Elî Ewnî: PKK Kürtlerin içerisindeki Truva Atı’dır

Elî Ewnî: PKK Kürtlerin içerisindeki Truva Atı'dır

PDK Yönetim Kurulu üyesi Elî Ewnî, PKK’nin bölge ülkelerinin planını hayata geçirdiğini belirterek, “PKK Kürtlerin içerisindeki Truva Atı’dır” dedi.

BasNews’e  konuşan PDKYönetim Kurulu üyesi Elî Ewnî, “PKK’ye Kürtleri karşı karşıya getirmesi ve Kürdistan Bölgesi’nin savaşa çekmesi için yeni bir görev verilmiştir” dedi.

Elî Ewnî, PKK liderlerinden Cemil Bayık’ın açıklamalarının bu planın gerçekleşmesi için bahane yaratmak olduğunu dile getirerek,  “Kendi üye ve taraftarlarına karşı meşruiyet kazanmak için bu tür açıklamalar yapıyor, ancak gerçek bunun tam tersidir. PKK, işgalc devletlerin elinde Kürtleri birbirine düşrmek için kullanılan bir sopa haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.

“Biz hiç kimseye saldırmadık” diyen PDK yetkilisi, “Ancak, şehit düşen Kürdistan Peşmergeleriydi. Bir çok kez Kürdistan Bölgesi’ni tehdit ettiler, bir çok yeri işgal ettileri. Biz onlara bu yerleri Peşmerge Güçleri’ne bırakın dedik. Ama onlar bu yerleri Türkiye’ye teslim etti. Buna rağmen hâlâ PDK ve Kürdistan hükümetini suçluyorlar. PKK, Kürtler içerisinde ‘Truva Atı” rolünü üstlenmiş, tek amacı Türk ordusunu Kürdistan topraklarına çekmektir” şeklinde değerlendirdi.

Elî Ewnî sözlerini şöyle sürdürdü. “Kuzeyde yenilgiye uğradılar. Bunu bile bizden bliyorlar. PKK eskiden Diyarbakır’da bir milyon insan sokağa döküyordu. Şimdi bin kişi bile toplayamıyor. İşgal ettikleri yerlerde halak büyük zarar veriyorlar.”

PDK’nin dört parça Kürdistan’daki Kürtlerin en büyük umudu olduğunu dile getiren Ewnî, “En güçlü mevzi PDK’nin çalışmalarıdır. PKK’yi kınamak anlamsızdır. Çünkü onların görevi Kürdistan Bölgesi’ni karıştırmak ve Kürdistan Bölgesi hükümetini görmezden gelmektir” dedi.

PDK Yönetim Kurulu üyesi Elî Ewnî, PKK’nin Kürt düşmanı cephesinde yer aldığını Süleymaniye’deki bazı çevrelerinde aynı yolda ilerlediğini dile getirerek, “Biz Süleymaniye idaresini bu konuda bir çözüm bulması konusunda uyardık. Eğer bu konuda çözüm bulmazlarsa çok yakında PKK Süleymaniye merkezinde kontrol noktaları kurar. PKK, bölge devletlerinin planını hayata geçirmekle görevlendirilmiştir” değerlendirmesinde bulundu.

PAK: Şeyh Sait Serhildanı Kürtlerin onurunu, varlığını korumayı, Kürdistan’ın özgürlüğünü hedefleyen bir başkaldırıydı

PAK: Şeyh Sait Serhildanı Kürtlerin onurunu, varlığını korumayı, Kürdistan’ın özgürlüğünü hedefleyen bir başkaldırıydı

PAK’ın 1925 Sêx Said Serhildanı ile ilgili yayınladığı mesajı şu şekilde:

Bugün Şeyh Sait önderliğinde gerçekleşen Başkaldırının Başlangıcının 96. Yıldönümüdür

Şeyh Sait önderliğinde gerçekleşen Kürt Ulusal Hareketi 13.02.1925 günü başlamıştı.

1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’nin, başkaldırının kararını veren ve organizasyonunu yapan Cibranlı Halit Bey Başkanlığı’ndaki Azadi Örgütü(Azadi Cemiyeti-İstiklal Komitesi)’dür.

Azadi Örgütü, gerekli askeri, siyasi, sosyal, lojistik vb. hazırlıkları yaptıktan sonra, 21 Mart 1925 Newroz günü Kuzey Kürdistan’da ulusal bir başkaldırı başlatma kararını aldı.

Azadi Örgütü’nün başkaldırı için kapsamlı bir askeri, siyasi, sosyal hazırlık yaptığı bilgisini alan Türkiye Devleti, başkaldırı hazırlıklarını dumura uğratmak için karşı bir atak başlattı.

İlk olarak Azadi Örgütü yöneticisi Yusuf Ziya Bey’i 1924 yılının ekim ayında, Azadi Örgütü Başkanı Cibranlı Halit Bey’i de 20 Aralık 1924 günü gözaltına alarak, onları Bitlis Hapishanesi’ne hapsettiler.

Azadi Örgütü’nün en etkili iki yöneticisinin hapsedilmesinden sonra, Türkiye Devleti, bu kez henüz yeterli hazırlıklar yapılmamışken, başkaldırının erken başlatılmasını sağlayarak yenilgiye uğratma yönünde bir planı uygulamaya koydu.

13 Şubat 1925 günü Şeyh Sait’in arkadaşlarıyla birlikte konakladıkları Piran’daki bir evin etrafını saran Türkiye Devleti’nin bir askeri gücü, bir provokasyon yaparak orada bir çatışmanın başlamasına zemin hazırladı. Orada başlayan büyük çatışma aynı zamanda hazırlıksız bir ayaklanmanın da başlangıcını oluşturdu.

Kısa bir süre içinde ayaklanma Kuzey Kürdistan’ın bir çok bölgesine yayıldı. Kürt milli güçleri tarafından kurtarılan yerleşim yerlerinde , Kürt Milli Yönetimleri oluşturuldu.

Yapılan hazırlıklar ardından, 21 Mart 1925 günü Diyarbakır’ın etrafı sarıldı ve Kürt Milli Gücü’nün bir kısmı şehir merkezine girdi. Beş gün süren yoğun çatışmalar sonucunda, şehir merkezine girmiş olan Kürt Milli Güçleri, daha fazla kayıp vermemek için geri çekilme kararı aldı.

Diyarbakır’daki geri çekilmeden sonra, Şeyh Sait, güçlerini toparlamak ve yeni bir strateji geliştirmek için, diğer bazı yerleşim yerlerinden de geri çeklime kararını aldı.

14 Nisan 1925 günü, Şeyh Sait ve 46 arkadaşı Muradiye Nehri üzerindeki Abdurahman Paşa Köprüsü üzerinde Şeyh Sait’in bacanağı Binbaşı Kasım’ın komplosuyla pusuya düşürülerek Türkiye Devleti askeri güçlerine teslim edildiler.

Aynı gün, 14 Nisan 1925 günü özel yetkilerle donanmış Bitlis Harp Divanı’nın kararıyla, Cıbranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey öldürüldüler.

Türkiye Devleti’nin başkaldırıya katılanları idam etmek için kurduğu Şark İstiklal Mahkemesi’ndeki hukuksuz yargılamalar sonucunda Şeyh Sait ve 46 arkadaşı, 28 Haziran 1925 günü idam cezasına çarptırıldılar ve özel olarak getirilen bir kalabalığın önünde, 29 Haziran günü Şeyh Sait ve arkadaşları Diyarbakır Dağ Kapı Meydanında idam edildiler. Şeyh Sait önderliğinde gerçekleşen milli ayaklanma, on binlerce Kürdün katledilmesiyle , yüzlerce yerleşim biriminin yakılıp, yıkılmasıyla tarihe geçmiştir.

Şeyh Sait ve 46 arkadaşının mezar yerleri bugüne kadar da Türkiye Devleti tarafından gizlenmekte, idam edilenlerin ailelerine mezar yerleri gösterilmemektedir.

Şeyh Sait önderliğinde başlayan ve Azadi Teşkilatı tarafından hazırlıkları yapılan başkaldırı, Kürtlerin varlığını yok sayan, Kürtlerin milli demokratik hak ve özgürlüklerini vermemekte direten Türkiye Devleti’ne karşı, Kürtlerin onurunu, varlığını korumayı, milli demokratik hak ve özgürlüklerini elde etmeyi ve Kürdistan’ın özgürlüğünü hedefleyen bir başkaldırıydı.

Şeyh Sait, Kürt milleti ve Kürdistan halkının milli, dini ve toplumsal bir lideriydi.

Şeyh Sait, Cıbranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Bey ve arkadaşlarının yakmış oldukları özgürlük ateşi, kendilerinden 100 yıl önce başlamış olan özgürlük mücadelesinin devamıydı. Ve o özgürlük ateşi, bugüne kadar da sönmedi. Şeyh Sait ve arkadaşlarının milli, yurtsever duygu ve düşüncelerle yaktıkları özgürlük ateşi, daha sonra Ağrı’ya, Dersim’e, Mehabad’a yayıldı. O özgürlük ateşi, bugün Güney Kürdistan Parlamentosu üzerinde dalgalanan Kürdistan Bayrağıyla özgürlüğün ifadesi olarak yanmaya devam etmektedir. Evet, o ateş bugün Rojava Kürdistanı’nda kazanımların korunması, yeni kazanımların elde edilmesi ve milli-demokratik hak ve özgürlükler için yanmaktadır. O ateş, Kuzey ve Doğu Kürdistan’da değişik yol ve yöntemlerle, değişik düzeylerde sürdürülen mücadelelerle yanmaya devam etmektedir.

1925 Kürt milli başkaldırısının 96. yıldönümünde Şeyh Sait’i, Cıbranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey’i, Dr.Fuad’ı , başkaldırıya katılan ve şehit düşen tüm insanlarımızı saygıyla anıyoruz.

Türkiye Devleti’ni Şeyh Sait ve 46 arkadaşının, Seyid Rıza ve arkadaşlarının, Saidi Nursi’nin ve mezar yerleri gizli tutulan tüm insanların mezar yerlerini açıklamaya çağırıyoruz.

13.02.2021

PAK Basın ve İletişim Bürosu

PAK: Kürdistan Cumhuriyeti Kürdistan tarihinde onur duyulacak büyük bir tecrübedir

Kürdistan Cumhuriyeti Kürdistan tarihinde onur duyulacak büyük bir tecrübedir.

Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü münasebetiyle mesaj yayınladı.

PAK’ın söz konusu açıklaması şu şekilde:

“1946’da Mahabad’ta İlan Edilen Kurdistan Cumhuriyeti tüm Kürdistanlıların onur kaynağıdır.

Kürdistan Cumhuriyeti 75 yıl önce, 22.01.1946 günü Doğu Kürdistan’ın Mahabad şehrinin Çarçıra Meydanı’nda Kürdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Qazî Muhammed tarafından ilan edildi. O gün Çarçıra Meydanı’nda Kürdistan’ın dört parçasından da temsilciler hazır bulunuyorlardı.

İran Devleti’nin 17.12.1946 günü Mahabad şehrini tekrar işgal etmesiyle Kürdistan Cumhuriyeti yıkıldı.

Qazî Muhammed ve Kürdistan Cumhuriyeti’nin 15 yöneticisi 31 Mart 1946 günü Çarçıra Meydanı’nda İran Devleti tarafından idam edildiler.

Kürdistan Cumhuriyeti Kürdistan tarihinde onur duyulacak büyük bir tecrübedir.

Kürdistan Cumhuriyeti’nin ilan edilişinin 75. Yıldönümünde, Kürdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Qazî Muhammed’i, Kürdistan Cumhuriyeti’nin Askeri Komutanı Molla Mustafa Barzani’yi, Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve yarattığı değerlerde emeği olan tüm yöneticileri, emektarları, Kürdistan Cumhuriyeti’nin şehitlerini ve tüm Kürdistan şehitlerini saygıyla anıyoruz.”

PKK Haşdi Şabi ilişkisinin bir diğer yönü: Maaş

Şengal Peşmerge Güçleri Komutanı Qasim Dirbo, Şengal'deki PKK’ye bağlı silahlı grupların, Haşdi Şaabi'nin yardımıyla Irak'tan maaş aldıklarını söyledi. Şengal Peşmerge komutanı Qasim Dirbo BasNews'e yaptığı açıklamada, Şengal'deki PKK bağlantılı silahlı grupların kendilerini Haşdi Şabi güçlerine bağlayarak bu şekilde Irak’ın maaş sistemine kaydedildiklerini ve Bağdat'tan maaş aldıklarını belirterek geçen ay, bu silahlı grup üyeleri için kişi başına 1 milyon Irak Dinar’ı ödeme yapıldığını ifade etti. Qasim Dirbo açıklamasının devamında, PKK'nın bu üyelerine maaşlarının tümünü ödemediğini, sadece 400 dolar kişi başına verdiğini, geri kalan diğer miktarını kendi hesaplarına geçirdiklerini söyledi. Şengal Güçleri Peşmerge Sorumlusu Qasim Dirbo açıklamasının sonunda, Bağdat'ın PKK’ye bağlı silahlı güçlerin maaşlarını sağlamaya devam ettiğini belirterek, Haşdi Şabi'nin İran'a bağlı olduğunu herkes tarafından bilindiğini, bu yüzden hiç kimsenin PKK güçlerini engelleyip Şengal'e barış ve huzurun getirileceğine inanmadığını kaydetti.

Şengal Peşmerge Güçleri Komutanı Qasim Dirbo, Şengal’deki PKK’ye bağlı silahlı grupların, Haşdi Şaabi’nin yardımıyla Irak’tan maaş aldıklarını söyledi. PKK’ye bağlı değişik isimler adı altındaki güçlerin Haşdi Şabi kapsamında maaş alması yeni bir olay değil. 2015 yılından bu yana Şengal’deki PKK’nin YBŞ adlı yapılanması Haşdi Şabi kapsamında maaş alıyor.

Şengal Peşmerge komutanı Qasim Dirbo yaptığı açıklamada, Şengal’deki PKK bağlantılı silahlı grupların kendilerini Haşdi Şabi güçlerine bağlayarak bu şekilde Irak’ın maaş sistemine kaydedildiklerini ve Bağdat’tan maaş aldıklarını belirterek geçen ay, bu silahlı grup üyeleri için kişi başına 1 milyon Irak Dinar’ı ödeme yapıldığını ifade etti.

Qasim Dirbo açıklamasının devamında, PKK’nın bu üyelerine maaşlarının tümünü ödemediğini, sadece 400 dolar kişi başına verdiğini, geri kalan diğer miktarını kendi hesaplarına geçirdiklerini söyledi.

Şengal Güçleri Peşmerge Sorumlusu Qasim Dirbo açıklamasının sonunda, Bağdat’ın PKK’ye bağlı silahlı güçlerin maaşlarını sağlamaya devam ettiğini belirterek, Haşdi Şabi’nin İran’a bağlı olduğunu herkes tarafından bilindiğini, bu yüzden hiç kimsenin PKK güçlerini engelleyip Şengal’e barış ve huzurun getirileceğine inanmadığını kaydetti.

“ilk Kürt ulusal özgürlük hareketi manifestosunun sahibi” Şeyh Abdulselam Barzani’nin idam edilişinin üstünden 106 yıl geçti

“ilk Kürt ulusal özgürlük hareketi manifestosunun sahibi” Şeyh Abdulselam Barzani’nin idam edilişinin üstünden 106 yıl geçti, Mesut Barzani, Mele Mustafa Barzani, Osmanlı, Aşiret birliği, Herki, Muzuri, Gerdi, Dolameri, Şirwani, Reform, Hayvan Hakları, Rojhilat

Şeyh Abdusselam Barzani’nin 14 Aralık 1914’te Musul’da idam edilmesinin üzerinden 106 yıl geçti.

Fransız tarihçi ve gazeteci Crees Cochera, “Şeyh Abdusselam Barzani, ilk Kürt ulusal özgürlük hareketi manifestosunun sahibidir” dediği Şeyh Abdulselam’ın idamının üstünden 106 yıl geçti. 14 Aralık 1914’de Musulda Osmanlı devleti tarafından idam edilmişti.

Şeyh Abdusselam Barzani ulusal düşünce önderi ve Barzani Devrim Mücadelesi’nin kurucusudur.
Ulusal yönü o kadar ağır basan bir lider ki ta 1907 yılında Osmanlı Devletinden Kürtçenin Kürdistan’da resmi dil olmasını talep etmiş ve yaptığı ıslahatlarla Kürtlerden müteşekkil bir bağımsız ordunun temellerini atmıştır.

 Barzaniler ilk defa Şeyh Abdusselam Barzani döneminde ulusal bir kimlik kazandılar ve o günden bugüne Kürt ve Kürdistan davasının mücadelesini vermektedirler.

 1868 yılında Barzan köyünde doğan Şeyh Abdusselam Barzani, 1907 yılında Osmanlı Devletinden Kürtçenin Kürt bölgelerinde resmi dil olmasını talep etmiş ve yaptığı ıslahatlarla Kürtlerden müteşekkil bir bağımsız ordunun temellerini atmıştır.

Şeyh Abdusselam Barzani, Şirvani, Dolemeri, Mizuri, Beroji, Nizari, Gerdi, Herki ve Bineci aşiretleriyle birlikte büyük Barzani Aşireti federasyonunu kurmuştur. O günden sonra Barzan adı bu aşiretlerin tümünü temsil etmiştir.

Şeyh Abdulselam Barzani’nin ekonimik, toplumsal ve siyasal reformları
Barzani yaşadığı dönemde kendi bölgesinde aşağıdaki reformları gerçekleştirmiştir.

1- Mülkiyetin ortadan kaldırılması.

2- Toprakların çiftçilere dağıtılması.

 3- Başlık parası ve zorla yapılan evliliklere son verilmesi.

 4- Sosyal ilişkilerin adalet ve eşitlik esasına göre düzenlenmesi.

 5- Her köyde bir mescidin kurulması, bu mescidin dini farzların eda edilme yerleri olmalarının yanı sıra sosyal merkezler, istişare yerleri ve köylüler arasındaki ihtilafların çözüm yeri olarak kullanılması.

 6- Köy meselelerini her yönden ele alıp çözümlemek üzere her köyde bir konseyin kurulması.

 7- Her aşiretten silahlı güçlerin oluşturulması ve bunların başına sorumlu kişilerin tayin edilmesi.

Barzani, Kürtler arası ittifakı kurup diğer aşiretlerle çok sağlam ilişkiler geliştirmiştir. İstanbul’daki Kürt örgütleriyle ilişkiler kurdu.

Osmanlıya başkaldırı

Şeyh Abdusselam 1907 senesinin baharında Brifkan köyünde Kadiri Tekkesinin lideri Şeyh Nur Muhammed Brifkani’nin evinde Kürt aşiret liderleriyle gerçekleştirdiği toplantıda Osmanlı yönetimine aşağıdaki talepleri içeren bir telgrafın gönderilmesi kararlaştırıldı:

1-Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi.

 2-Eğitimin Kürtçe yapılması.

 3-Kürtlerin bölgesine Kürtçe’yi iyi derecede bilen memurların tayin edilmesi.

 4-Devletin dini İslam olması dolayısıyla mahkemelerde verilen hükümlerin İslam şeriatına göre verilmesi.

 5-Kürt bölgelerinde toplanan vergilerin Kürt bölgelerindeki yol ve okulların yapılması için kullanılması.

Osmanlı Sultanı, Şeyh Abdusselam’ın taleplerine Barzan üzerine büyük bir askeri kuvvet göndererek karşılık verdi.

Şeyh Abdusselam, iki ay boyunca Osmanlı kuvvetlerine direndi.İki aylık direnmenin ardından Rojhılat’a geçmek zorunda kaldı. 1908 yılında tekrar Barzan’a geri dönerek Osmanlı askerlerini bölgeden çıkardı.

 Osmanlı, Barzani ile yapılan barış anlaşmasında sembolik bir birlik dışında bölgeden çekilmeyi ve tazminat ödemeyi kabul etti.Musul Valisi’nin 1913 yılında Şeyh Abdusselam’ı tutuklatmak için Barzan bölgesine askeri kuvvet göndermesi üzerine tekrardan Rojhılat’a geçmek zorunda kaldı.

 Osmanlı, Şeyh Abdusselam’ın yakalanması için büyük bir ödül koydu. Barzan’a geri dönerken Rojhılat’ta Gıngeçin köyü ileri geleni Sofi Abdullah’a misafir oluyor. Sofi Abdullah uyudukları sırada Şeyh Abdusselam ve korumaları yakalayarak Osmanlı’ya teslim etti.

Tutuklanan Şeyh Abdusselam Musul’a nakledildi. Musul Valisi Diyarbakırlı Süleyman Nazif’in gerçekleştirdiği göstermelik bir yargılamadan sonra idamına karar verildi.14 Aralık 1914’te Musul’da kardeşi Mele Mustafa Barzani’nin gözleri önünde idam edildi

Şeyh Abdusselam hayatı boyunca Kürt halkının ulusal mücadelesini yürüttü.

Fransız tarihçi ve gazeteci Crees Cochera, “Şeyh Abdusselam Barzani, ilk Kürt ulusal özgürlük hareketi manifestosunun sahibidir” diyor.

Joe Biden: Beni ABD başkanı seçtiğiniz için onur duydum

Joe Biden: Beni ABD başkanı seçtiğiniz için onur duydum

ABD’de 59’uncu başkanlık seçimlerini Demokrat aday  Joe Biden’ın kazandığı bildirildi. ABD medyasının zaferini ilan ettiği Joe Biden Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Beni  ABD başkanı seçtiğiniz için onur duydum” dedi.

Joe Biden Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda başkanlığını ilan etti.

Biden şu ifadeleri kullandı: “Büyük ülkeme liderlik etmem için beni başkan seçtiğiniz için büyük onur duyuyorum. Önümüzdeki dönem zor olacak, ama size söz veriyorum: Bana oy verseniz de vermeseniz de tüm Amerikalılar için bir Başkan olacağım.Bana verdiğiniz inancı koruyacağım.”

4. Bölüm: 2000’li yıllar: Öcalan’sız bir PKK ve İran

Özel Dosya: PKK İran ilişkilerinin dünü bugünü ve geleceği, Sipan Rojhilat, Şapur Bodoşiva, PKK 7. Kongresi, YNK-PKK savaşı, Kadir Aziz, Ayende, Dola Koke, Cemil Bayık, ABD'nin Irak müdahalesi

Özel Dosya: PKK İran ilişkilerinin dünü bugünü  ve geleceği

15 Şubat 1999 yılında Öcalan’ın Türkiye’ye götürülmesi ile beraber yeni bir süreç başladı. Herkes Öcalan’ın büyük bir direniş göstereceğini, Türkiye’nin savaşla zorlanacağını düşünüyordu. Fakat öyle olmadı. Öcalan ilk tutuklandığı andan itibaren Türkiye Cumhuriyetine hizmet etmeye geldim diyerek, “PKK’yi Türkiye’nin demokratikleşmesinin emrine” vereceğini söyledi. Öcalan’ın bu “Türkiyelileşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” tutumu herkeste hayal kırıklığı yarattığı gibi İran’da da yarattı. Çünkü İran’da direnen bir Öcalan üzerinden planlamaya yapmıştı. İran’da bu hayal kırıklığını yaşayanlardan biriydi.

15 Şubat sonrası İran’ın Öcalan’ın tutumu ile yıkılan hayalleri

Öcalan Suriye’de kalma zemini kalmayınca bir seçenek olarak İran’ı da gündemde gelir. İran da Öcalan’ın İran’a gele bileceğini söyler. Fakat ne Öcalan bu teklifinde ciddidir ne de İran evet derken ciddidir. Sonuç olarak 15 Şubat’ta Öcalan’ın Türkiye’ye gider veya götürülür. Daha sonra birçok yerde Kürtler eylemler yapar. Eylemler Abdullah Öcalan’ın şahsından çok Kürtlerin Türkiye nefreti ile ilgili eylemlerdir.

En beklenmeyen eylemler ise İran’da gerçekleşen olaylardır. Başta Tahran olmak üzere İran’ın pek çok kentinde Öcalan için sokak eylemleri yapılır. Bu tepki PKK’nin beklediği bir tepki değildir. İran’da her hangi bir örgütlülük olmadığı gibi ayrıca da iletişim koşulları da şimdiki gibi olmadığı halde bu eylemlerin bu denli büyük ve koordineli olması konusu bir muammadır. Pek çok kişi bu eylemlerin direk İran devleti tarafından yaptırıldığına inanıyor. İran’ın zaman zaman kitleyi hareketlendirip nabız yoklaması yaptığı bilinen bir gerçek.

15 Şubat’ta da aynı yöntemi kullanmış olması muhtemeldir. Bu biçimde hem PKK’ye bir mesaj vermiş oluyor, hem kitle potansiyelini ölçmüş oluyor, hem de kişiler hakkındaki istihbari bilgilerini güncellemiş oluyor.

Fakat tüm bunların dışında en önemli husus doğu Kürdistan’daki Kürtlerin tepkilerini başka bir ülkeye yöneltmiş oluyor. Kendisi Kürtlere karşı tüm kirli ve kanlı tarihine rağmen ikinci derecen bir sömürgeci hatta dost olabilecek bir güç gibi görünüyor. Daha sonraki yıllarda da bu yöntemin İran için çok işe yaradığını göreceğiz. Öcalan’ın ismi üzerinden faydalanmak isteyen İran Öcalan’ın hayatını ve kişiliğini anlatan Farsça ve Soranca kitaplar bile basar bu süreçte.

İran hemen komplo ertesinde PKK ile görüşerek kendilerine her türlü desteği vereceğini söyler. Tahran’da PKK yöneticileri için tıpkı Şam’da Öcalan’a verildiği gibi güvenli yaşam alanları verilecektir. Ayrıca zaten tahranda PKK’ye verilen hastaların kaldığı kamp daha da büyütülecektir. İran’ın temel amacı Kürdistan üzerindeki işgalcilik ve sömürgeciliğini Türkiye’ye duyulacak nefret ile gizlemektir.

PKK bilinen yönetim üyelerinin hepsini İran tarafında ki güvenli kamplarda üslenir. İran her açıdan PKK’ye kol kanat germeye hazırdır.

Fakat Öcalan’ın mahkeme savunmaları ve gerillayı Türkiye’den geri çekme yaklaşımı İran’ı yeni durumu değerlendirip, yeni adımlar atmaya iter. Yalnız acele etmez çünkü PKK sadece Öcalan değildir. İran’ın PKK içinde güvendiği kadroları vardır. Onlar aracılığı ile PKK’yi yönlendirmek isteyecektir.  Bunu ilerde işleyeceğimiz için şimdilik geçiyoruz.

YNK- PKK savaşı mı, İran-Türkiye  kışkırtması mı?

Öcalan tutuklandıktan bir yıl sonra 2000 yılında PKK 7’inci kongresini yapar. Kongrede Öcalan’ın kararlarını tümden ret eden bir yaklaşım yoktur. Yeni bir yönetim seçilir. Ve Öcalan’ın yerine PKK’yi yönetecek adına başkanlık konseyi denen bir gurup seçilir.

İran PKK’nin Öcalan’ı yeteri kadar ret etmediğini düşünür. Ve PKK’yi biraz köşeye sıkıştıracak adımlar atmak ister. Nasıl ki PKK ve YNK’yi kendi çıkarları doğrultusunda KDP’ye saldırtmıştı bu kez YNK’yi PKK’ye saldırtır. Fakat PKK’nin içinden de bir kanat YNK’ye saldırmaya eğilimlidir. Bunun da imralı ve Abdullah Öcalan ile yakın bağlantısı vardır. Bu konuyu burada ele almayacak kadar geniş bir konu.

2000 yılının başında YNK iran’dan aldığı direktiflerle PKK’yi alana sıkıştırmak ister. YNK ve PKK arasında PKK’nin en büyük kamplarından Dola Koke yakınlarında bazı görüşmeler olur. Talabani sitemkardır “ben sizi 1992 yılında KDP’den kurtardım, sizin dağılmanızı engelledim ama siz şimdi bize saldırıyorsunuz” der. Öfkelidir, hatta görüşmelere direk YNK katılmaz. Kendisine yakın o zaman adı Zahmet Keşan olan partinin başkanı Kadir Aziz katılır.  İran istihbarat güçleri itaat bu görüşmelerde hazırdır. PKK’den bazı alanlardan çekilmesi istenir. Şehirlere uzak durması istenir. Fakat cevap olumsuzudur. PKK yönetimi toplanarak savaş kararı alır. İlk çatışma Alireş adlı köyde başlar. PKK gerillaları gece YNK peşmergelerinin kaldığı alanlara saldırı düzenler. Oysaki aynı gerillalar saldırıdan 4-5 saat önce aynı o peşmergelerle voleybol oynamıştır. PKK’nin dostluk ve düşmanlık tarafına ne zaman geçeceği tıpkı bu olayda olduğu gibi belli değildir.

KDP’nin tutumu PKK’nin tasfiyesini engelledi

Savaş 2000 yılı Ekim ayında başlar. Aralık başında bir dönem ateşkes yapılsa da savaş tekrar devam eder. Ocak sonunda ise ateşkes yapılır ve anlaşma sağlanır.

Savaşa İran subayları da YNK tarafına yardım etmek için gelmiştir. PKK bir nevi çembere alınır. PKK, KDP ile ilişkilenerek erzak ve cephane desteği ister. KDP kabul eder. Böylelikle 2000 öncesi dengeler yavaş yavaş değişmeye başlar. KDP çembere dahil olsa belki PKK ölümcül darbeyi yiyecekti. Fakat KDP bunu yapmaz. Bu nedenle de PKK çembere girmez. İran ve YNK’nin beklemediği şey KDP’nin PKK’ye yardım etmesidir. KDP, PKK’yi fiziki tasfiyeden kurtarmıştır.

PKK bu savaşta 120 kayıp verir ve gazilerde vardır. Fakat PKK’nin bir kazanımı vardır. Bu da Başkanlık Konseyi’nin iç otoriteyi sağlamasıdır. Savaşı gerekçe yaparak farklı seslerin hepsini bastırır. PKK içinde o zaman bir yandan Öcalan’ın mahkeme tutumundan rahatsız olan kadrolar vardır, bir yandan PKK yönetiminin yaklaşımını kabul etmeyen muhalif kadrolar vardır, bir yandan da kadın hareketi PKK içindeki konumundan rahatsızdır. Bu savaş ile tüm muhalefete ‘savaş var şimdi iç kavga sırası değil’ denerek susturulur. Ayrıca PKK KDP’nin desteği ile çembere girmediği için alanını da genişletme imkanı bulur. Hatta bazı YNK alanlarına da girer.

İran bu savaşla PKK’yi bitirmeyi amaçlamaz. Amaç kendine muhtaç duruma getirip teslim almaktır. Yoksa İran da arkada cepheden PKK’yi çembere alıp bitire bilirdi. Fakat İran hiçbir zaman bitirmek amaçlı PKK’ye saldırmamıştır. Her zaman temel yöntem zorlayıp teslim almak olmuştur. 2000 yılındaki savaşta KDP’nin savaşa müdahil olması PKK’yi İran’a teslim olmaktan kurtarmıştır.

Irak müdahalesi ve PKK- İran ilişkilerinde soğuk rüzgârlar

İran 2000 savaşı sonrasında da PKK ile ilişkilerini tümden kesmemiştir. PKK içinde kendine yakın gördüğü kadrolar Cemil Bayık, Mustafa Karasu, Osman Öcalan gibi isimler üzerinden ilişkilenir.

2003 yılında ırak müdahalesinin nerdeyse kesinleşmesi ile beraber siyasal dengeler değişir. PKK içinde bazı parçalanmalar yaşanır. Görüş ayrılıkları özellikle Amerika ile ilişkiler ve bundan sonra PKK’nin kendini nasıl konumlandıracağı üzerinedir. PKK içindeki bir kanat Güney Kürdistan’da ki sisteme dahil olmayı ABD ile ilişkilenerek yeni bazı arayışlar içinde olmayı önerir. Fakat başını Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu’nun çektiği diğer bir gurupta bunun PKK ideolojisine aykırı olduğunu belirterek karşı çıkarlar.

Irak’a müdahale başlar. Ortadoğu da gelişen bu yeni duruma göre tüm siyasi kişi ve guruplar pozisyon almaktadır. ABD’nin güneyde bir Kürt oluşumuna izin vermesi başta Kürdistan’daki sömürgeci devletleri rahatsız eder. Onlarda buna göre hareket etmektedir.
ABD daha o zaman Irak’ta ki generalleri aracılığı ile PKK ile görüşerek İran’a karşı bazı ortaklıklar yapmayı önerir. ABD özellikle 2004 yılı Nisanın da PJAK’ın kurulması ile beraber direk bu örgüt üyeleri ile ilişkiler geliştirmek ister .

PKK Sipan Rojhilat’ı (Şapur Bodoşiva) İran devletinin isteği üzerine mi vurdu?

PKK için ilginç bir süreçtir. Farklı PKK kadroları farklı yerlerde, farklı güçlerle görüşür. Birinci gurup reformistlerdir. Öcalan bunlara sağcılar dedi. Nizamettin Taş, Osman Öcalan’ın başını çektiği reformcu gurup içindeki iki diplomat Kani Yılmaz (Faysal Dunlayıcı)  ve Sipan Rojhilat ( Şapur Badoşiva) Musul ve Bağdat’ta ABD ile görüşerek Irak ve Güney Kürdistan’da açılan zeminde meşru siyaset yapmak ve İran üzerinden belli pazarlıklar yapmaya hazır olduklarını açıklamaya çalışıyordu.  Daha sonra bu gurubun iki diplomatı Kani Yılmaz ve Sipan Rojhilat PKK tarafından ihanet ettikleri gerekçesi ile öldürüldü.

Bunların öldürülmesini kim istedi meselesi de ilginç bir konudur. Özellikle de İran devrimine öncülük yapma yeteneğine sahip olan Sipan Rojhilat ( Şapur Bodoşiva)’nın öldürülmesinde İran’ın talebi vardır. Sipan Kanada vatandaşı, birçok dil bilen, ve diplomasiyi bilen biridir. Doğu Kürdistan’ın sosyolojisine büyük oranda hakimdir. İran nasıl ki Qasımlo, Şerefkendi’yi kendisi için tehlike görüp suikastla öldürdüyse aynı biçimde Sipan’ı da öldürttü. Fakat bu kez tetiği İran adına PKK çekti. PKK böylelikle bir taşla iki kuş vurdu. Hem muhalif ekibe gözdağı verdi, ekibini güçlü bir elemanını vurdu. Öte yandan da İran’a olumlu mesaj verdi.

İkinci gurup ise PKK içindeki gelenekçilerdi Öcalan bunlara solcular dedi. Başını Cemil Bayık’ın çektiği gurupta Mustafa Karasu ve Duran Kalkan öncülük yapıyordu. Sağcı gurup Bağdat’ta ABD ile görüşürken solcu gurubun öncüsüde İran ile görüşmeler yapıyordu.

5. Bölüm:  Cemil Bayık iran itlaatı ile nerde hangi anlaşmayı imzaladı, PKK iran’a hangi garantileri verdi

İran devlet faşizmine karşı ağzını dikerek açlık grevine başladı

İran devlet faşizmine karşı ağzını dikerek açlık grevine başladı, Adil Mukerrem

Urmiye Merkez Cezaevi’ndeki Kürt siyasi tutuklu ağzını dikerek açlık grevine başladı.

İnsan Hakları Örgütü Hengaw, Urmiye Merkez Cezaevi’nde tutulan Kürt siyasi tutuklu Adil Mukerem’in ağzını dikmek suretiyle açlık grevine başladığını duyurdu.

Edinilen bilgilere göre, uzun süredir cezaevinde tutulan ve şimdiye kadar mahkemeye çıkarılmayan Kürt siyasi tutuklu Adil Mukerem, durumunun netleşmesi talebiyle açlık grevine başladı.

Urmiye nüfusuna kayıtlı 30 yaşındaki Adil Mukerem, geçtiğimiz yıl kaçak yollardan Avrupa ülkelerine  geçerek iltica etmek isterken Türkiye tarafından yakalanarak, İran’a teslim edilmişti.

Adil Mukerem İran tarafından İran Kürdistan Demokrat Partisi(PDK-İ) üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. 1 yıl geçmesine rağmen Adil Mukeremhakkında bir dava açılmış değil.

Şengal Kaymakamı: PKK, Şengal’de 70 Ezidi’yi tutukladı

Şengal Kaymakamı: PKK, Şengal’de 70 Ezidi'yi tutukladı

Şengal Kaymakamı Mehma Xelil yaptığı açıklamada, Şengal Dağı’nda 70 Kürt Ezdi vatandaşının Kürdistan İşçi Partisi (PKK) tarafından tutuklandığını ve görgü tanıklarına göre gizli cezaevlerinde tutulduğunu belirtti.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Mehma Xelil şunları söyledi: “PKK’nin Şengal Dağı’nda gizli bir cezaevi var. Şimdiye kadar 70 Kürt Ezdi vatandaşını tutuklayarak bu cezaevlerinde tutulduğuna dair tutuklanan kişilerin akrabalarının beyanları mevcut.”

Mehma Xelil açıklamasına şu şekilde devam etti: “İnsanı üzen şey, katliam ve jenoside uğramış Şengal halkına şimdi de benze zulmün yaşatılmasıdır. Şengal Dağı’nda gizli cezaevlerinin yapılarak Şengallilerin buraya konulması kabul edilemez bir durumdur.”

Kaynak: BasNews