hakkari Tepesi hattında da 5 Peşmerge’yi şehit edip inkar etmişti. Hatta en üst düzeyde Murat Karayılan çıkıp “onları Türk savaş uçakları vurdu, bağımsız heyet gelsin” demişti. Bir yıldır Peşmerge öldürme, Kürt öldürmeyi biz yapmadık yalanının arkasına sığınarak yaptı, PKK.

Özgür Jiyanda’nın açıklamaları

PKK’den ayrılan Özgür Jiyanda isimli HPG komutanının yaptığı açıklamalar her şeyi gün yüzüne çıkardı.

HPG’nin ret ettiği tüm olayları bizzat HPG karargâhı planlamıştı. Dinarte olayı da HPG karargahı tarafından planlanmış bir olaydır. Hatta direk Murat Karayılan tarafından talimat verilen bir eylemdir. Bu eylemde PKK’nin iki temel amacı vardır.

Behdinan’ın tümünü savaş meydanı yapma planı

 Bunlardan birincisi; Türkiye’yi Kürdistan Bölgesel Yönetiminin içine çekme planının bir uzantısıdır. Kürdistan’ın tarihsel Behdinan olarak bilinen tüm topraklarının yarısı Türkiye’ye terk edilmiştir. PKK’nin amacı tüm Behdinan bölgesini savaş alanı yapmaktır. Dinarte bu açıdan önemli bir mevkidir. Savaşı Hewler’e kadar götürecek tehlikeli bir plandır.  PKK esasen geçen sonbaharda burada savaşı başlatmak istiyordu. Böylelikle Dinarte hattında kalıcı yerleşmek ve tıpkı Nihele bölgesi gibi insana kapalı bir savaş alanı haline getirmek istiyordu. Fakat koşullar nedeni ile uygulayamadı. Bu yıl büyük bir gözü karalıkla uygulamaya kondu bu plan.
İkincisi ise;  PKK’nin Psikolojik savaş yöntemleri ile ilgilidir. Esasen PKK geçen yıldan beri Peşmerge’ye karşı düşük yoğunluklu bir savaş ilan etmiştir. PKK Peşmerge’ye karşı tümden bir savaşa girmenin kendisine kaybettireceğini bildiği için ne var ne yok biçimindeki bir düşük yoğunluklu savaşa girmiştir. PKK medya da yüksek yoğunluklu askeri alanda düşük yoğunluklu bir savaş ile aslında Kürt öldürmeyi doğallaştırmaya çalışıyor. Bundan sonra da bu durum devam edeceği bekleniyor. Yani bundan sonra her ay PKK’nin bir yerde mayın patlattığını, birkaç peşmergeyi şehit ettiğini, şehirlerde provakatif eylemler yaptığını hepimiz göreceğiz. Yani yaşananlar münferit olaylar değildir, PKK sürekli ama düşük yoğunluklu bir savaş başlatmıştır.

Kalleşçe bir savaş
Bu savaşı da öyle açık açık başlatmıyor. Çok ulusal birlik istiyor gibi görünüp, kalleşçe peşmergeleri şehit ederek yapıyor. Bir yandan Karayılan çıkıp Mesut Barzani ile görüşmek istiyorum diyor öte yandan medyası Barzani mücadelesini hain ilan ediyor. Karayılan çıkıp Kürt öldürmek istemiyoruz diyor. Öte yandan Mustafa Karasu çıkıp “Peşmerge öldürmek kardeş savaşı değil” diyor. Yani PKK çok iç içe ve özellikle de psikolojik savaş boyutu daha ağırlıkta bir savaş yürütüyor. Saldırıyor, mağduru oynuyor; öldürüyor, bizi vuruyorlar diyor; yalan söylüyor ama namuslu görünüyor. Bu savaş yöntemi bir özel savaş yöntemidir. Dünyada en çok mücadele edilmesi gereken yöntemdir. Çünkü düşman yok gibi görünür ama her yerdedir.

PKK yumuşak tutumdan sadece faydalanır

PKK’ye karşı öncelikle siyasal bir tutum gereklidir. Kürdistan Hükümeti PKK’yi Kürt kabul ederek bu güne kadar gösterdiği tüm müsamahaları kesmelidir. Peşmerge güçleri de bir düşmanla karşı karşıya olduğunu net görmelidir. Hatta Peşmerge en tehlikeli düşmanı ile olduğunu bilmek zorundadır. PKK DAİŞ’ten daha tehlikeli bir düşmandır. Çünkü bu güne kadar Peşmerge’ler gerilla vurmaya kıyamadılar ve kardeş gördüler. Oysaki kardeş gördüğü onu arkadan hançerliyor. PKK’nin bu duygusal ortamdan yararlanmasına asla izin verilmemelidir. PKK Dinarte olayında üç mayın döşedi. Her bir mayın 500 kg TNT ile hazırlanmış. Birini ambulansta patlattı. Yani öyle küçük bir mayın döşenmiş, caydırıcı şu bu durum yok. PKK orda Peşmerge’yi imha amaçlı yaklaşmıştır. Kin, nefret ve düşmanlık dolu bir katliam operasyonu yapmak istemiştir. Bu duruma karşı uyanık olunmalıdır. Peşmerge dosta dostça davranır, elini uzatana elini uzatır. PKK’nin düşmanlığına da elbette gereken cevap verilecektir. Kürdistan halkı bunu böyle biliyor.

PKK’den yiğitlik beklemek hata olur

Fakat PKK karşısında en önemli rolü oynaması gereken aydınlar, yazarlar, gazeteciler hala PKK’nin bu savaşına karşı gerekli tutumu almış değiller. Hala biz kardeş kavgası istemiyoruz, savaş olmasın diyorlar. Oysa zaten savaş başlamış, PKK Kürdistan hükümetine savaş açmış.  PKK demek Haşdi Şabi demek, PKK demek İran demektir. PKK’ye tavır alınca bir Kürt partisine değil Haşdi Şabi’nin ittifakına bakar gibi bakmak bir mecburiyettir. Sanki normal bir durum gibi oturup bir iki nasihat ile çözülecek bir durum yaşanmıyor. PKK’nin amacı nettir Kürdistan Bölgesini yıkmak. Fakat Kürdistan Bölgesinin amacı ise “Kürtler arası bir iç savaşı engellemek”. Bu iki amaç arasında çok fark var. Sana silah doğrultana gül uzatamazsın. Hele PKK gibi bir harekete. PKK kendi 20-30 yıllık kadrolarını vurup, düşman vurdu diye başında ağlayan bir harekettir. PKK’den dostluk, Kürtlük, vefa, yiğitlik beklemek hatadır. PKK kalleşçe, sinsice ve kurnazca saldırmaya devam edecek. HPG basının sözcüsü adına yarım ağızla biz yapmadık demek aslında şu demektir: Biz yaptık, elimizden gelse daha da yapacağız.

SDK Eşbaşkanı İlham Ahmed: Biz Kürt modeli değiliz

SDK Eşbaşkanı İlham Ahmed: Biz Kürt modeli değiliz Politicaexterior’den Natalia Sancha’ya , SDK; Suriye Demokrati Rejimi, PKK Duran Kalkan, Anti Kürt, Rojava, Arap Kemeri, Suriye, Esad, İran, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Bağdat

SDK ( Suriye Demokratik Meclisi) Eş başkanı İlham Ahmed Politicaexterior’den Natalia Sancha’ya konuştu.  Ahmed röportajda Suriye rejimi ile ilişkiler, ABD ve Rojava’nın durumuna dönük açıklamalar yaptı.  Konuşmada Özerk Yönetimi tanımlama biçimi ise dikkat çekti. Ahmed, Özerk Yönetimin bir Kürt modeli olmadığını söyledi.
Gazeteci Sancha’nın “Bağımsızlık istemiyorsunuz özerklik istiyoruz diyorsunuz. Bu model de Kürdistan Bölgesel Yönetimini mi örnek alıyorsunuz?” sorusuna İlham Ahmed ilginç bir yanıt verdi. Cevap şeyle idi: Kürdistan Bölgesel Yönetimi bir Kürt modeli bizim projemiz bir Kürt projesi değil. Çok etnikli bir proje, bu bölgede yaşayan bütün insanların hizmetinde. Bir diğer fark ise burada kadınlar önemli bir ayağı temsil ediyor orada ise kadınlar aynı rolü oynamıyor. Ayrıca Irak’ta sistem merkezileştirilmiş dolayısı ile Bağdat’a bağımlıdır, biz âdemi merkeziyetçilik arıyoruz. Örneğin oradaki öğretmenler maaşlarını Bağdat’tan almaya devam ediyor, böylece merkezi hükümet onları her an felç edebilir” dedi.

Neden Kürdistan adı ret ediliyor?

Rojavalı yöneticiler her fırsatta kendilerinin bir Kürt modeli olmadığını söyleyerek biz halkların modeliyiz diyorlar. Bu genel olarak Kürtler arasında tepki duyulan bir konu. PKK’ye yakın bazı çevreler halka “sömürgecileri ürkütmemek için böyle davranılıyor, politik bir tutum” dese de gerçek bu değil. Çünkü PKK’nin Rojava yönetimi gerçek anlamda Kürt kimliğini dışlayan bir siyaset benimsiyor ve yürürlüğe koyuyor.

Rojava yönetiminin anti-Kürt siyaseti nedeni ile Kürdistan Rojava’daki Kürdistan şehirlerinin demografisi değişti.

Rojava yönetimi Arap kemerini genişletti

Suriye Baas rejimi 24 Haziran 1974 yılında Kürtlere karşı “Arap Kemeri” adı altında demografiyi değiştirmeyi amaçlayan bir süreç başlattı. 350 km uzunluğunda ve 15 km genişliğindeki alana Araplar yerleştirildi. Arap Kemeri projesi yaklaşık 150 bin Kürt çitçiyi topraklarından etti ve yaklaşık 2 milyon hektar toprak Araplara peşkeş çekildi. Bu nedenle Kürtlerin yaşadığı bölgeler birbirine bitişik alanlar değiller. Efrin, Kobani ve Cizre bölgesi arasındaki bölgelerde Arap nüfusu yoğunlukta yaşıyor. Yani Kürtler bu proje ile birer ada durumuna gelmişlerdi.
2011 yılında Suriye ve Rojava’da gelişen durum ile beraber bu ada olma durumu da aşıldı. Kürtler şehir merkezlerinde bile azınlık durumuna düştü. Örneğin Qamişlo’da daha önce Kürt nüfus oranı yüzde 78 iken şu anda Kürtlerin nüfus oranı yüzde 49 oranına geriledi. Derik, Dirbesiye vb birçok yere Araplar kontrolsüz olarak yerleştirildi.  Böylelikle asıl demografi değişimi o zaman yapıldı. Türkiye Efrin’in demografisini ne kadar değiştirmişse PYD’de bu demografiyi aynı oranda değiştirdi.

PKK’nin Rojava menşeli PYD vb örgütleri 2011 yılından bu yana kendi partilerinden olmayan Kürt çevrelerinin tümünü hedefledi ve Rojava’dan kaçırdı. Bunların yerine ise Arap aşiret reisleri ile anlaşarak güç olmaya çalıştı. Aslında PKK ve seksiyon örgütlerinin Rojava halkı içindeki destek oranı yarıya bile ulaşmaz. Bu nedenle Araplarla diğer partilere üstünlük sağlamak istendi.

Halkların kardeşliği mi ekonomik ortaklık mı?

Örneğin Haseki ve diğer yerlerdeki Arap aşiret reislerine büyük tavizler verildi. Örneğin petrol kuyularının bazılarını bu aşiretlerin işletmesine izin verildi. Ekonomik imtiyazlar verildi. Ayrıca bu aşiretler asayiş, HSD güçleri vb yapılardan da belli bir oran istedi. Çünkü bu yapıların maaşları bazı devletler tarafından karşılanıyor. Kişi başına verilen maaşın bir bölümünü gücün sahibi kendine alıyor. PKK’de HSD içinde ki kadroları ve Kürtlerin maaşlarında kesintiye gidiyor.

Arap aşiretler Esad döneminden daha fazla ekonomik imtiyaza sahip oldu. Hatta şu anda bir çok yerde asayiş vb yerlerde Kürtler azınlık durumundadır.

Bu nedenle söylendiği gibi bir hakların kardeşliği değil ekonomik bir ittifak vardır. Bu ittifak ise yasal olmayan tavizler ve imtiyazlara dayanmaktadır. Ne kadar süreceği belirsizdir. PKK tek Kürt temsilci olmak için diğer Kürtlerle uzlaşmaya yanaşmaz iken Araplara taviz vermiştir.

Duran Kalkan’ın meşhur sözü: Kürt deyince akla kim geliyor?

Rojava’nın Kürtsüzleşme sürecinin Esad, İran ve Türkiye tarafından büyük bir zevk ile izlendiği bir gerçektir. Rojava Kürt halkının dört parçada verdiği desteğe rağmen Kürt menşeli görünmemektedir. İlham Ahmed’in röportajında bunu büyük bir övgü ile dile getirdiği görülüyor.
Duran Kalkanı’ın Rojava sürecinin başında “Rojava’da Kürt demeyelim, uluslararası alanda Kürt deyince herkesin aklına Barzani geliyor. Biz geride kalıyoruz” dediği biliniyor. Kalkan’ın bu sözü de İlham Ahmed’in konuşmasının arkasında yatan önemli bir nedeni ortaya koyuyor.

Ekonomik bağımsızlık gerçeği ne? 

PKK yöneticileri genel olarak sistem ve işleyiş konularında gerçekçi olmayan hayali sistemler öneriyorlar. Kendi önerdikleri sistemin dünyada bir ilk ve öncü olduğun belirtiliyorlar. Oysaki önerdikleri sistem bir çok kez denenmiş bir sistem. Ayrıca PKK yöneticileri sistem sorunları propaganda kapsamında ele alıyorlar. Reel uygulanan bir sistem yerine propaganda için ne söylenmek gerekiyorsa onu söylüyorlar. Kadın ve Ekonomi meselesi de böyle bir durum.

Ahmed konuşmasında KBY öğretmen maaşlarını Bağdat’tan almasını eleştiriyor. Fakat Rojava’da tüm öğretmen ve devlet memurları maaşlarını hala Suriye rejimi ödüyor. Ayrıca askeri güçlerin maaşlarını da bazı yabancı güçler ödüyor. Sivil kurumların maaşlarını ise bazı yardım örgütleri ödüyor. Ayrıca daha Rojava’nın geleceğinin nasıl şekilleneceği de belli değilken var olan tek resmi Kürt sistemini küçümseyerek rekabet eden ve karşıtlaşmış iki sistem gibi yansıtmakta arızalı bir bakış açısının izlerini ortaya koyuyor.

PKK’nin anti-Kürt karekteri

PYD yönetiminin Kürtlerin uluslararası alanda ki kazanımlarını bu denli dar partisel propaganda malzemesi yapması ve tekeline alması PKK’nin genel karakteri ile ilgilidir. PKK kendi tarihi boyunca hiçbir zaman Kürt örgütleri ile mutabakata gelmemiş ve koordine içinde çalışmamıştır. PKK bulunduğu her alanda Kürtleri dışlamış ve düşmanlık yapmıştır. Genel olarak PKK’nin kürtlerle ilgili pratiğinde bir anti-Kürt tutum belirleyicidir. Bu anti Kürt tutum Rojava’daki Kürt-Kürt görüşmelerini engeleyken genel tutumdur.

PKK açlık grevlerini bitirdi, kazanımlar ne oldu?

PKK açlık grevlerini bitirdi, kazanımlar ne oldu? Leyla Güven, Abdullah Öcalan, Dem Dema Azadiye ye, KCK; PKK, Deniz Kaya, Cezaevi, Zülküf Gezen, Ayten Becet, Zehra Sağlam, Medya Çınar, Yonca Akıncı, Siraç Yüksek, Mahsum Payam

Dün, PKK’nin Türkiye ve Kuzey Kürdistan Cezaevlerindeki tutuklulardan sorumlu yönetimi adına yapılan bir açıklama ile 290 gündür devam eden açlık grevlerinin sona erdiği duyuruldu.

Açıklama PKK’li ve PAJK’li tutuklular adına Deniz Kaya adına yapıldı. Açıklamada “PKK ve PAJK zindan komitemizin çağrısını esas alarak PKK ve PAJK’lı tutsaklar olarak bugünden itibaren açlık grevi eylemimizi sonuçlandırıyoruz.” dendi.

Deniz Kaya ismi PKK’nin Zindan Koordinasyonun kullandığı bir kod isim. Gerçekte bu isimle cezaevinde kimse yok. PKK cezaevlerini önemli bir mevzi olarak gördüğü için buraya özel bir yönetim tayin etmiş durumda. Bu yönetim ile koğuş yönetimleri, cezalandırılacak insanlar, yapılması istenen eylemlerin kararı alınıyor ve koordine ediliyor.

PKK’nin açlık grevlerini bitirme nedeni ise “etkisiz kalmışı” olarak yorumlanıyor. Hala Mahmur kampında 271,  Yunanistan’da ise 253 gündür devam eden açlık grevleri var.

Dem dema azadîye ye halmesinde cezaevine verilen görev 

KCK geçtiğimiz yıl 12 Eylül günü başlattığı “Dem dema azadiyê ye” hamlesinin ardından 27 Kasım 2020 tarihinde cezaevlerindeki PKK kadroları açlık grevleri başladı. Yani açlık grevleri sadece cezaevinin inisiyatifinde değildi. Merkezi bir planlama ile karar alınmıştı. Cezaevlerinde kayıp yaşanmazken Yunanistan’da bir kişi kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

Neden açlık grevi?

Açlık grevleri PKK ve Türk sol örgütleri tarafından kullanılıyor. 1982 yılı dışında da her herhangi bir kazanımı olmadı, anlamsız tekrarlar eylemin ağırlığını düşürdü. PKK ve Türk solu cezaevlerindeki kadrolarının yaşamları sadece devlet değil kendi partileri tarafından da ipotek altına alınmış durumda. Dört duvar arasında ki bir hayata mahkum olan kadrolar örgütlerinin onurlu hayat, özgürlük mücadelesi vb. kavramların psikolojik baskısı altında hiç gerek olmayan şeyler için hayatlarını feda ettiler. Özellikle PKK bu konuda kadrolarının canlarını büyük bir hoyratlıkla kullandı. Bu hoyratlık 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye gelmesinden sonra daha arttı.
Abdullah Öcalan paradoksu

1999 yılından bu yana 22 yıldır PKK’li tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın sağlığı, özgürlüğü vb. birçok şeyi nedeni ile onlarca açlık grevi yapıldı. Bu açlık grevlerinde onlarca insan hayatını kaybetti, onlarcası sakat kaldı. Ayrıca açlık grevleri boyunca genç yaştaki pek çok kişi değişik biçimlerde eylem yaptığını söyleyerek intihar etti, canına kıydı.

PKK,1982’deki büyük açlık grevinin mirası üzerinden yıllarca “Direnmek yaşamaktır” şiarı ile açlık grevleri ve cezaevlerindeki intiharları kutsallaştırdı. Zaten dört duvar arasında, büyük bir psikolojik baskı altında yaşayan insanlar kendini değerli görmek, şehit olmak vb. inançlar ile ölüme motive edildi. Ölüm ve direniş eşit tutuldu. Cezaevinde biraz pişmanlık yaşayan ve sorgu sürecinde birkaç söz söyleyen insanlar hain olarak damgalandı ve sürekli olarak “kendini ispat etmek” sınavı ile karşı karşıya bırakıldı.
Abdullah Öcalan ise 15 Şubat 1999 tarihinde tutuklandığı zaman ise 1980’lerden beri cezaevlerinde gösterilen en olumsuz tutumu gösterdi. Öcalan 1999 yılı Haziran ayında kendisin sorgulayan Atilla Uğur’a şunu söyleyecekti: Burada çok rahatım, Suriye’de uyuyamıyordum. Burada ise mışıl mışıl uyuyorum, güvendeyim.” Normal bir savaşçı eğer bunu söylese hain damgası yiyecek ve öldürülme tehlikesi yaşayacaktı.

İnsanlar ne için öldü?

Öcalan’ın özgürlüğü gibi soyut bir hedef ile 1999 yılından beri yapılan açlık grevlerinin aslında PKK’nin propaganda sistemine katkı dışında Kürtlere hiçbir katkısı olmadı.

PKK 2013 yılındaki “AKP-PKK” görüşmelerinin önü açan şeyin açlık grevleri olduğunu söylese de gerçek öyle değildi. Zaten devam eden görüşmeler vardı. Bu görüşmeler hem Kandil hem İmralı ile yapılıyordu. PKK açlık grevlerini bu döneme denk getirerek bizim kazanımımız izlenimi yaratmak istedi.

En hazin açlık grevi

Açlık grevlerinin altında yatan gerçek nedenler hala açığa çıkmış değil. Özelliklede Leyla Güven etrafında gelişen o kanlı açlık grevi neden yapılmıştı pek bilinmiyor.

Leyla Güven’in 7 Kasım 2018’de Öcalan’a  “uygulanan tecridin kaldırılması” ve “demokratik siyasetin önünün açılması” talepleriyle başlattığı açlık grevine bir müddet sonra ölüm orucu biçiminde katılan tutuklular oldu. Bu açlık grevi sürecinde biri Avrupa’da 8 kişi eylem yapıyoruz adı altında intihar etti. Zülküf Gezen, Ayten Becet, Zehra Sağlam, Medya Çınar, Yonca Akıncı, Siraç Yüksek, Mahsum Payam adlı bu gençler intihar ettikten sonra sonra 2 Mayıs’ta Öcalan ile bir görüşme oldu ve 26 Mayıs günü açlık grevi bitti.  Leyla Güven’in milletvekilliği iade edildi. Sonuç olarak Kürtler açısından değişen bir olmadı. 8 Kürt genci kendini öldürdü ve 10 Temmuz günü Leyla Güven “Türk devletinin bütünlüğü” üzerine yemin ederek Türkiye parlamentosuna geri döndü.

PKK medyasının İrfan Kılıç yalanı 

Bu açlık grevleri sürecinde bir kişinin daha kendini yaktığı iddia edildi. ANF gibi PKK medyası İrfan Kılıç’ın KDP’yi protesto için kendini yaktığına dair bir mektup bıraktığını yazarak yine olayda topu KDP’ye atmak istedi. Fakat cenaze aileye gidince İrfan Kılıç’ın kendini yakmadığı ve devlet tarafından işkence ile öldürüldüğü ortaya çıktı. Bir cenazeyi böyle bir yalana alet eden PKK medyası ise özür bile dilemedi. Nasılsa ölenin bedeni partisine aitti. İster öldürür, isterse ölüm hikayesini gizlerdi.

Sonuç

PKK’nin 290 gün devam eden Dem Dema Azadiye ye açlık grevlerini bitirmesinin ardında yatan neden toplumsal sahiplenişin olmamasıdır. PKK’nin 2019 yılındaki toplumsal desteği bile bulamamış ve konuyu medya gündemine bile taşıyamamıştır. Açlık grevleri Kürtlerin bu koşullarda yapacağı eylemlerde değildir. PKK’nin pazarlık yapmak için insan bedeninin oyun taşı gibi masaya sürmesine bu insanların aileleri, aydınlar ve siyasetçiler karşı koymalıdır.

Kuzey Kürdistan Kürtleri 22 yıldır kör karanlığa mahkum eden “Öcalan özgürlüğü” adlı gerçek amaçtan şaşırtan oyunlara değil Kürtlerin ve Kürdistan’ın özgürlüğü temelli eylemlere yönelmelidirler.

PKK’nin Güney Kürdistan’da kaçak yollarla elde ettiği yıllık gelir: 1 milyar dolar

PKK'nin Güney Kürdistan'da kaçak yollarla elde ettiği yıllık gelir: 1 milyar dolar

Kürdistan İşçi Partisi PKK’nin Kürdistan Bölgesi sınırlarında kaçakçılık, gümrük adı altında haraç toplama ve yasal olmayan yollarla ayda en az 1 milyar dolar gelir elde ettiği bildiriliyor. PKK’nin yasadışı faaliyetleri yüzünden Kürdistan Bölgesi ekonomisi büyük zarar görüyor.

 PKK’nin gelir kaynakları

PKK,  Kürdistan Bölgesi ve Kürdistani bölgelerde kurduğu yasadışı gümrük noktalarında sivil halktan haraç keserek, yasal olmayan para transferi, yardım adı altında zorla  para toplama ve silah-uyuşturucu madde kaçakçılığından büyük gelir elde ediyor. PKK gelirinin diğer kısmını da diğer parçalarda ve Avrupa’da yürüttüğü kampanya adı altında zorla para alma, uyuşturucu ticaretinden elde ediyor.

Kürdistan Bölgesi ve Şengal

Kürdistan Bölgesi’nde PKK unsurlarının yasadışı yollarla elde ettiği birkaç gelir kaynağı var. Özellikle sınır bölgelerinde, Kandil ve Şengal’de kurduğu gümrük noktalarında halkı haraca bağlıyor. Yasal olmayan yollarla İran ve Türkiye sınırında uyuşturucu madde ile kaçak eşyalar üzerinden t,caret yaparak büyük gelirler elde ediyor.

BasNews’in edindiği bilgilere göre; Afganistan-Pakistan’dan İran üzeri gelen uyuşturucu madde PKK eli ile  Kürdistan Bölgesi’ne ulaştırılıyor. Bu uyuşturucu madde ticari yolu  Kürdistan Bölgesi, Irak ve Suriye’ye ulaştırılması kısmını PKK üstleniyor.  Bu yolla PKK’nin en az 20 milyon dolar para kazandığı bildiriliyor. Bir çok kaynak, PKK’nin Kandil, Şengal ve Doğu Kürdistan sınırında uyuşturucu madde ticareti yaptığı noktaların olduğunu belirtiyorlar.

Kaçak içki ticareti

İran-Irak, İran –Türkiye sınırında özellikle Pencwen ve Halepçe sınırında kaçak içki ticareti yapan kolberlerin yoluna gümrük kuran PKK unsurlarının, aldığı haraç milyon dolarları buluyor. Kaçak içki satan köylüler de ‘güvenliği’ni sağlama adı altında PKK’ye haraç ödemek zorunda.

Türkiye’ye kaçak yollarla sigara gönderme

Türkiye’de yüksek sigara fiyatları nedeniyle Kürdistan Bölgesi’nden kaçak yollarla sigara ticareti yapanlar oluyor. PKK’nin kaçak sigara işine de el attığı, Kandil bölgesindeki Sengeser nahiyesine bağlı Dola Şehiden(Şehitler Vadisi) üzerinden Türkiye’ye kaçak sigara geçirdiği, bu yolla milyon dolarlar kazandığı gelen bilgiler arasında.

Kaçırdığı çocukları fidye karşılığı serbest bırakıyor

PKK en çok 18 yaşından küçük çocukları kaçırarak silah altına alma konusunda tepki topluyor. PKK’nin son dönemde Rojava, Şengal, Suriye ve Kürdistani bölgelerden kaçırdığı çocuk sayısı binleri buluyor. Çocuklarının peşine düşen ve geri alma konusunda ısrarcı olan ailelerin, “ceza” kesme adı altına para karşılığında çocukları iade ediliyor.

PKK “vergi” adı altında haraç topluyor

PKK, Kürdistan Bölgesi sınırlarında işgal ettiği bölgeleri “Medya savunma alanları” olarak isimlendiriyor ve Kürdistan Bölgesi yönetiminin hiçbir şekilde bu bölgelere hizmet götürmesine izin vermiyor. Bu bölgelerde kendi gayrı resmi düzenini kuran PKK, bölgedeki çifçiler ve hayvancılık yapan köylüleri  “vergilendirme” adı altında haraca bağlıyor. PKK’nin haraçları toplama işi ile görevli özel birimleri bulunuyor.

Silah kaçakçılığı

PKK’nin en çok gelir elde ettiği bir başka ticaret ise silah kaçakçılığı. Haşdi Şabi ile ortak hareket eden PKK, bu güç ile birlikte Suriye’den İran’a kadar ortak silah kaçakçılığı yapıyor. Kara borsada satılan kaçak silahlardan büyük gelir elde ediyor.

Kuzey Kürdistanlı iş insanlarını haraca bağlıyor

Kuzey Kürdistanlı iş insanlarından “bağış” “kampanya” adı altında haraç alıyor. Bu parayı vermek istemeyen iş insanları tehdit, şantaj ve şiddetle sindiriliyor. Ya da ceza kesiliyor. Bazıları ise ya kendileri ya da çocukları kaçırılarak  rehin alınıyor. Fidye karşılığı serbest bırakılarak gözdağı veriliyor.

Avrupa’da topladığı kampanyalar

PKK, Almanya başta olmak üzere Kürtlerin yoğun yaşadığı Fransa, Danimarka, Belçika, İngiltere, İsveç, Avusturya, Norveç, İsviçre gibi ülkelerde iş sahibi Kürtlerden yardım ve kampanya adı altında yıllık yüklü paralar alıyor. Büyük çoğunluğu Kuzey Kürdistanlı olan diasporadaki işletme sahibi Kürtlerden “savaşa destek” olmalarını zorunlu kılarak, gelirine göre binlerce Euroluk kampanya adı altında haraç kesiyor. Eğer bu kişiler gönüllü olarak bu parayı ödemezse, şiddet, tehdit ve iş yerini yakma gibi yollarla boyun eğdiriliyor.

AA’nın bir raporuna göre PKK yıllık Avrupa ülkelerindeki Kürtlerden kampanya adı altında aldığı haraçlardan 30 milyon dolar gelir elde ediyor.

PKK’nin Avrupa’daki uyuşturucu madde kaçakçılığı

Bir Avrupa araştırma kurumunun yaptığı araştırmaya göre; PKK’nin Avrupa ülkelerindeki Kürt iş insanlarından topladığı haraç dışında, bir de uyuşturucu madde ticareti ile milyon dolarlar kazanıyor.

Avrupa Araştırma Merkezi’nin 2019 yılındaki bir araştırmasına göre; EMCDDA olarak bilinen uyuşturucu maddenin Avrupa’da yayılmasının baş aktörünün PKK olduğu belirtiliyor. Rapora göre, PKK’nin Avrupa ülkelerindeki en ciddi gelir kaynağı uyuşturucu ticareti. Bu yolla yılda bir milyar dolar örgütün kasasına giriyor.

Avrupa Polis Teşkilatı’nın(Europol) raporuna göre, PKK 2012-2019 yılları arasında Avrupa ülkelerinde uyuşturucu kaçakçılığından milyar dolarlar gelir elde etti.

Europol’un raporuna göre, 2002 yılında AB’nin “terör örgütü” listesine giren PKK’nin uyuşturucu madde ticaretinde çok aktif olduğu, yıllık 3 milyar dolar gelir elde ettiği tahmin ediliyor.

Kürdistan ekonomisine büyük zarar veriyor

BasNews’e konuşan Kürdistan Parlamentosu Temiz Eller Komisyonu üyesi ve aynı zamanda PDK Parlamenteri  Seîd Herkî, PKK’nin Kürdistan Bölgesi’nde silah-uyuşturucu kaçakçılığı, haraç kesme vb. faaliyetlerden milyon dolarlar elde ettiğini belirterek, ”PKK’nin elindeki bölgelerde yasadışı ve kaçak işler oluyor. Sadece kaçakçılık ile değil çiftçilerden ve hayvancılık yapan köylülerden de haraç alıyorlar” ifadelerini kullandı.

PDK Parlamenteri  Seîd Herkî,  PKK’nin Kürdistan Bölgesi’ndeki yasadışı işlerine ilişkin ne düzeyde olduğunu tespit etmenin mümkün olmadığını belirterek, “Ancak bu yasadışı işler ile elde ettikleri gelirler nedeniyle Kürdistan Bölgesi’nin ekonomisine büyük zarar verdiğini biliyoruz” dedi.

BasNews’e değerlendirmelerde bulunan siyasi gözlemci Aras Ebdulla’ya göre; PKK’nin terör listesinde olmasının tek nedeninin silah kaçakçılığı değil: “PKK, İran sınırındaki Kandil’den Şengal’e kadar olan  sınır bölgelerinde uyuşturucu madde ve silah kaçakçılığı yapıyor. Bunun ile birlikte bölgedeki halkı haraca kesiyor. Kolberlerin sırtlarında ölümü göze alarak elde ettiği bir lokma ekmeğe bile göz dikiyor. Kaçakçılardan haraç alıyorlar. Bu yolla milyon dolarlar kazanıyorlar.”

PKK’nin yasadışı işleri nedeniyle Kürdistan Bölgesi ekonomisine büyük darbe vurduğunu kaydeden siyasi gözlemci Aras Ebdulla, İran’dan Türkiye’ye kadar tüm sınırlarda PKK’nin yasadışı çalıştığını belirtiyor ve ekliyor: ”PKK’nin Kürdistan Bölgesi’ndeki kalmasının nedeni siyasi veya Kürt meselesi değildir. Bu sınırlarda yasadışı yollarla elde ettiği büyük paralardır. Kürdistan Bölgesi bu yasadışı kara para faaliyetleri nedeniyle PKK’den büyük zarar görmekte.”

KCK ne yapmak istiyor? 7 Gerillaya ne oldu?

KCK ne yapmak istiyor? 7 Gerillaya ne oldu?

KCK Eşbaşkanlığı bir bildiri yayınlayarak halkın KDP’ye karşı tavır koymasını istedi. Aslında HPG adına da birkaç gün önce iki bildiri yayınlanmış ve KDP’ye dönük ithamlarda bulunmuştu. Hemen ardından KCK’ye bağlı tüm organlar benzer açıklamalar yaparak KDP’yi kınadı.

İsim ayrımları çok önemli değil. Esas şudur PKK cephesinde koordineli bir biçimde bir KDP adı altında Güney Kürdistan düşmanlığı vardır. Tüm açıklamalar birbirine bağlı adımlar olarak yapılmış. PKK bunu bir amaç doğrultusunda yapıyor. Bu amaca ulaşmak içinde bir olayı birkaç pratik adımda örgütlemiş.

  1. Adım: Zendura kayıpları

PKK’nin Zendura alanında KDP’den dolayı çekmek zorunda olduklarını söyledikleri gerillaların hayatlarını kaybetmelerinin peşmerge alanı bir ilgisi yok. Zendura daha Nisan ayında TSK kuşatmasına girmiş bir alan. PKK’nin insan ve kadro siyaseti “ölen şehittir, kalan sağlar bizimdir” biçimindeki vicdansız bir yaklaşım olduğundan dolayı bu gençler dönük PKK’nin yaptığı açıklamaların pek değeri yoktur. Bu gençler pusuya falan düşmemişler. Bu gençler savaş tünelindeyken hayatlarını kaybetmişler. Yani PKK’nin yanlış mevzilenmesi ve TSK saldırıları sonucu hayatlarını kaybetmişler. Fakat olay hiç alakası olmayan KDP’ye bilinçli biçimde yıkılmış.

  1. Adım: Qadiya Ezidi kampına saldırı

31 Ağustos gecesi Zaxo’ya yakın Qadiya Ezidi kampında bir patlama meydana geldi. Patlama Batı-Dicle asayiş güçleri bir yüzbaşının evinin arkasında gerçekleşti. Bir aylık ve 9 yaşındaki iki çocuk hayatını kaybetti. Asayiş görevlisinin PKK tarafından tehdit edildiği ortaya çıktı. Olay Murat Karayılan’ın Said Hasan’ın intikamını alacakları sözlerinden hemen sonra gerçekleşti. Olayı PKK’nin yaptığı konusunda herkes hem fikir.  PKK olayın daha ilk dakikasında Türkiye vurduğunu iddia etti ve KDP Türkiye’yi koruyor dendi.  Oysaki olay yerinde herkesin gözü önünde patlayıcı düzeneği bulunmuştu.

  1. Adım: Xalifan senaryosu

PKK 4 Eylül gibi bir bildiri yayınlayarak 7 arkadaşlarının KDP tarafından pusuya düşürüldüğü iddia edildi. Fakat açıklama çok muğlaktı. Sadece vuruldular deniyor, konum ve tarih belirtilmiyordu. Açıklama sadece halka harekete geçen çağrısı yapmak için bir kurguya benziyordu.

İşin ilginci bir gün önce Türkiye milli savunma bakanlığı da Gare’de 7 gerillayı vurduklarını söylüyor hatta görevlerini belirtiyordu. Yani PKK’nin sözünü ettiği gerillalar Türk devleti tarafından vurulmuştu.

Gerçekte neler oldu

PKK’nin bir hafta içinde arka arkaya yaptığı hiçbir olayda sorumluluk KDP’ye ait değildi. Sözü edilen üç olayda da katil Türkiye devleti ve PKK’nin kendisidir. PKK Zendura’daki gençleri ölüme mevzilendirmişti, sorumlu TSK ve PKK’idi. Qadiya’daki iki çocuğu da PKK bombası öldürmüştü. Xalifan’da yaşandığı iddia edilen kayıplar ise Türk devletinin hava saldırısında yaşanmış.

Peşmerge yetkilileri şu ana değin yaşanan her olayda bilgilendirme yaptılar. Zaman içinde yapılan tüm bilgilendirmelerin doğru olduğu ortaya çıktı. PKK ise Gazi Salih Alixan olayında olduğu gibi her zaman ret etmiş ve sonuçta kendisinin yaptığı da ortaya çıkmıştı. Şimdi kendi basiretsizliği ve TSK saldırıları sonucu olan kayıplarını KDP’ye yıkması büyük bir düşmanlığı örgütlediğini gösteriyor.

PKK neden böyle yapıyor?

Kuzey Kürdistan’da askeri ve siyasi olarak biten PKK son iki yıldır kendine çıkış yolu olarak Güney Kürdistan’ı savaş meydanı yapmayı görüyor. PKK geçen sonbahardan beridir 10 Peşmergeyi şehit etti iki katını da yaraladı. Buna rağmen kendisine cevap verilmedi. PKK bahar ayından bu yana saldırı hazırlığı yapıyor. Büyük ihtimal Eylül ayının ortası ile beraber PKK Güney’de bazı suikastler yapmayı planlıyor. Ayrıca Amediye-Şeladize hattında da Peşmerge noktalarına saldırıcak. Bunun için de toplumda kendi yapacağı saldırıları  meşru göstermeye çalışıyor.

Bir diğer önemli neden ise bölgedeki siyasal değişimlere göre kendine yer açmak istemesi. Kürdistan Bölgesinin bölge dışında ABD ve Avrupa’taki diplomatik başarıları, ekonomik işbirlikleri PKK’yi daha da saldırganlaştırdı. Dar,basit, bencil çıkarlarla hareket eden PKK  esasen şu anda Rojava’da ABD ve Fransa garantörlüğünde yapılan Kürt-Kürt görüşmelerini baltalamaya çalışıyor. PKK özellikle son bir yıldır başlayan görüşmeleri sabote etmek için büyük çapa harcadı. Artık daha fazla uzatma zemini kalmayınca görüşme zeminini yok etmek için daha radikal bir plan yaptı.

PKK’den Rojava’da Kürt görüşmelerini bozma girişimi

PKK’nin “tüm dünya bize borçlu, herkes bize taviz verecek” düşüncesinden hareketle ABD ve diğer ülkelere dayattığı hususların kabul görmemesi nedeni ile Rojava’da ibrenin yönünü hızla değiştirerek Suriye rejimi ile anlaşmaya gitmeyi düşündüğünü söyleye biliriz. Bunun için de İran ile ortak bir konsept var.
Özellikle son KDP karşıtı gösteriler ve bir avuç taraftarını sokaklara dökmesi, Ronahi TV’nin düşmanca tutumu da PKK’nin Suriye devleti ile anlaşmak istemesinden kaynaklı. PKK Suriye devleti ile tek başına masaya oturmak ve ABD garantörlüğündeki masayı tümden devirmek istiyor.

PKK’nin sömürgecilerle Kürt varlığına karşı anlaşması

Tabi ki bu anlaşmanın arkasında ise İran var. Hatta Türkiye var. Diye biliriz ki Sömürgecilerin anti-Kürt ittifakı yeni dönemde Kürtlerin statütüsüzlüğü üzerine kurulu ve PKK’de bu ittifakta Kürtlerin bağımsızlıkçı bir çizgiye sahip olmasını engellemek görevini üslenmiş görünüyor. Esasen diye biliriz ki PKK Sömürgeci ülke sınırlarının bekçiliği görevini yaparak bu güçlerden destek bulma arayışı içinde.

Kürtler PKK’ye tavır koymalı

PKK’nin sömürgecilerin yanında duran, saldırgan, Kürtler arasına kötülük tohumları eken bu davranışlarına karşı Kürtler tavır göstermelidir. Öyle görünüyor ki PKK Güney Hükümetinin savaş istemeyen tutumunu bir zaaf olarak görmekte ve elindeki birkaç genci savaşa sürerek kendi yönetici elitinin çıkarlarına göre hareket edecektir. Kürt aydınları buna tavır koyarak PKK’nin geçmişten beri oynadığı uğursuz bu adımlara karşı sert tavır almalıdır.

7. Bölüm: Kongre’de 70’lerin PKK’sinin ölümü ve Ali Yoldaş’ın Başkan Apo olarak yeniden doğuşu

7. Bölüm: Kongre’de 70’lerin PKK’sinin ölümü ve Ali Yoldaş’ın Başkan Apo olarak yeniden doğuşu Öcalan, Başkan APO, Duran Kalkan, Kesire Yıldırı, Ali Haydar Kaytan, Geçici Köy koruculuğu, Zorunlu Askerlik yasası, Ali Direj, Sadun Ağa, Jirkiler,

PKK’nin 3. Kongresinden 4. Kongresine kadar geçen 1986-1990 yılları arasındaki dört yıl PKK için bir geçiş dönemdir. Yeni bir PKK yeni bir Abdullah Öcalan doğmuştur.

Arınma kongresi ve Öcalan’ın yol temizliği

PKK 3.’üncü Kongresi PKK için büyük bir dönüm noktasıdır. PKK’nin kimyası yavaş yavaş değişmiştir. Cemil Bayık bile Parti Tarihi adlı kitabında 3. Kongre için şunu söyleyecekti: “ Bu kongre tüm diğer kongrelerden daha önemliydi. Çünkü PKK’nin yaratılma süreci tamamlanmıştır. Artık PKK ortamının netleştirilmesi ve arındırılması gerekir.”
Cemil Bayık’ın tespiti örtülü de olsa bir gerçeği ortaya çıkarır. PKK bir arınma yaşamıştır. Kimlerden arınma, PKK’yi kuran, hamallık yapan, Lübnan’da yarı aç kalan, PKK’yi omuzlarında taşıyan kadrolarından arınma.

Özünde 1980—1992 yılına kadar PKK’de kanlı ve örtülü bir iç savaş yaşandı. Tarihteki “Karanlık Ortaçağ” tespitini PKK’nin bu yılları için kullanmak yerinde olur. Önderlik misyonu olan insanlar Lolan ve Lübnan’da öldürüldü. PKK’den ayrılan insanlar bile öldürüldü. Avrupa’nın göbeğinde insanların cesetleri parçalandı. Delil bırakmama, şahit bırakmama güdüsü ile herkes yok edildi.  En tehlikeli yanlış; yanlışın teorisinin yapılmasıdır. İşte PKK bunu yaptı.

1970’lerde PKK şiddeti kendi içinde kullanmayı gizli kapaklı yapıyordu. Fakat Öcalan özellikle 1984’ten sonra bunun teorisini yapmaya başladı. PKK’nin iki temel kitabı Kürdistan’da Kişilik Sorunu, Devrimci Militanın Özellikleri ve Parti Yaşamı ile Tasfiyeciliğin Tasfiyesi kitapları PKK’nin içte insan öldürmesini meşrulaştırdı. PKK ölçülerine göre olmayan herkesin öldürülmesi mubahtı.

Duran Kalkan: Beynim kireçlendi

 PKK kadroları katıldıkları ve yarattıkları partinin bu olduğunu inanamıyordu. PKK yöneticisi Duran Kalkan üçüncü kongre öncesi Güney Kürdistan pratiğinden dolayı soruşturmaya alınır. Kalkan, Abdullah Öcalan’la konuşmak ister ve kendisine bir mektup yazar. Öcalan konuşma talebini ret eder. Kalkan 3. Kongre ortamında karşılaştıklarından sonra yazdığı raporda şunu diyecekti:  “Beynim kireçlendi”.

Öcalan 3. Kongre’de kendine ayak bağı olan son kadroları da atma kongresiydi. Öcalan Kalkan, Ali Haydar Kaytan, Duran Kalkan gibi kadrolar aracılığı ile Semir gibi bir kuşağı tasfiye etmişti. Şimdi onları tasfiye eden Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan gibilerin tasfiyesine sıra gelmişti. Kaytan, Kalkan, Fatma’nın  (Kesire Yıldırım) PKK parti üyeliği dondurulur, ERNK çalışmaları için Avrupa’ya gönderilirler.

Hayri Durmuş’un “Ölürsem mezar taşıma borçlu yazın” sözü bir silah olarak kadroya karşı kullanılır. Herkes partiye borçludur. Herkes ölene kadar kendini ispatlamaya çalışacaktır. Herkes iradesini PKK’ye yani Öcalan’a teslim edecektir, etmeyenin yaşama hakkı yoktur. Öcalan hiçbir pratiğe girmeden, tek bir gün ölüm korkusu yaşamadan, mermi sesi duymadan savaşan, zorluklarla boğuşan insanları acımasızca eleştirir.

Artık PKK Öcalan’ın istediği kıvama gelmiştir.

Taktik önderlik ve stratejik önderlik ayrımı

PKK’nin 1986’dan sonra tüzük ve program ile bir ilgisi kalmamıştır. Tüzük ve program propaganda ve dışa dönük bir belgedir. Hiçbir kadro tüzüğe göre hakkını arayamaz. Yönetim tüzüğe göre seçilmez veya görevden alınmaz. Tek tüzük ve tek program vardır: Abdullah Öcalan

PKK o dönemde bu durumu meşrulaştırmak için yeni bir teorik söylem geliştirdi:   Taktik önderlik ve stratejik önderlik adı altında iki kurumu gündeme koyar. Aslında bu yönetici kadronun haddini hatırlatma ayrışmasıdır. Çünkü Stratejik Önderlik Abdullah Öcalan’dır. Değişmez, tartışılmaz, eleştirilmez. Taktik önderlik ise Abdullah Öcalan’ın çizgisini hayata geçirecek, değişe bilen, her zaman kendini ispatlamak zorunda olan, tüm yetersizliklerin kaynağı olan bir kesimdi. Diye biliriz ki kılıç sürekli boyunlarındaydı, her an boyunlarını kopara bilirdi. Kaldı ki öyle de oldu.

Öcalan ve yeni taktik önderlikleri

Öcalan’ın ilk tercihi Urfalılar oldu. O günden bu güne kalan tek Urfalı isim Murat Karayılan’dır ( Karayılan-Bayık-Kalkan-Karasu çelişkisinin kaynağını asıl burada aramak gerekiyor). Fakat Urfalılar yetmiyordu. Savaşa  yatkın başka isimler gerekiyordu. Kör Cemal ( Halil Kaya), Hogir (Cemil Işık), Zeki ( Şemdin Sakık) ve Şahin Baliç gibi bazı isimler öne çıktı.

Bu isimlere 3. Kongre çizgisini uygulama görevi verildi. Aslında 3. Kongre’nin temel görevi zorunlu askerlik yasasını uygulamak uygulamaktı. Diğer görevi ise Kürdistan’daki işbirlikçi çizgiyi yok etmektir dendi. Bu iki karar Botan-Mardin gibi alanlarda yeni bir süreç başlattı. PKK yol kesiyor, işine gelmeyen insanları öldürüyor, kaçırıyor, cezalandırıyor parasına el koyuyordu. Köyler basılıyor, elektrik direkleri kesiliyor, okullar yakılıyor, öğretmenler öldürülüyordu. Öldürülen sivillerin sayısı askerlerin sayısından kat be kat fazlaydı. Eylemler sivilleri hedef alıyordu.

Askerlik yasası felaketi ve Koruculuk sistemi

PKK Botan ve Hakkari gibi uzana bildiği tüm alanlarda askerlik yasası uygulamaya başladı. Her gün ekmek yediği, çadırlarında evlerinde kaldığı evlere gidip zorla gençleri almaya başladı. Hatta zaman zaman evdeki kadın ve küçük çocukları götürüp, gençler gelip teslim olmayana kadar bunları bırakmayacağını söylüyordu. Yaşları 8-9 arasında değişen çocuklar bile “askeri kanun” denerek götürüldü. Bunların birçoğu kaçmak istiyor diye vuruldu. Botan halkı 1984’te bağrına bastığı PKK’den artık korkuyordu.

Devlet ve PKK’nin ortak yaratımı: Koruculuk

1986 yılı itibarı ile PKK artık aşiretlerle de dalaşmaya başlamıştı. Emirlerini yerine getirmeyen, biat etmeyen herkesi ötekileştirdi. Aşiretler arası, köyler arası var olan çelişkileri derinleştirdi. Birini yanına birini karşısına alıyor, birbirine karşı kullanıyordu. Birleştirme değil ayrıştırma, kucaklama değil itme vardı.

PKK’nin “zorunlu askerlik yasası ile devletin Gönüllü köy koruculuğu aynı madalyonun iki yüzü gibiydi.

PKK hiç kimseye devlete bile boyun eğmeyen aşiretlerin biatını istemesi ve saldırgan tutumu halkı devlete itti. Bunlardan biri Ala aşiretiydi.

Ala Aşireti lideri Sadun Ağa’nın oğlu Halil PKK’lilere erzak götürmeye gider. Nerdeyse iki günde bir erzak götürür ve ziyaret eder. Ziyaretlerin birinde PKK komutanı Ali Direj  Halil’den deden kalma tabancasını ister. Halil bunun bir aile yadigarı olduğunu söyler, vermez. Bunun üzerine Direj Ali Halil’i öldürür. Cenazeyi katıra yükleyip köye gönderir. Ala aşireti silaha sarılır.

PKK’nin aşiretleri düşman gören ve saldırgan tavrı ile öfkelenen aşiretler PKK eli ile koruculuğa itiliyor, devlette çekiyordu.

Jirkiler aynı biçimde akrabalarının öldürülmesi üzerine silaha sarıldılar. PKK’nin Kürt ulusunu kapsamaya sol ideolojisi nedeni ve başka çok biçimde izah edilecek aşiret düşmanlığı zaten vardı. Buna birde kendini tek otorite, üstün görme, herkesin biat etmesini istemesi gibi nedenler de eklenince PKK aşiretleri devlete itti.  Bu gün Kuzey Kürdistan’da sayısı 123 bine ulaşan bir korucu ordusu var. Koruculuk sadece devletle izah edilemez. Koruculuk PKK ve devlet ilişkisi ve çelişkisinin yarattığı bir sonuçtur.

PKK her zaman olduğu gibi suçu taktik önderlik denen insanlara yıktı. Bu dönemin yöneticileri tek tek tasfiye edildi.

Mahmur kampında SİHA’lar kimi vurdu, PKK kimi suçladı?

Mahmur kampında SİHA’lar kimi vurdu, PKK kimi suçladı? Hacı Kaçan, Özgür Politika, Roj TV, BM, Irak, Dr. Hüseyin Selman Bozkir, Cemil Bayık,

TSK’ya bağlı SİHA’ların geçtiğimiz Cuma günü Mahmur Kampına dönük yaptığı saldırı yapıldı. Saldırı da PKK kadrolarının kaldığı dörte evin arasındaki banyo vb ihtiyaç alanlarının arkasına düşmüş ve can kaybı yaşanmamıştı.  Olay sonrası PKK ve Mahmur kampı adına açıklamalar yapıldı. Bu açıklamalarda her zaman ki gibi KDP hedef gösterildi. Bu açıklamayı yapanlardan biri de Mahmur Halk Meclisi Eşbaşkanı üyesi Hacı Kaçan oldu.

Hacı Kaçan neler söyledi?

Hacı Kaçan Özgür Politika gazetesinde yayınlanan röportajında “ bundan sonra olacak bütün saldırılarda BM’nin, Irak’ın ve özellikle de KDP’nin sorumluluğu ve ortaklığı vardır” dedi. Hacı Kaçan’ın sözleri son yıllarda tek amacı KDP düşmanlığı olan PKK ile örtüşüyordu. Kaçan’da Kamptan sorumlu BM ve Irak devleti varken ve resmi olarak KDP kampa karşı resmi bir sorumluluk barındırmadığı halde KDP’yi hedef yapmaya çalıştı. Buna benzer açıklamalar Sterk TV, Roj News gibi PKK medyasında da yayınlandı.

Oysaki gerçekte Mahmur kampında KDP ile ilgisi olmayan çok değişik bir bilgi ve istihbarat mekanizması işliyor. Bazı olaylar gizleniyor, bazıları yanlış aktarılıyor. Bunlardan biri de PKK’nin önemli isimlerinden Dr. Hüseyin.

Dr. Hüseyin olayı nedir?

6 Haziran günü Türk SİHA’ları Mahmur kampına bir saldırı düzenlemişti. Saldırıya dönük PKK veya bağlı bir örgütünden açıklama yapılmadı. Sadece Mahmur Halk Meclisi açıklama yapılıp, yaralıların olduğu söylendi. Fakat olay anlatılandan farklıydı. Olayda PKK’nin az bilinen ama önemli bir ismi de vurulmuştu: Dr. Hüseyin kod adlı Selman Bozkır.

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi olan, 1993 yılında PKK’ye katılan ve daha sonra hem Türkiye hem de Avrupa’da çalışma yürüten önemli bir isim olarak biliniyor. Direk Cemil Bayık’ın Süleymaniye, Kerkük hattındaki işlerini yürüten Dr. Hüseyin Şengal hattında da ekonomik faaliyetlerde bulunmuş bir isim. Yani bir asker değil ekonomi ve diplomatik alanda çalışmış. Kandil, Süleymaniye, Kerkük, Şengal hattının sevk ve idare noktası haline gelen Mahmur Kampına da direk Cemil Bayık tarafından atanıyor. Mahmur’a geldikten on gün sonra ise SİHA’lar tarafından hedefleniyor. PKK ve kolları yine suçu KDP’ye atarak, ölümlerden sizler sorumlusunuz açıklaması yaptı. Oysaki gerçek çok farklıydı.
Dr. Hüseyin ve yanındaki iki kişinin hayatına mal olan olayı kampın içinde yaşayan üç Mahmurlu genç planlamıştı. Bu kişilerin konum bildirmesi üzerine SİHA’lar harekete geçmişti. Bu üç kişi Mahmur kampındaki yönetimlerle sürekli hareket eden, PKK’ye yakın isimler. Bu isimleri aileleri nedeni ile yayınlamıyoruz. Gerekirse bunlarda hatta PKK yöneticileri ile hatta kadın yöneticiler ile ilişkilerini de deşifre ede biliriz.

Bu isimlerden biri sürekli Türkiye’ye gidip gelen biri.  Uludere’nin bir köyünden. Kendisi bir yıl önce kampta tutuklanıyor ve Türk devleti ile ilişki içinde olduğunu açıklıyor. Kampta yapılan Mahkeme ve platform arası bir toplantıda hakkında serbest bırakılma kararı çıkıyor. Bu gence dokunulmayacak serbest kalacak isim ise Rıza Altun. Rıza Altun’un Türk devleti ile ilişkili olduğunu söyleyen bir ismi neden serbest bıraktırdığı ise bilinmiyor.
PKK bu konuda ne halka ne de kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmadı. Olay yine KDP’ye yıkıldı. Hacı Kaçan yine çıkıp KDP’yi suçlamıştı. Oysaki olayın özüne bakınca yaşanan şey tamamen PKK ve yarattığı sosyoloj ile  ilgiliydi.

Mahmur Gençleri Türk ordusuna askerlik yapıyor

Mahmur halkı 1994 yılından sonra Kuzey Kürdistan’dan göç eden bir halk. PKK’nin siyasal ajandası nedeni ile hayatın normalleşmesini engellediği ve aslında kamp halkının da bu durumu kanıksadığı bir hayat var. Aslında bu insanlar mülteci statüsünü çoktan kaybetmişler. Şimdi kamptaki ailelerin büyük bölümü Türkiye’ye gitmiş ve kimliklerini almışlardı. Mahmur ve önceki çocukların da ismi kütüğü yazılmış ve resmileşmişlerdir. Bu gençlerden büyük bölümü askere gitmişler. Hatta birçoğu bedelli askerlik yapmışlar.

Hewler’de ki Türk konsolosluğu kapısında her gün onlarca Mahmurlu işlem yapmak, pasaport uzatmak veya yeni doğan bebeklerini kaydetmek için sıra bekliyor.

Kampta PKK etkisi

Aslında Mahmur kampı 1994 yıllarından beri gerilla ile iç içedir. Fakat 2013 yılında IŞİD saldırılarından sonra PKK Orta kuşak dediği Şengel’den Xanaqine kadar olan alanda etkinlik göstermek için Mahmura büyük sayıda askeri güçlerini yerleştirdi. Bu sayının 300 civarında olduğu kabul ediliyor. Ayrıca PKK kampı Türkiye’den getirdiği kadrolarının ve öz savunma güçlerinin eğitim yeri olarak da kullanıyor. Yani kamp mülteci kampları gibi hareket etmiyor, fakat herkesin ona mülteci gibi yaklaşmasını istiyor.

 Zaten Mahmur’u dağıtmak isteyen Türk devleti de tüm bunları gerekçe yaparak kampa saldırdı.

Mahmur kampı mülteci kampa olma sıfatını yitirmiştir

Birleşmiş Milletler PKK’nin Mahmur kampındaki faaliyetleri ve halkın büyük bölümünün Türkiye’ye gidip geliyor olabilmesi gibi nedenlerden dolayı Mahmur kampından çekildi. Tüm Irak kurumları Mahmur kampının sadece PKK’nin siyasal ajandası için kullanıldığını biliyor. Bunu en çok da Irak devleti biliyor. Fakat Şii cephe ile PKK ilişkilerinden dolayı bir şey söyleyemiyor. Sonuç olarak kamp bombalanıyor PKK’de bu bombalamadan kendisine propaganda malzemesi çıktığı için memnun oluyor.

Denile bilir ki, Mahmur Kampı uzun sürekli canlı kalkanı gibi kullanılmaktadır.  Halk Meclisi başkanı olan Hacı Kaçan gibi isimlerde bu uzun süreli kullanılmadan nemalanan isimler. Az emekle birkaç KDP karşıtı konuşma ile hayat imkanı buluyorlar. Bunun için de halkın gerçek çıkarları konusunda açıklamalar yapmıyorlar. Mahmur kampının gerçek sorunlarını ortaya koymuyorlar. Mahmur kampının ihtiyacı olan asıl şey artık askeri ve siyasi bir ajandanın canı ucuz, her yere çekile bilen piyonları olmaktan kurtulmaktır.