Elî Ewnî: Rojava Kürdistanı’nın başına gelen tüm felaketler PKK’nin siyasetinden kaynaklanıyor

Elî Ewnî: Rojava Kürdistanı’nın başına gelen tüm felaketler PKK’nin siyasetinden kaynaklanıyor

PDK Yönetim Kurulu Üyesi Elî Ewnî, Rojava Kürdistanı’nın şu anki durumunun PKK siyasetinden kaynaklandığını, Kürdistan Bölgesi’nin de bazı bölgelerinin bu siyasetten olumsuz yönde etkilendiğini ve zarar gördüğünü söyledi.

Son dönemde Sêmalka Sınır Kapısı’nın kapatılmasını BasNews’e değerlendiren PDK Yönetim Kurulu Üyesi Elî Ewnî, PKK’nin bazı oyunlar yaparak halkı kışkırtarak sınır kapısının kapanmasını ve daha sonra da kapının açılmasını talep ettiğini dile getirdi.

Güney ve Rojava Kürdistanı’nın birbirine bağlayan Sêmalka Sınır Kapısı PKK taraftarlarının Peşmerge Güçlerine saldırması sonrası kapatılmıştı.

PKK yönetimi sınırın kapatılmasından Kürdistan Bölgesi yönetimini sorumlu tutuyor.

“PKK Rojava2daki yenilgisini gizlemek için saldırıyor”

PDK Yönetim Kurulu Üyesi Elî Ewnî PKK’nin sınır kapısındaki gümrük ve güvenlik görevlilere saldırarak Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin egemenlik iradesini zayıflatmayı hedeflediğini söyledi.

Rojava Kürdistanı’nın başına gelen tüm felaketlerin PKK’nin yanlış siyasetinden kaynaklandığını dile getiren Elî Ewnî “PKK en son Sêmalka Sınır Kapısı’nın kapanmasına neden oldu. Şimdi de açılması için gösteri yapıyorlar. PKK, Rojava’daki yenilgisini kargaşa yaratarak gizlemeye çalışıyor. Çünkü, Rojava’yı hem idari hem de hizmet anlamında yönetmeyi başaramadılar. Halk onların yönetiminden rahatsız. Bundan ötürü Kandil Rojava Kürdistanı’nı Kürdistan Bölgesi’ne karşı bir baskı aracı olarak kullanılmasını istiyor” ifadelerini kullandı.

“Devrimci Gençlik neden Efrin sınırında eylem yapmıyor?”

Sınırdaki kargaşayı yaratan PKK’nin Devrimci Gençlik(Ciwanên Şoreşger) yapılanmasına da değinen Elî Ewnî, “Madem Rojava konusunda bu kadar samimiler neden Devrimci Gençlik(Ciwanên Şoreşger) yapılanması Efrin ile Türkiye arasında sınırda eylem yapmıyor? Madem Apo’nun özgürlüğünü istiyorlar o zaman Türkiye’ye karşı savaşmalılar, neden Kürdistan Bölgesi’ne saldırıyorlar? Halktan ne istiyorlar?” şeklinde değerlendirdi.

PKK’nin Rojava Kürdistanı’nın başına büyük bela olduğunu söyleyen PDK’li Elî Ewnî, “Bu politikaları nedeniyle ABD; Rusya ve Avrupa ülkelerinin desteğini kaybettiler. Bu yenilgilerinin üzerini örtmek için bu tür saldırılar düzenliyorlar” dedi.

“PDK Rojava’ya kök salmıştır”

PDK Yönetim Kurulu Üyesi Elî Ewnî sözlerini şöyle sürdürdü: “PKK, PDK’nin Rojava’ya kök saldığının farkında, özellikle Rojava halkı Başkan Barzani’yi çok seviyor. Bundan ötürü PDK’yi halka kötü göstermek istiyor. Ancak bu konuda başarılı olamamışlardır.”

“Süleymaniye PKK’ye teslim edildi”

PKK’nin Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentine de büyük zararalar verdiğini belirten Elî Ewnî “Lahûr Cengî  ve mafyası döneminde PKK Süleymaniye’de iktidardı. PDK karşıtlığı üzerinden Süleymaniye, PKK’ye teslim edildi ve bu yüzden Süleymaniye kenti kendini PKK ve Türkiye’nin savaşının ortasında buldu, bölge hergün bombalanıyor. PKK orada kamplarını açıktan kurdu ve günlük halktan haraç topluyor” değerlendirmesinde bulundu.

PDK Yönetim Kurulu Üyesi Elî Ewnî, YNK’nin PKK’nin kötü siyasetinin önünü almaması halinde Süleymaniye kentinin PKK ve Türkiye arasındaki savaşa kurban edileceği uyarısında bulundu.

Roboski’nin 10’uncu yıl dönümünde tekrar aynı soru: Hatalar ve koordinesizlik mi yoksa gizli hesaplar mı davayı sonuçsuz bıraktı?

Roboski’nin 11’inci yıl dönümünde tekrar aynı soru: Hatalar ve koordinesizlik mi yoksa hatalar mı davayı sonuçsuz bıraktı?

10’uncu yıl dönümünde Roboski’de 34 kişinin hayatını kaybettiği katliamın yapılma nedeni ve biçimi hala netleşmedi. Netleşmeyen sadece sömürgeci devlet katliamı değildi. Halk adına davayı üslenenlerin de davayı neden yüz üstü bıraktığı ve kimlerin bundan payı olduğu da hala netleşmedi. HDP yerel baroları, yerel barolar HDP merkezini suçladı. Sonuç olarak Türk sömürgeci devleti 34 kişiyi katlettiği olayda hiçbir hesap vermedi. Oysa ki Roboski davası Türk sömürgeciliğini uluslararası kamuoyuna taşımak ve uluslararası mahkemelerde yargılanmasını sağlamak için önemli bir olaydı.

Kürtler bu olayı Türk devletinin sömürgeci ve işgalci siyasetini belgelemek için kullanmadılar. Neden? Gerçekten olay sadece unutulan belgeler, hatalar sonucu mu bu duruma geldi. Yoksa Kürt meselesini Türkiyelileştirmek ve Kürtleri Türkiyelilik üst kimliği altında devletin kılma siyasetinin bir sonucu olarak mı Roboski uluslararası mahkemelere taşınmadı? Açıkçası olayın bir ihmalden çok siyasi bir tutum olduğuna dönük deliller var.
HDP olay için ciddi bir özeleştiri yapmadan Şırnak barosunu ve bazı kişileri hedef yapıyor. Oysa ki HDP bırakın Roboski Türk devletinin 100 yıldır yaptığı katliamların tümünü aydınlatma sözü vermişti. Roboski meselesi hasır altı edildi. HDP bu olayın neresinde olursa olsun bunu engellememişse Kürt katliamlarını engelleyemez.

Roboski’de ki süreç nasıl gelişti? İmralı’nın rolü neydi? HDP’nin rolü neydi?  Sizler için derledik.

Katır sırtında 34 cenaze

Uludere’nin Roboski köyünde 28 Aralık gecesi saat 21.39’da başlayan ve 46 dakika süren bir hava bombardımanı yapıldı.  Vurulanlar sınır üstünde ekmek parası kazanmak için kaçakçılık yapan köylülerdi. Hava saldırısında 34 kişi hayatını kaybetti. Bunlardan 19’u 18 yaşından küçüktü.  Köylüler bir yaralının haber vermesi üzerine gidip cenazeleri kendi aldı. Türk basını ise Cumhurbaşkanlığı sitesi resmi olarak açıklama yapmayana değin olayı görmezden geldi.

Roboski’yi vurma kararını kim verdi?

Roboski olayını gerçekte nasıl olduğu hala netleşmemiştir. AKP Roboski vurulduğu yıl devletin kurumlarına hakim değildi. Durum bu günkünden farklıydı. Kemalistler, Fethullahcılar ve AKP arasında bir iktidar savaşı vardı. Tarafların karşılıklı komplosu muydu sorusunun cevabı hala tam verilemiyor.  Zamanın İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin o dönem “MİT’ten gelen not ve telefonda oradan önemli birinin geçeceği bilgisi gelmişti” dedi. Fakat MİT bunu ret etti.

Olayın oluş biçiminden çok önemli olan Kürtleri öldürmenin bu denli kolay bir kararla alına biliyor olması idi. Ayrıca her ne olursa olsun Türkiye içindeki iktidar klikleri olayın vahameti karşısında Kemalisti, Cemaatçisi, AKP’lisi bir olup devlet aklının verdiği karara göre davrandılar. Olayı el birliği ile örtbas ettiler.

 Barzani tazminat meselesi için devreye girdi

Devletin ilk önceliği Roboskili mağdur ailelerin tepkilerini engellemek ve onları etkisiz hale getirmekti. Aileleri susturmak için tazminat gündeme getirildi. Devlet kişi başına 123 bin TL tazminat vereceğini söyledi ve bu tazminatlar Şırnak Valiliğine gönderildi. Aileler zaten yoksuldu birkaç kişi verilen tazminatı almak istedi. Dönemin Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani kendi bir temsilcisi aracılığı ile ilk günden beri Roboskili aileler ile ilişkiliydi. Ailelere devletin vereceği tazminatı kendisinin ödeyeceğini söyledi. Devletin kan parası oyunu suya düşmüştü. Kürtler kendi arasında mağduriyetlerini hal ettiler.

Erdoğan’ın Roboskili aileler ile görüşme istemi

Roboski meselesine halkın tepkisi dinmiyordu. Olayın ilk günü Uludere kaymakamı olay yerinden kovulmuştu. Erdoğan kendisi gidemeyeceğini bildiği için eşi Emine Erdoğan’ı gönderdi. Emine Erdoğan’da direk Roboski’ye değil yakın bir köy olan Bijeh (Gülyazı) köyüne gide bildi.

Yıl 2013’ü gösterdiğinde Erdoğan hala devlet içinde tümden hakimiyet sağlayamamıştı. İçte pek çok muhalif kesim vardı. Güç toplamaya ihtiyacı vardı. Erdoğan’ın ve ekibinin bir can simidine ihtiyacı vardı. İşte tam o dönemde birçok can simidi İmralı’dan Erdoğan’a atıldı. Roboskili aileler ile görüşme ayarlanması da işte o olaylardan biriydi. Abdullah Öcalan mart ayında İmralı’ya gelen HDP Heyetindeki Demirtaş’a şunları söyleyecekti: Madem bir barışma sürecinden bahsediyoruz o zaman genel bir barışın prototipi olarak Roboskili aileler ile AKP’yi bir araya getirip uzlaşma sağlaya bilirsiniz. Anladığım kadarıyla Roboski meselesi AKP’yi çok zorluyor. Bunun diğer failli meçhuller, kirli olaylarla anılması daha doğru olur.”

Roboski ne zaman faili meçhul oldu?

Abdullah Öcalan’ın bu sözlerinden 4 ay sonra Erdoğan Şırnak’ta ki bir iftar yemeğine Roboskili aileleri davet etti. Aileler gitmek istemedikleri halde Demirtaş’ın ayarlaması ve ısrarı ile görüşmeye gittiler. Erdoğan böylelikle toplumda sorunu çözmek isteyen bir imaj yaratmış oldu.
Abdullah Öcalan’ın o dönem AKP’ye attığı tek can simidi Roboski değildi. Sakine Cansız olayında da Abdullah Öcalan “Hakan Fidan’ın olaydan haberi olduğunu sanmıyorum” diyecek gladyonun Avrupa ayağı diyerek yine Türk devletini aklayacaktı. Böylelikle Kürt halkının tepkisini törpüleyecekti. Elbette ki bunlar sadece basına yansıyanlar. Elbette ki Roboski üzerinde daha büyük bir pazarlık yapıldı.

Ağları yırtan bir gole gerek yoktur

Roboski meselesi çok büyük olaydı. Türk devlet yetkililerinin uluslararası mahkemelerde insanlığa karşı savaş suçundan yargılanmasına kadar gide bilirdi mesele. Türk devlet sistemini sarsa bilirdi. Fakat öyle olmadı PKK olayın uluslararası sisteme yansımasını engelledi. Bunu da HDP eli ile yaptı.

Bu ilk kez yapılan bir şey değildi. Daha öncede HDP’nin AKPM üyesi Ertuğrul Kürkçü “Türkiye’nin AB tarafından izleme sürecine alınmasını HDP engelledi” demiş ve şöyle eklemişti “Biz ağları yırtan gollerin peşinde değiliz. Mesele, barışçıl ve demokratik çözümün kapısının açılması”. Roboski’de aynen böyle olmuştu. Türkiye devletinin ağlarını yırtılmasına gerek yoktu.

Belgeler neden tamamlanmadı

Roboski’nin mahkeme sürecinden diskalifiye olmasının adımları bir karar doğrultusunda devam etti.

Roboski gibi önemli bir davada ve yüzlerce avukat davayı üslenmişken davada her belgelerin eksikliği gibi nedenlerle davalar ret edildi. Türkiye’de AYM yine Avrupa’da AHİM’e giden belgeler hep eksik çıktı ve mahkemelerin uyarısına rağmen belgeler tamamlanmadı. Bu durumu sadece teknik bir hata olarak görmek yanlıştır. Bu iyi niyetli bile olsa bir suçtur. HDP yöneticilerinden Ayhan Bilgen bile 28 Kasım 2018 tarihinde bu durumun kabul edilemez olduğunu söyleyerek partisindeki sözcülük ve MK üyeliği görevlerinden istifa etti.

HDP ise kurumsal olarak olaya ciddi bir tepki göstermedi. HDP Hukuk Komisyonu sorumlusu ve parlamenter Meral Danış Beştaş olaya herhangi bir vatandaş gibi sosyal medyadan tepki gösterip başkalarını suçladı.

Ve davanın AHİM’de ret edilmesine yol açan Şırnak Barosu, HDP Hukuk Komisyonu sorumlusu Meral Danış Beştaş, Olayla ilgilenen avukatların Roboski davasındaki sorumluluğu Roboski katliamını yapanlarınki kadar ağırdır. Ve bu süreç İmralı’da başlamış bile olsa bu insanlar bu sürece dahil olmuşlardır. Suçluları aklamışlardır.

Roboski hala kanayan yara

Roboski Türk devletinin Kürtlere bakışının özetidir. Roboski olayı tek başına bile Kürt halkının sömürge bir halk olduğunu ispatlaya bilir. Türk devletinin sağcısı ile solcusu ile Kürtlere karşı aynı tutumu göstere bileceğini gösterir.

Ayrıca Roboski olayı Kuzey Kürdistan’daki Kürt siyasi aktörlerin devletle ilişkilerini dek başına ispatlaya bilir. Roboski olayı Kuzeyde ki Kürt siyasetinin yeniden kurgulanması gerektiğini var olan kurgunun Türk devletinin yedeğinde olduğunu gösterir.
Ayrıca Roboski şunu da ispatlar Kürt halkı Roboskiyi unutmamıştır, Kürt halkı öncülerine rağmen daha radikal ve Kürdistanidir.

İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE – 1

İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 1

İbrahim Gürbüz

Birçok düşünür, binlerce yıllık insanlık tarihinin son altı bin yıllık kesitinde insanların uygarlık için üretim faaliyetlerinde bulunduklarını ifade ederler. Bu tarihsel dönemde, insanlığın,  özellikle su havzalarında ve nehir kenarlarında önemli uygarlıklar yarattıkları bilinen bir realitedir. Bunlardan, Mezopotamya, Yunan, Mısır, Aztek, İnka, Çin ve Hint uygarlıkları, en çok bilinenlerdir.

Uygarlığı, insan soyunun binlerce yıllık deneyim, kazanım, bilgi birikim ve tecrübe toplamının vardığı son seviye olarak ifade edebiliriz. İnsanlık bu uzun uygarlık tarihi sürecinde; ateşi, yazıyı, hayvanları evcilleştirmeyi, tarım devrimini, düşün dünyasını, şehirler inşa etmeyi, kent mimarisini, ekonomiyi, sanayiyi, ticareti, güzel sanatları, kültür birikimini, matematiği, mühendisliği, coğrafi keşifleri, buharlı makinayı ve Rönesans’ı keşfetti. Bugün dünyanın ulaştığı teknolojik seviye, bilişim, yapay zekâ ve uzay bilimlerinin düzeyi, uygarlığın ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından önemli göstergelerdir.

Düşün dünyası, kentsel tasarımı, sanat, teknoloji ve bilişim alanında ulaştığı uygarlık düzeyi bilim ve bilim insanları sayesinde olmuştur. Bilim, insanın doğayı, toplumu, kendisini ve çevresini bilme, anlama, tanıma ve hakikati arama çabasıdır. İnsanlar daha iyi ve güvenli bir yaşam için doğayı tanıma, doğa olaylarını irdeleme ve doğaya egemen olma isteğiyle bilgi üretimine yönelmişlerdir. Bu nedenlerle bilim insanlarının çalışmaları sonucu, yakaladıkları bilim seviyesi toplumların gelişmişlik düzeyini belirlemiştir. Yani bilim üretiminin düzeyi ile toplumsal gelişmenin düzeyi doğru orantılıdır.

Toplumların üretim biçimi, üretim ilişkileri ve üretici güçlerinin başka bir deyişle, toplumsal dinamiğin itici gücünü belirleyen en temel unsur bilimdir. Uygarlığın gelişmesi, toplumsal ilerleme ve hayatın daha yaşanılabilir hale getirilmesi bilim sayesinde olmuştur. Bilimi, hakikate ulaşmak için gidilen yolu aydınlatan bir ışık olarak tarif edebiliriz.

Bilim yöntemi ise insanın kendisini, içinde yaşadığı dünyadaki, doğadaki ve toplumdaki olguları ve olgusal ilişkileri kavramak, bilmek ve anlamak için gözlem, deney ve ölçme işlemlerini kullandığı bir düşünce sistemi olarak tanımlanabilir Öğretide genel kabul, bilim tarihinin beş bin yıllık serüveni kapsadığı ve modern bilim çalışmalarının ise 16. yüzyılın başından itibaren başlamış olduğu şeklindedir.

Eski Çağda Antik Yunan tarihini incelediğimizde, bilim insanlarının karanlık çağın baskıcı yönetimlerine karşı büyük mücadeleler verdiğini görürüz. Verilen büyük mücadeleler sonucu, bilim insanlarının büyük bedeller ödediklerini de biliyoruz. Ancak bu bilim ve düşün insanlarının içinde Sokrates’in duruşu ve mücadelesi bir ekole dönüşmüş ve gelecek kuşaklara ilham kaynağı olmuştur. Sokrates’in savunduğu doğrunun tekliği ve ahlakın evrenselliği felsefesi günümüz dünyasında da hala önemli bir düşünce sistemi olarak etkisini sürdürmekte ve düşünce dünyamıza zenginlik katmaktadır.

Aristoteles, Thales, Pisagor, Konfüçyüs, Heraklitos ve Hipokrat gibi bilim insanlarının bilimsel çalışmalarındaki disiplinleri ve kararlılıkları olmasaydı ve özellikle bilim dünyasının kahramanlarından düşünür Sokrates’in, Miguel Servetusus’un ve Giordano Bruno’nun karanlık ve ölüm karşısındaki soylu duruşu olmasaydı düşün dünyası ve uygarlığın bugünkü seviyeye gelmesi mümkün değildi.

Eski Çağda nasıl ki Sokrates gibi bilim insanları karanlıkta bir ışık olduysa, kilisenin toplum ve yönetim erki üzerinde egemen olduğu, aklın ve bilimin devre dışı bırakıldığı Skolastik felsefenin resmi düşünce

kabul edildiği Orta Çağ, daha sonra Yeni Çağ ve günümüze dek birçok filozof ve düşünür bilim tarihi sürecinin çeşitli evrelerinde önemli işlevleri olmuştur. Bunların bazıları idam bazıları sürgün edilmiş bazıları da zindanlarda akli dengelerini yitirmişlerdir.

Sokrates, Miguel Servetus, Giordano Bruno, Galileo Galilei, Newton, Copernicus, Descartes, Spinoza, Voltaire, Kant, Karl Marx, Frederich Engels, Hegel, Darwin, Nikola Tesla, Edison, Albert Einstein, Franz Fanon, Jean Paul Sartre, Ehmedê Xanî ve İsmail Beşikçi gibi bilim ve düşün insanlarına insanlığın büyük borcu olduğu kuşkusuzdur. Bu bilim insanlarının açık ve gizli bilimsel çalışmaları insanlığın geldiği bugünkü uygarlık seviyesine ulaşmanın itici motorları olmuştur. İnsanlık ve uygarlık bu bilim insanları sayesinde bugünlere varmıştır. Tiranlar karşısında hakikati savunma ve duruş olmasaydı belki insanlık onların yarattığı yüksek ahlaki değerlere bugün sahip olamayacaktı. Bilimin olmadığı bir dünyada uygarlık ve düşün dünyasının zenginliğinden de söz edilemezdi.

BİR BİLİM ABİDESİ: İSMAİL BEŞİKÇİ

Aydınlanma çağıyla birlikte doğa bilimleri ve sosyal bilimler birbirinden ayrıldı. Doğa bilimleri için uygulanan bilim metodolojisi sosyal bilimler içinde kullanılmaya başladı. Hatta sosyal bilimlerin birer parçası olan ekonomi, tarih, sosyoloji, coğrafya, antropoloji, arkeoloji gibi bilim dalları düşünce dünyasının en önemli unsurlarıdır. Bilimin, felsefenin ve sanatın sınırsız özgürlük ortamında geliştiğini bildiğimiz için doğa bilimlerinin gelişimi ile sosyal bilimlerin gelişimi arasında doğrudan bir bağ olduğunu biliyoruz.

Bu anlamda bilimi ısrarla savunan ve canlarını feda eden, boyun eğmeyen soylu duruş sahibi bilim ve düşün insanları, bilimin ve uygarlığın gelişim çarkını hareket ettiren kahramanlardır. İsimlerini sıraladığım bilim insanlarından Sokrates, Miguel Servetus, Giordano Bruno ile çağımızın eşsiz bilim insanlarından İsmail Beşikçi’nin irdelenmesi akademisyenlerin ve gençlerin aydınlanması için oldukça önemlidir. Bu konunun akademide tez ve etüt çalışmaları ile zenginleştirilmesi gerekmektedir. Birçok aydın, akademisyen ve toplum içerisindeki bireylerin, İsmail Beşikçi ile ilgili bilgilerinin yüzeysel ve oldukça yetersiz olduğu açıktır. Bu nedenle İsmail Beşikçi fikriyatının detaylı incelenmesi önümüzde duran ve ivedi şekilde yerine getirilmesi gereken bir görevdir.

Yukarıda sıraladığım genel bilgiler ışığında günümüzün seçkin bilim insanlarının İsmail Beşikçi üzerine ifade ettikleri düşünceleri aktardıktan sonra İsmail Beşikçi ile tarihte iz bırakmış bilim insanlarını irdelemenin düşün hayatımıza farklı bir pencere açacağını düşünüyorum.

SEÇKİN BAZI BİLİM, DÜŞÜN VE YAZARLARININ İSMAİL BEŞİKÇİ’YE BAKIŞI

Çağımızın büyük düşünürlerinden Noam Chomsky, Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiği konferansta İsmail Beşikçi için “O bilim dünyasının kahramanıdır. Cesaretin ve onurun sembolüdür.” demesi çok önemli bir belirlemedir.( Boğaziçi Üniversitesinde, 25 Ocak 2013 tarihinde ki “Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı”nda ki konuşmasından )

Kürd tarihi ve kültür araştırmalarının en gözde bilim insanlarından Prof. Dr. Celîlê Celîl’ “İsmail Beşikçi bir pırlantadır. Pırlanta beş yüz yılda bir oluşur.”, “İsmail Beşikçi bir atom parçacığı gibidir. Kendisi küçük etkisi büyüktür.” tespiti çok çarpıcıdır. (İsmail Beşikçi Araştırma Kütüphanesi açılışında ki konuşmasından)

Türkiye’nin saygın bilim insanlarından Prof. Dr. Murat Belge “İsmail Beşikçi bir benzeri Türkiye’de bulunmayan, ama ona bakarsanız dünyada da eşine çok ender rastlanan bir kişidir.”, “ ….haksızlığa uğrayan bir halkın davasına sahip çıkmak, onu kendi davası haline getirmek. Gerçeklikle kurduğu ilişki ise bir bilim adamının ilişkisidir. İsmail Beşikçi bunların ikisinin toplamı olan bir kişiliktir.” der. (1)

Ünlü yazar ve şair Murathan Mungan ”….ömrünü, gönül yakınlığı duyduğu bir davaya adayan, bu uğurda hiçbir özveriden kaçınmamış, yılmamış, yorulmamış, teslim olmamış; düşünceleri ve inançları doğrultusunda dürüst, onurlu, bir yaşam sürdürmüş, aydınlanma çağının -benimde olumladığım-romantik değerlerine bağlı bir dava ve fikir adamı olduğudur.” belirlemesini yaparak; İsmail Beşikçi için “Hayat insana çok az konuda zamanlar üstü saygı bağışlar.” diyor. (2)

Literatüre Türklük Sözleşmesi kavramını kazandıran akademisyen ve yazar Dr. Barış Ünlü, İsmail Beşikçi’yi bir fenomen olarak değerlendirerek onu Antik Yunan’da güçlülere ve tiranlara karşı hakikati söyleyen Parrhesiastes olarak ifade eder. Ek olarak, İsmail Beşikçi için “İsmail Beşikçi modern bir Parrhesiastes ve 20. yüzyılda yaygınlık kazanmış bir kavramı kullanmak gerekirse bir entelektüeldir.” der. İsmail Beşikçi’nin Kürdler ve Kürdistan adlarının ifade edilmediği ve açıkça adı konulmadığı bir dönemde Dr. Barış Ünlü “Hakikati güçlüler karşısında dile getirmiştir.” diyerek İsmail Beşikçi’nin hakikatleri dile getirmesindeki gözü pekliği ifade etmiştir. Dr. Barış Ünlü, güçlüler olarak ifade ettiği sadece devlet değildir. Aynı zamanda Türk toplumu ve Türk akademi dünyasıdır.  (3)

İsmail Beşikçi bütün bu güçleri karşısına almış ve gerçeği bütün çıplaklığıyla büyük riskleri göze alarak haykırmıştır. Dr. Barış Ünlü “Hakikati söylemek riskli ve tehlikeliyse, karşımızda bir “yaşam ya da ölüm” etkinliği var demektir. Bu tehlikeyi bilerek göze alan kişi dürüsttür. Dürüstlük belli bir ahlak yapısını işaret eder, ki o ahlak yapısı hakikate ulaşabilme yolunda en temel dayanak noktasıdır.” diyerek İsmail Beşikçi’nin çalışma ve açıklamalarındaki cesaret ve hakikate vurgu yapmıştır. (4)

Dr. Barış Ünlü, İsmail Beşikçi’nin hakikate ulaşma sürecinde yaşadıkları, tanık oldukları ve okuduklarıyla kişisel bir aydınlanma yaşadığını söyler. Bu husus, “Bu aydınlanma sürecinde ise, tabiri caizse, Türklüğünden istifa etmiştir. Bu istifa kişisel bir zihin devrimidir.” diyerek ifade edilmiştir. (5)

Türk Akademiyası’nın değerli isimlerinden Prof. Dr. Sibel Özbudun ise İsmail Beşikçi’nin Türk üniversitesi içinde resmî ideolojiye karşı duruşuna gönderme yaparak “’Akademia cennetinden kovulan bir şeytan “betimlemesi yapmıştır. (6). Resmî ideolojinin emir ve talimatları doğrultusunda çalışmalar yürüten Türk akademisyenlerinin kurdukları bilim dışı cennete itiraz ettiği için İsmail Beşikçi bu cennetten aforoz edilmiştir.

Değerli bilim insanı Prof. Dr. Selahattin Güllülü, İsmail Beşikçi için, “O asla kendini gizleyen biri değildi. İnandığı fikirleri savunurken ufak tefek görünüşü birden devleşiyor, ciddi boyutlardaki tehditler karşısında bile ödünsüz tavrını asla değiştirmiyordu. Öteden beri, yargım; onun bir bilim adamı olmaktan çok bir fikir ve inanç adamı olduğu yolundaydı. Bu yargım bugün de değişmiş değil. İsa gibi hiç yılıp yorulmadan kendi çarmıhını sırtında taşıyan bir inanç adamı.” (7) ifadelerini kullanmıştır.

Bu konuya ilişkin yüzlerce aydın ve bilim insanının İsmail Beşikçi’ye ilişkin benzer yazılarını sıralayabiliriz. Ancak konumuzu dağıtamamak için, seçkin bazı isimlerin söyledikleri ve yazdıklarının yeterli olacağı kanısındayım.

Yazının orjinaline gitmek için: https://www.basnews.com/tr/babat/708002

PKK’den Xidircice köyünde şehit düşen 10 Peşmerge’ye hakaret

PKK’den Xidircice köyünde şehit düşen 10 Peşmerge’ye hakaret Xidircice Mahmur, Karaçox, ANF, Özgür Politika, Cemil Bayık, PKK medyası, Roj News, Seyit Evran, Haşdi Şabi, Irak

2 Kasım gecesi IŞİD teröristlerinin Mahmur idaresi sınırlarındaki Karaçox dağı yamacındaki Xidircice köyünde IŞİD teröristlerinin saldırısı sonucu 10 Peşmerge ve üç sivil şehit düşmüştü. Olay Kürdistan’da infial yarattı. Kürdistan Bölgesinin tüm yönetim kademesi ve Peşmerge güçleri olayı yakından takip ederek olay yerini ve yaralıları ziyaret etmiş, güvenliğin en üst düzeye çıkarılması için kararlar almıştı.

Xidircice köyü saldırısına da ABD, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinden de büyük bir tepki gelmiş olay kınanmıştı. Olayı kendine propaganda malzemesi yaparak rant elde etmeye çalışan tek güç ise PKK oldu.

PKK medyası olayı kendisi için Peşmergeleri ve Kürdistan Bölgesini karalamanın ve dezenformasyon yaymanın kapısı olarak kullandı.

PKK medyasında Peşmergeler Soranca Şehit, Türkçe ölü

PKK medyası olayı her hitap ettiği kitleye göre ayrı versiyonlarla haber yaptı. Güney Kürdistan halkının Peşmerge hassasiyetini bildiği için Süleymaniye’de yayın yapan PKK’nin RojNews adlı yayın organı Soranca bölümünde Peşmergeler için “zorunlu olarak” şehit demek zorunda kaldı.
Aynı sitenin Türkçe ve Kurmanci bölümünde ise Peşmergeler için öldüler dendi.  RojNews’in Türkçe bölümünü PKK kadrosu Seyit Evran isimli kadrosu yönetiyor. Seyit Evran Kürdistan Bölgesi karşıtı haberleri ile tanınan biri. Haşdi Şabi’nin etkili olduğu Kerkük, Xurmatu gibi alanları gezerek haberler yapıyor.

PKK’nin Irak sevici basın kadrosu Seyit Evran

Kerkük’ün işgal edildiği 16 Ekim günü de Seyit Evran Haşdi Şabi içinde haberler yapıyordu. Yaptığı haberleri ile “Irak ve Haşdi Şabi sevici” olan Seyit Evran ırak yönetimine pek çok kez önerilerde yaptı. Bu önerilerden biri de 2018 yılı Kasım ayında Mesut Barzani’nin Bağdat ziyareti sırasında yapılmıştı. Seyit Evran Kürdistan Bağımsızlık Referandumu nedeni ile Mesut Barzani’ni hakkında tutuklama kararı bulunduğu ve neden Bağdat’ta tutuklanmadığı bu durumun Irak’ın geleceğini tehlikeye attığı haberi idi. Bir Kürt liderin tutuklanması için Bağdat’a öneri yapan Seyit Evran’ın Irak seviciliği böylelikle gözler önüne serildi.

Seyit Evran işin görünen kısmı. PKK’nin Kürdistan sevgisizliği ve anti-yurtsever medya kadrosunun sadece deşifre olmuş yüzlerinden biri.

Ölümden rant devşiren Özgür Politika

PKK medyasının temeli olan ANF ise olayı ilk gece verdiği haber dışında hiç görmedi. Şehit düşen 13 Kürdün hikayesi ANF’ye Türkiye haberleri kadar çekici gelmedi.

Avrupa’da yayın yapan Özgür Politika gazetesi ve medya organları ise olayı daha ince işlemek istediler.

Özgür Politika gazetesi Xidircice köyünde yaşanan olayı masa başı bir tiyatro ile yazdı. Özgür Politika’nın masa başı provokatör medya çalışanı olayda Peşmerge’leri “korkak ve kaçmış” olmakla itham etmeye çalıştı. Buna göre IŞİD Peşmergeler’e saldırmış, Peşmergeler kaçmış ve halk Peşmergeler’i korumak için çatışmış ve PKK’ye göre “ölmüşlerdi”. Yani IŞİD’in suçu yoktu. Suçlu Peşmergeydi.

Oysa ki olayın yaşandığı Xidircice köyünde üç çocuğunu şehit veren annenin söyledikleri bile olayı anlatmaya yetiyordu. Üç şehidin annesi “Şêrê Jin” Beyan Osman bile yaptığı açıklamada ilk saldırının evlerine yapıldığını ve Peşmerge’nin onları korumaya geldiğini belirtmişti. Kaldı ki ilk olarak 3 Peşmerge şehit düşmüş. Diğer 7 Peşmerge ise olaya müdahale etmeye gitmek isterken döşenmiş tuzağın patlaması ile hayatını kaybetmişti.

Peşmerge savaşamazdı, kaçmıştı. PKK aynı haberi kendi medyasının İngilizce yayın yapan bölümlerinde tercüme ederek Peşmerge’yi karalamak istedi.

Özgür Politika Cemil Bayık’ın izinde

PKK’nin Peşmerge savaşamaz, tek savaşa bilen Kürt örgüt biziz söylemi yeni değil. IŞİD’in Kürdistan Bölgesini işgal etmek istediği dönemde şehit düşen 1200 Peşmerge, Haşdi Şabi’nin işgal etmek istediği dönemde 100’e yakın Peşmerge’nin şehit düştüğü ve topraklarını savunduğu dönemde bile PKK anti-Peşmerge anti-Kürdistan tutumunu devam ettirmişti.

Cemil Bayık 22 Ağustos 2014 tarihinde de Alman Frankfurter Allgemeine gazetesine verdiği röportajda “Peşmerge sırf Batı devletleri kendisine silah versin diye binlerce Ezidi’nin ölmesine göz yumdu. Peşmerge savaşamaz, Peşmerge’ye gidecek silahlar IŞİD’in eline geçer” demişti. O tarihten bu yana PKK bu algıyı yaratmak için medyada bir algı bombardımanı yapıyor.

Ölümden rant devşirmek ihanettir

PKK’nin ölümler üzerinden siyasi rant yapmaya çalışıyor. Kürdistan’ın bir yerinde Kürt çocukları ölüyorsa ve bir parti bu gençleri düşmanı olarak görüp “acaba bu ölümden elime ne çıkar geçer” diye ellerini ovuşturarak rant devşirmeye çalışıyorsa orada bir ihanet vardır. Kürt gençlerinin ölümünde gerçekten iyi niyetli yorumlar yapılır ve varsa eleştiri söylenir. Fakat aileleri, çoluk çocukları olan Peşmergeler’in varlıklarını, mücadelelerini, emeklerini karalamak öncelikle o Peşmergelere yapılan ihanettir, hakarettir.  Daha cenazeler yerdeyken, daha toprağa düşen kan kurmamışken olayı yalan yanlış yazmak, Peşmerge’yi karalamaya çalışıp, dökülen kanın üzerinden çıkar sağlamaya çalışmak Kürt ulusuna, Kürt halkına yapılan bir ihanettir. PKK bu ihaneti ise kendi medyası yolu ile örgütlemektedir.

Lahur Cengi kişisel ihtirasları için Süleymaniye’yi ateşe mi atacak?

Lohur Cengi kişisel ihtirasları için Süleymaniye’yi ateşe mi atacak? YNK, Celal Talabani PKK İran uyuşturcu ticareti

YNK’nin görevden alınan eş başkanı Lahur Cengi son bir açıklama yaparak Süleymaniye’yi kaosa sürüklemekten çekinmeyeceğini açıkladı. Cengi dolaylı olarak “Süleymaniye’yi cehenneme çevire biliriz” mesajı verdi.

8 Temmuz’da YNK içinde başlayan çekişmeli süreç tüm Süleymaniye’yi ateşe atmak noktasına geldi. Görevden alınmayı hazmedemeyen Lahur Cengi ve destekleyicisi bazı güçler Süleymaniye’yi bir kaosa sürükleme konusunda kararlı görünüyorlar.

 Lahur Cengi’ye yakın Murad Kani’nin öldürülmesi

Önceki gün Lahur Cengî Burhan’a yakınlığı ile bilinen askeri komutan Murad Kanî Kurdeyî ve iki yakın koruması Ranya’da emniyet güçleri ile girdiği çatışmada öldürülmesi gerginliği tırmandırdı.  Murad Kani’nin Lahor Cengi’nin sağ kolu olduğu belirtiliyordu. Kani, kendisini göz altına almak isteyen güçlere ateşle karşılık vermiş ve olay yerinde öldürülmüştü. Bu olay gerginliği had safhaya taşıdı.

Murda Kanî Kurdeyî’nin öldürülmesi ardından sosyal medya hesabından bir videolu mesaj yayımlayan Lahur Cengî, YNK’yi kendi üyelerine terör saldırıları yaptığını belirterek, Mam Celal’in oğullarını tehdit etti ve onları “cehennemin kapılarını” açarak Süleyaniye kentini tehlikeli sürüklediğini söyledi. Lahur Cengî Burhan, öldürülen Murda Kanî Kurdeyî’nin öldürülmesine ilişkin herhangi bir soruşturmanın yapılmayacağını ve faillerin yakalanmayacağına inandığını söyledi. Lahur Cengî Burhan Süleymaniye, Ortadoğu ve Irak’ta düşmanlarının olduğunu iddia etti.

Gerginlik artacak mı?

Siyasi gözlemciler ve YNK kimliği ile tanınan bazı yazar ve aydınlar bu sürecin bir silahlı iç çatışmaya gideceği öngörüsünde bulunuyorlar. Lahor Cengi’nin etrafına topladığı belli bir silahlı gücün olduğu ve bazı güçlerin de kendisine silah yardımı yapacağı yönünde söz verdiği belirtiliyor.

Siyasi gözlemciler Lahor Cengi’nin destekçisi örgütlerin bir iç savaş için zemin hazırlamaya çalıştığı, durumun kontrol altına alınmasına engel olmak için koordineli hareket ettikleri belirtiliyor.   Son olarak Süleymaniye’deki öğrenci talebi olarak başlayan sürecin Kürdistan Bayrağı yakmaya ve kamu mallarına saldırma, kütüphanelerde kitap yakmaya varan sürecin de YNK içinde ki olaylarla ilgili olduğu konusunda uzmanlar şüphe olmadığını düşünüyor.

Kimler kışkırtıyor?

Lahor Cengi şu ana değin YNK’nin kendisine gönderdiği tüm aracılara rağmen eski yetkilerini geri isteme konusunda hiç geri atmadı. Kendisine yapılan bir müddet yurtdışına çıkması teklifini de ret etti. Lahor Cengi’nin bazı çevrelere güvenerek bu davranışları sürdürdüğü düşünülüyor. Bunun başını çeken üç temel güç var.

İran ve ticari rant çevreleri kaosu destekliyor

 Birinci; İran Süleymaniye’deki genel istikrarsızlığın Kürdistan bölgesini etkileyeceğini bildiği için Lahor Cengi’nin şahsını değil ama kaosu destekliyor. İran olayı kaos durumunda Irak hükümetinin Süleymaniye’ye müdahale etmesini isteyeceği de gelen bilgiler arasında. Bu konuda Haşdi Şabi’nin de Lahor Cengi ile dirsek temasında olduğu da tüm Irak ve Kürdistan Bölgesinde biliniyor.

İkinci kaçak ticaret rantçıları; Lahor Cengi zamanında Başmax ve diğer İran’la olan kapılarda kaçak ticarete izin verildi. Özellikle petrol ve gaz kaçakçılığının dışında tonlarca uyuşturucu kapılardan geçirildi. Irak ve Rojava’ya geçirilen uyuşturucu kaçakçılığı yapan çok büyük ticaret tekelleri buluyor. Bu yasa dışı ticareti yapan şirketler, sahipleri ve tüm çıkar çevreleri Lahor Cengi’nin eski kara düzenine dönülmesini o olmazsa bile kaos ortamında ekonomik kazanımlarına devam etmeyi düşündüğü için Lahor Cengi’yi destekliyor.

PKK’de Süleymaniye’de kaostan yana

Üçüncü ve önemli bir destekçi de PKK; PKK Lahor Cengi zamanında Süleymaniye’de pek çok kurum açarak alana yerleşti. Bu dönemde ayrıca PKK daha 1990’lardaki projesi olan YNK’den bir parça koparmayı da tekrar gündemine aldı. Cemil Bayık Celal Talabani’nin YNK’yi yönetemez durumda olduğu dönemden bu yana YNK içinde olan ama Merkez YNK’ye küskün bazı isimlerle sürekli görüşerek YNK içinde kendisi ile ittifak yaparak bir gurup oluşturmak istedi. Bunlara sınır üstünde ticarette, kaçakçılık vb konularda ekonomik imtiyazlar verildi, PKK medyasına sürekli çıkarılarak kariyer tazelediler. Aynı biçimde YNK Peşmergeleri içinde de aynı şeyi yaptı. Haliyle YNK içinde PKK ile çıkar birliği kurmuş küçük bir gurup var. Bu gurup ve PKK kendi varlıklarını YNK’nin zayıflaması üzerine kurdukları için kaosu ve Süleymaniye gerginliğini derinleştirmeye çalışıyorlar

PKK’nin özellikle geçen hafta içinde başlayan öğreni olaylarına sızma biçimi bu kanıları güçendiriyor. PKK gösterilerin içinde “gösteri öncüsü” adı ile bir bildiri dağıtmıştı. Bildiride molotof nasıl yapılır, şiddet nasıl kullanılır, nelere saldırmak gerekir gibi konularda teknik bildiri veriliyordu. Ayrıca gösteri şiddet içeriyordu.

Zehirlenme YNK’nin ele geçirilme sürecinin bir parçası

YNK içindeki Mela Bahtiyar, Usta Hasan gibi temel kadroların zehirlenmesi süreci de yukarda sözünü ettiğimiz YNK’nin ele geçirilmesi süreci ile ilgili bir durum. Çünkü böylelikle bugün Lahor Cengi’nin tehdit edebileceği ve ele geçireceği zayıf bir YNK hedeflenmişti. Zehirlenme meselesi bu nedenle sadece kişilere değil YNK’ye karşı yapılmıştı.

Provokasyon kime?

Temmuz ayından beri gün yüzüne çıkan Lahor Cengi’nin YNK içindeki karşı devrim planı kişisel bir plan olmaktan ziyade bölgesel bir plandır. Bu planın içinde ise İran, ırak ve hatta dolaylı olarak Türkiye yani Kürdistan Sömürgecileri vardır. Kürdistan Bölgesinin temel siyasi aktörlerinden olan YNK içine Lahor Cengi bir Truva atı gibi kullanılmış ve Kürdistani kanat zayıflatılmıştır.

Lahor Cengi YNK’yi kontrol ettiği süre boyunca Kerkük’ün Haşdi Şabi’ye teslim edilmesi vb olumsuz olayların mimarı oldu. Bu nedenle Lahor Cengi sadece YNK için tüm Kürdistan’ın kaderi için bir Truva atı olarak kullanıldı.

Lahor Cengi’nin iktidar hırsı ile süreci hala böyle devam ettireceği düşünülüyor. Bu nedenle özelikle YNK içindeki aydınlar sorunların çatışmaya varabileceğini ve Lahor Cengi’nin Süleymaniye’yi ateşe atabileceğini düşünüyorlar.

Konu hakkında bir paylaşım yapan aktivist Hîwa Mîran, “Lahur Cengî’nin tehdit dolu mesajı kan kokuyor. İnşallah kötü bir şey olmaz. Ancak korkarım YNK içerisinde bir iç savaş başlasın” yorumunda bulunarak konuya dikkat çekti.

İsmail Beşikçi Kürtler, vatanseverlik, birlik ve devlet olma üzerine çok önemli değerlendirmeler

İsmail Beşikçi Kürtler, vatanseverlik, birlik ve devlet olma üzerine çok önemli değerlendirmeler

Sosyolog ve yazar İsmail Beşikçi, Kürtlerin mutlak surette devlet sahibi olması gerektiğini, aksi takdirde asgari düzeyde bile kendilerini koruyamayacağını söyledi.

K24’ün sorularını yanıtlayan İsmail Beşikçi 2013 yılından bu yana Kürdistan’a geldiğini ve tekrar geldiği için çok mutlu olduğunu belirtti.  Irak, Kürdistan vb dönemsel konularda da önemli yorumlarda bulundu.

KDP’nin Irak seçimlerindeki başarısını çok değerli bulduğunu belirten Beşikçi, Kürtlerin Bağdat’la olan sorunlarını çözmede daha çok istekli olması gerektiğini ifade etti.

2017’de yapılan Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’nun Kürtler için bu bir tapu olduğu vurgulayan Beşikçi, “Referandumun yapılması gerekiyordu ve yapıldı” dedi.

“Bana kalırsa Kürtler bu bölünmenin, parçalanmanın ve paylaşılmanın bilincinde değildir” diyen İsmail Beşikçi, Kürtlerde ulus bilincinin yeteri kadar gelişmediğini ifade etti.

Irak seçimlerini de yorumlayan Beşikçi “10 Ekim seçimlerinde KDP çok büyük bir başarı gösterdi. Bunu çok değerli buluyorum.” dedi.

Referandumun yapılması gerekiyordu

“Referandum çok önemliydi ve böyle bir referandumun yapılması gerekiyordu. Başkan Barzani 7 Haziran 2017’de 25 Eylül’de referandum yapılacağı şeklinde bir açıklama yaptı. Bundan sona Batılı ülkeler, Amerika arka arkaya yaptıkları açıklamada referandumun sırası olmadığını söylediler. “Şu sıralarda referanduma gerek yoktur” dediler. Kanımca İran’ın, Türkiye’nin, Amerika’nın ve Avrupa devletlerinin istememesine rağmen Kürtlerin referandum yapması çok önemliydi. 25 Eylül’de yüzde 92 oranında ‘Evet’ oyu çıkması Kürt halkının iradesini gösteren bir sonuçtur. Kürtler bu sonucu her zaman ileri sürebilirler. Kürtler için bu bir tapudur. Referandumun yapılması gerekiyordu ve yapıldı” yorumunda bulunan Beşikçi Kürtlerin birlik olmasının öneminde vurgu yaptı.

Eğer devletiniz yoksa uygarlık yaratamazsınız

İsmail Beşikçi Kürtlerin Ortadoğu’daki konumu ve devletsizliği hakkında da şu yorumlarda bulundu:  “Kürt sorunu çok büyük bir sorundur. 1920’lerde Kürtlerin, Kürdistan’ın bölünmesi, paylaşılması ve parçalanması çok ağır bir durumdur. Bu, bir insanın iskeletinin parçalanması gibidir. Bir insanın beyninin dağılması gibidir. Kürtleri Ortadoğu’da 50 milyonun üzerinde bir nüfusa sahiptir ama Kürtlerin bu nüfusa oranla kazanımı söz konusu değildir. Tabii biz Kürdistan Bölgesi’nin çok önemli bir otonomi olduğunu söylüyoruz fakat Kürtlerin Ortadoğu’da Türkler, Araplar ve Farslar karşısındaki konumu çok olumsuzdur. Çok ağır bir durumdur. Kürtlerin bu bölünmenin, parçalanmanın ve paylaşılmanın bilincinde olması gerekir. Kürtlerin 50 milyonun üzerinde nüfusu olmasına rağmen BM, AB gibi kurumlarda ve İslam Konferansı’nda bir temsilcisi yoktur.  Örneğin Basra Körfezi’nde Kuveyt, Katar, Bahreyn, BAE’nin nüfusları 1 milyon bile değildir. Devlet önemlidir, eğer devletiniz yoksa bir müze bile kuramazsınız, devletiniz yoksa mezarlıklarınızı bile koruyamazsınız. 18. yüzyılda Hegel şöyle söylüyor: “Uygarlıkları devletler yaratır. Eğer devletiniz yoksa uygarlık yaratamazsınız.” Ayrıca Yahudi Filozof Theodor Herzl 1890’larda Almanya’da, Fransa’da İspanya’da ve Amerika’da Yahudi zenginlerini ziyaret ediyor. O ziyaretlerde Yahudi zenginlerine şunu söylüyor: “Eğer devletiniz yoksa zenginliğinizin hiçbir değeri yoktur.” O bakımdan devlete sahip olmak önemlidir.”

“PKK’nin Haşdi Şabi ile ilişkileri yanlıştır”

Şengal konusu da var. Orada PKK var. Türkiye zaman zaman PKK noktalarını vurup, oradaki ormanları yakıyor, ağaçları kesiyor, köyler boşaltılarak köylüler başka yere sevk ediliyor. PKK orada ne yapıyor? PKK’nin orada olması gerekiyor mu?

Elbette PKK’nin tutumu yanlıştır. Haşdi Şabi’yle ilişki geliştirmek yanlıştır. Haşdi Şabi Kürtlüğe, Kürdistan’a karşı bir kurumdur. PKK gibi bir Kürt kurumunun Haşdi Şabi’yle ilişki geliştirmemesi gerekir.

Kürtler neden birlik olamıyor ve Kürtler bu aşamada uluslaşabilmiş mi? sorusuna ise İsmail Beşikçi şu yanıtı verdi. “1920’lerde Milletler Cemiyeti döneminde Kürtlere büyük haksızlıklar yapıldı. 1920’lerde Sovyetler Birliği’nde Lenin, Stalin ve Troçki ulusların kendi geleceğini tayin hakkında çok yoğun tartışmalar yapıyordu. Bu ilkenin yaşama geçmesi için önemli çalışmalar yapılıyordu. ABD’de de Başkan Wilson aynı konuda çalışıyordu. Böyle uluslararaları ilişkiler döneminde Kürdistan’ın bölündüğünü, parçalandığını, paylaşıldığını görüyoruz. Bu, Kürtler için çok ağır bir durumdur. Bana kalırsa Kürtler bu bölünmenin, parçalanmanın ve paylaşılmanın bilincinde değildir. Kürtler bunun bilincinde oldukları zaman bir araya gelmeleri, birlik olmaya çalışmaları çok daha kolay olur.”

Kürtlerde vatan bilinci yoktur

İsmail Beşikçi Kürt toplumunde ki vatan bilincini de değerlendirdi.  “Kürtlerde milli bilinç, ulus bilinci çok eksiktir. Kürtlerde vatan bilinci yoktur. Ama 1961’den itibaren böyle savaşlar var, daha öncesinde de vardı. Bu savaşlar Kürtlerde bir ulus bilinci yaratamamış. Vatan bilinci yaratamamış. Örneğin Başûr’dan Kuzey Kürdistan’a halkımız geliyor, tatillerini değerlendiriyor. Mersin gibi yerde, Ege’de değerlendiriyor. Ama örneğin Van’a gitmiyor, Bingöl’e gitmiyor, Diyarbakır’a, Ağrı’ya gitmiyor. Mersin’e, Karadeniz’e gidiyor. Karadeniz sahillerine giderek orada çok para harcıyor. Bu, vatan bilincinin eksikliğiyle ilgili. Karadeniz sahillerinde Kürtleri seven mi var? Bilakis Kürtlere karşı bir tutum var. Mersin’de Kurban Bayramı döneminde Hewlêr’den bir aile çok kötü bir durumla karşılaştı. “Siz Arap mısınız Kürt müsünüz?” diye soruyorlar. “Biz Kürt’üz” diyenler çok ağır durumlarla karşılaşıyor. Buna rağmen Başûr’dan gelen halk neden hala oraya gidiyor? Onları orada seven yok ki. Örneğin İzmir’de Halkların Demokratik Partisi’nin sekreteri büroda katledildi. Konya’da bir Kürt aileden 7 kişi katledildi. Kürdistan Bölgesi Yönetimi’nin Kürt bilincinin, vatan bilincinin yaratılması konusunda çok yoğun çabası olmalı, eğitim programlarını buna göre ayarlamalıdır. Bu önemlidir. Kürtlerde bu kadar savaşa ve bu kadar büyük bedellere rağmen bir ulus bilinci yaratılamamış. Vatan bilinci yaratılamamış. Kürdistan Bölgesi Yönetimi’nin eğitim programlarında bunları geliştirici dersleri olmalıdır.”

Röportajın tamamına şu linkten ulaşa bilirsiniz: https://www.kurdistan24.net/tr/story/72751-Devletiniz-yoksa-mezarl%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1-bile-koruyamazs%C4%B1n%C4%B1z

Başbakan Barzani’den çok önemli Rojava ve Irak’ta Kürtler değerlendirmesi

Başbakan Barzani'den çok önemli Rojava ve Irak'ta Kürtler değerlendirmesi

Başbakan Mesrur Barzani, Duhok Amerikan-Kürdistan Üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Ortadoğu Barışı ve Güvenliği Forumu’nda konuştu. Başbakan Barzani konuşmasında Rojava, Irak ve Kürtler gibi çok önemli konularda değerlendirmeler yaptı.

EKONOMİ

Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik durumunu değerlendiren Başbakan, hükümet olarak 100 binden fazla kişiye istihdam sağladıklarını ifade etti.

Kürdistan Bölgesi’nin Irak bütçesindeki yüzde 17’lik payını hiçbir zaman alamadığını dile getiren Başbakan, “DAİŞ’le büyük bir savaş verdik ve yüksek maliyeti oldu. Buna karşılık Bağdat’tan 1 dinar bile almadık. Kürdistan Bölgesi en iyi durumda bile bütçeden yüzde 13’lük payını alamamıştır” dedi.

Hükümet ve halk birbirini tamamladığının altını çizen Başbakan, halkın da Kürdistan’ın ekonomisinin iyileşmesi için yardımcı olması gerektiğini vurguladı.

Birçok ülkeden insanlar Kürdistan Bölgesi’nde iş imkanı bulduğunu belirten Başbakan, yabancı şirketleri, Kürdistan Bölgesi’nde yatırım yapmaları için teşvik ettiklerini kaydetti.

ROJAVA’NIN DURUMU

Türkiye’nin Rojava’ya yönelik olası bir operasyonuyla ilgili bir soruya Başbakan, “Hiçbir askeri operasyon ve saldırıyı desteklemiyoruz” dedi.

Rojavalılara ellerinden gelen yardımı yaptıklarının altını çizen Başbakan, Kürdistan Bölgesi’ne gelen Rojavalıların dönmediğini söyledi.

Rojavalıların PKK’yle bağlarını koparması gerektiğini ifade eden Başbakan, “Rojava yönetimi PKK’yle bağını koparırsa, Türkiye’nin de onlara karşı hassasiyetleri azalır. Rojavalılar yardım ve daha iyi bir gelecek istiyorlarsa PKK’yle bağlarını koparmalıdır” diye konuştu.

Başbakan, “Türkiye yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde, Kürtlerle sorunlarının olmadığını, PKK’yle sorunları olduğunu söylüyorlar” değerlendirmesinde bulundu ve ekledi: “Suriye’de istikrar ve güvenin hakim olmasını isteriz. Çünkü bu doğrudan Irak’ı etkiliyor.”

“ZORUNLU OLARAK IRAKLIYIM AMA BEN BİR KÜRT’ÜM”

Kürdistan Bölgesi Irak ilişkilerine de değinen Başbakan Mesrur Barzani “Zorunlu olarak resmiyette Iraklıyım ancak Iraklı olmazdan evvel ben Kürt’üm” dedi.

“Irak, bileşenlerin talepleri göz önünde bulundurulmadan kurulmuştur” diyen Başbakan, söyle devam etti:

“Irak bir ulus tanımı değildir. Irak’taki bileşenler farklıdır. Irak, harita üzerinde sınırları çizilen bir devlettir. Evet, ben resmi olarak Irak vatandaşıyım ve zorunlu olarak Irak’ta yaşıyorum ama ben Kürt’üm.”

Kürdistan’ın geçmişte bölündüğünü ve diğer uluslarla birlikte yaşam için çalışılması gerektiğini söyleyen Başbakan, “Bize meşru olan siyasi haklar, diğer bileşenlerimiz için de meşru olmalıdır. Kürdistan halkına karşı bir kez daha güç kullanılmasına asla müsaade edilmemelidir” şeklinde konuştu.

ABD’NİN ÇEKİLMESİ

ABD’nin Ortadoğu’ndan çekilmesine de değinen Başbakan, “ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmesi, diğer güçlerin bölgeye girmesine yol açar” dedi.

ABD’nin denklemde kalması gerektiğini belirten Başbakan, “Irak’ın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için ABD’nin tekrar denklemde yer alması lazım” ifadelerini kullandı.

Kürdistan Bölgesi’ne yardımlarından dolayı ABD’ye teşekkür eden Başbakan, “ABD’nin Kürdistan Bölgesi halkına yönelik çaba ve yardımlarını takdir ediyoruz. ABD bir dost olarak Kürdistan Bölgesi’nde birçok alanda rol alabilir” değerlendirmesinde bulundu.

GÖÇMEN SORUNU 

“Belarus sınırındaki göçmenlerle ilgili yanlış bilgiler paylaşılıyor” diyen Başbakan, “Büyük bölümü turist gibi seyahat ederek oraya gitmiştir. Haklarında bir yasak söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.

Ortada siyasi hesapların da olduğunu vurgulayan Başbakan, “O sınırda bulunan insanlar, özellikle de çocuklar, siyasi bir hesaplaşmanın bedelini ödüyor. Göçmenlerin bir kısmı bazı çevrelerce istismar edilerek götürülmüştür” şeklinde konuştu.

“Göçmenler kaçakçılar şebekesi ve insan tüccarları tarafından oraya atılmıştır” ifadelerini kullanan Başbakan, Kürdistan Bölgesi’nde huzurun hakim olduğunu ve bileşenlerin güvende olduğunu vurguladı.

Darka Mazi zehirlenen YNK’li yöneticilerin isimlerine ulaştı

Darka Mazi zehirlenen YNK’li yöneticilerin isimlerine ulaştı Mela Baxtiyar, Hero Talabani, Pafil Talabani, Lahor Cengi, Kosret Resul,

YNK yönetimi içindeki zehirlenme vakaları gittikçe artıyor.. Daha önce Pafil Talabani’ni zehirlendiğini açıklamıştı. Pafil Talabani’nin Lahor Cengi’yi diskalifiye etmek için böyle asılsız bir iddia ile kendine dayanak aradığı iddia edilmişti. 

Son olarak YNK’nin önemli isimlerinden Mela  Baxatiyar’ın zehirlenmesi konuyu tekrar gündeme getirdi. Ortaya çıktı ki zehirlenenlerin sayısı birden fazla ve YNK’nin temel isimleri de zehirlenenler listesinde. 

YNK’deki milli-geneleksel kanadı tasfiye etme amaçlı bu girişimin faili olarak ise gözler Lahor Cengi ve İran’a çevrilmiş durumda.  İran’ın zehirleme yönetimindeki tarihsel tecrübesi göz önüne alınınca bu denli ustaca yapılmış ve uzun süreli, iz bırakmadan yapılan zehirlenme olayında doğal olarak İran baş kuşkulu durumunda. Lahor Cengi’nin YNK’deki geleneksel Kurdi kanadı tasfiye etmek yönündeki çalışmaları da biliniyor. Öyle görünüyor ki zehirlenme olayı komple bir durum ve Kürdistan Bölgesel Yönetimine karşı yapılan komplonun adımlarından sadece bir tanesi. 

Hero İbrahim yaşıyor mu? 

Bazı kaynaklar Hero İbrahim Ahmed’in (Celal Talabini’nin eşi)’de zehirlendiğini, uzun zamandır hiç bir şekilde kendisi hakkında bilgi alınmadığını belirtiyorlar. Hero Talabani’nin Avrupa’da tedavi gördüğü biliniyordu. Kaynaklar Hero Talabani’nin hayatını kaybettiğini ve durumun gizlendiğini düşünüyorlar. Hero Talabani günlük siyasette çok görünmese bile YNK’nin tüm ekonomik kaynaklarını, gelir ve giderlerini kontrol ediyordu. Ayrıca halk üzerinde manevi bir etkisi vardı. 

Kosret Resul’de zehirlenen isimler arasında. Kosret Resul YNK içinde büyük ağırlığı olan özellikle de Peşmerge güçleri üzerindeki etkisi ile biliniyor. 

Darka Mazi’nin tespit ettiği zehirlenen ve hala tamamı açıklanmamış isimler şöyle: 

1-. Bafil Talebanî

2. Kosret Resûl Alî/ sağlık durumu ciddiyetini koruyor

3. Şêx Cefer Şêx Mistefa/ sağlık durumu düzeldi 

4. Mela Bextiyar/sağlık durumu ciddiyetini koruyor

5. Hêro Îbrahîm Ehmed/ Yaşayıp yaşamadığı konusunda spekülasyonlar var

6. Qadir Hemecan/ sağlık durumu düzeldi 

7.  Diktor Xesrew Gul/ sağlık durumu düzeldi fakat hala Avrupa’da müşahede altında tutuluyor. 

8. Eta Serawî/ sağlık durumu düzeldi 

9. Westa Hesen/ sağlık durumu düzeldi 

10. Îmad Ehmed/sağlık durumu düzeldi 

11. Şanaz Îbrahîm Ehmed/ tahlil sonuçlarını bekliyor 

12. Omer Fetah/ tahlil sonuçlarını bekliyor 

13. Wehab Helebçeyî/ tahlil sonuçlarını bekliyor 

14. Sedî Ehmed Pîre/ tahlil sonuçlarını bekliyor 

15. Şalaw Elî Eskerî/ li benda encamên pişkinînên xwe yên pizîşkî ye.

16. Burhan Seîd Sofî/ tahlil sonuçlarını bekliyor 

17. Mehmûd Sengawî/ tahlil sonuçlarını bekliyor 

18. Kakemend Kakereş/ tahlil sonuçlarını bekliyor 

19. Mistefa Çawreş/ tahlil sonuçlarını bekliyor 

PKK ve AKP ilişkilerinin tarihi- 17 yıllık AKP-PKK kıskacında Kuzey Kürdistan ve  çözüm

PKK ve AKP ilişkilerinin tarihi- 17 yıllık AKP-PKK kıskacında Kuzey Kürdistan ve  çözüm Abdullah Gül, Erdoğan, Murat Karayılan, Kandil, Lewje, KCK, ateşkes, eylemsizlik, pasif savunma
  1. Bölüm: AKP ve PKK’nin ilk dolaysız teması: 2004

Türkiye devlet tarihinde iki parti tarihe damgasını vurdu: AKP ve CHP. Bu iki partide en uzun süre devletin kendisi gibi hareket eden siyasi yapılar oldular. Ve her iki parti de Kürtlerle ilişkilendi ve büyük umutlar verdi. Her iki partide Kürtler ile devlet ilişkilerini şekillendirmişlerdi. Fakat her iki parti kadar Kürtlerin kendilerine verdiği desteğe ihanet eden ve Kürtlerin umutlarını boşa düşüren başka parti olmadı.

Yani Türk devleti ve Kuzey Kürdistan ilişkilerine damgasını vuran AKP ve CHP oldu.

CHP 20.YY’ın Kuzey Kürdistan tarihini inkar, soykırım ve katliamlarla şekillendirdi. AKP ise 21’inci yüzyılın ilk çeyreğini e Kürtleri devlete, devleti ise Kürtlere taşıyarak yaptı. CHP Türkiye’sinde Kürtler çıplak zor ile devletin kılınmak istedi. AKP ise Kürtleri daha değişik yöntemlerle ve ilk kez bu denli “devletin kıldı”.

Elbette bu Kürtlerin devletin, devletin ise Kürtlerin kılınması süreci sadece bir AKP projesi değildi. Kürtlerin devlete dahil edilmesi bir Türk devlet projesiydi. Kuzey Kürdistan halkı ilk kez kendini bu denli “Türkiyeli” görüyor ve Türk devletinin demokratikleştirilmesi için ter ve kan döküyordu. Eğer bir Kürt trajedisinden söz edilecekse kendi sömürgecisini “demokratikleştirmek” için ölen gençlerin hikayesi bu trajedinin ana konularından biridir.

Türk devletinin bu projesini Türk tarafından AKP hayata geçirdi. Kürt tarafından ise PKK.  Daha doğru bir tabirle AKP ve PKK arasında bir kıskaca alınan Kürtler geçtiğimiz 20 yıllık zaman dilimi içinde ehlileştirildiler.  Bir yandan ateşkes, eylemsizlik, çözüm süreci, barış süreci, meşru savunma öte yandan direniş, tarihsel intikam, açlık grevleri, yürüyüşler, faşizm, düşman, hendekler vb. zıt kavramların bombardımanı altında Kürtler reel siyasete, hakikate ve en önemlisi kendilerine karşı hissizleştirildiler.

AKP ve PKK ilişkilerinin Kürt siyaseti ve sosyolojisine etkileri daha çokça yazılacaktır. İşin ilginci ise her iki tarafın bu gün ki açıklamalarına bakınca aslında birbirlerine kan kusuyor olmaları. Denir ki “Hafizay-i beşer nisyan ile malüldür”. Yani insan unutmaya eğilimlidir. Fakat AKP ve PKK’nin geçmişte yaptıkları ortaklıklar unutulacak gibi değildir.

Her iki tarafta zamanında yaptıkları ortaklıkları kimse bilmiyor gibi ezelden-ebede düşmanız havası ile birbirine kan kusuyor. Oysaki gerçekte her iki tarafta iflas etmiş bir siyasetin ortaklarıdırlar.

Eğer AKP şu anda Türk devletinin bürokratik kurumlarını kendine göre dizayn etmiş ve devletin kendisi gibi hareket etmeyi başarmışsa bunda PKK’nin AKP’ye verdiği desteğin etkisini unutmamak lazım. Zamanı gelince ve ihtiyaçları olunca her iki tarafta bunları anlatacaklar.

Bizim amacımız ise bu konuda giriş mahiyetinde gizlenmiş gerçeklerin bazılarını yazmak (gerektiği zaman hepsini de yazabiliriz).  Her iki tarafın halktan gizlenen, kapalı kapılar ardındaki ilişkilerini; koordineli davranışlarının, ortak düşmanlar karşısındaki hareketlerinin kısa bir tarihçesini hatırlatmak.

AKP ve PKK arasındaki ihtiyaç ilişkisinin başlangıcı

Tayyip Erdoğan öncülüğündeki AKP 2002 seçimlerinden ezici bir çoğunluk ile çıkması başta TSK olmak üzere birçok Kemalist ve klasik Türkiye Cumhuriyetçi çevrede tepkiye neden oldu. Kendini ülkenin sahibi gören Türk Silahlı Kuvvetleri AKP’ye karşı çok açık tavır aldı. 2002’de Olağanüstü Hal’in kaldırılması TSK ve AKP arasındaki Kürtler ve Kürt sorunu (!) üzerinden yaptıkları ilk restleşme oldu. Olağanüstü Hal’in kaldırılması TSK’nin Kürdistan üzerindeki günlük kontrolünü ve siyasal vesayetini azaltıyordu.

Öcalan, Türk devletinin o zaman ki egemen gücü TSK’nin direktifleri ile PKK’ye talimatlar gönderiyordu. 1 Ekim 1999 tarihinde Silahlı mücadeleyi bitirme ve silahlı güçlerin yurt dışına çekilme kararı alınmıştı. Ve Öcalan “burada incelemeyeceğimiz bazı nedenlerden dolayı” Öcalan 2003 yılında savaşı yeniden başlatma kararı aldı. Fakat PKK içinde savaşın yeniden başlamasına itirazlar geldi. Öcalan PKK’ye tavır aldı. Bir dönem görüşmelere çıkmadı. Devlet nezdinde ağırlığı kalmamıştı. Çünkü o güne değin PKK’yi kontrol ettiğini söyleyerek devlet ile diyalogda etkili duruyordu. Öcalan PKK’ye tehdit ederek, şantaj yaparak, eski yönetimini soruşturmalara alarak, halka şikayet etmekle tehdit ederek ve hatta PKK kadrolarının yarısını ayrılmasını göze alarak bu kararında ısrar etti. TSK Öcalan’ın bu kararı alması için her türlü imkan ve desteği verdi. Öcalan’ın avukatları İmralı ve Kandil arasında mekik dokuyarak kararı dikte etmeyi başardılar. Sonuç olarak PKK; 2004 yılı 1 Haziran tarihinde savaşın yeniden başlaması kararı aldı.

TSK ve PKK arasında çatışmanın yeniden başlamasına Türkiye içinde itiraz eden bir güç vardı: AKP
AKP, ordu, yargı, ekonomik sermaye, MİT ve daha pek çok devletin alt ve üst yapı kurumu ile çekişme halindeydi. Savaşın başlaması durumunda TSK’nin kendisine adım attırmayacağını biliyordu. AKP’nin çatışmasızlık durumuna ve bir ateşkese ihtiyacı vardı. Bunu PKK’ye nasıl ulaştıracağını bilmiyordu.  Abdullah Öcalan İmralı’da daha sonra Ergenekoncular olarak adlandırılan Kemalistler ve TSK’nın kontrolündeydi. Kendisine ulaşmak imkansızdı. AKP’nin TSK’nın kontrolünde ulaşa bileceği tek adres Kandil’di ve bir temsilicisini Kandil’e gönderdi.

Abdullah Gül’ün temsilcisi Kandil’de

2004 Haziran ayıydı. PKK 2. Kongre Gel toplantısını yapmış ve tüm iç itirazlara rağmen, Öcalan’ın avukatları savaş kararını almıştı. HPG yönetimi 28 Mayıs tarihinde savaşı ilan etmişti.  Murat Karayılan Kongre Gel Başkanı olmuştu. PKK içten de büyük sorunlarla karışı karşıyaydı.

Tam o günlerde Kandil’in dağının yamacından geçen büyük asfalt yolda gizemli ama dikkat çekici lükslükte bir araç vardı. Araç Diyana’a tarafından Kandil’e ilerliyordu. İçinde takım elbise ile oturan önemli bir misafir vardı. Bu misafir yol üstünde herkesin yerini bildiği Lewje köyündeki  bir PKK kurumunun yanında araçtan inerek oradakilere “benim Murat Karayılan ile görüşmem gerekiyor, çok önemli” dedi. Kendisine bakan kişilere güven vermek için kimliğini açıklaması gerekti: “Ben Abdullah Gül’ün temsilcisiyim”.
PKK veya o zaman ki adı ile Kongre Gel Başkanı Murat Karayılan Abdullah Gül’ün temsilcisi ile görüştü. Temsilci özetle “Ordu bizi çok zorluyor. Ordu bu kararı hükümetimizi devirmek ve etkisizleştirmek için aldırdı. Devlet içinde etkili bir konuma gelirsek Kürt sorunun çözeceğiz, savaş başlatma kararınızı iptal etmenizi istiyoruz. Kısa sürede olumlu adımlar atacağız” dedi.

PKK kararı iptal edemezdi fakat revize edebilirdi. Öyle oldu. Öncelikle hükümete zaman tanımak için karar 20 gün ertelendi. Yapılan bazı askeri eylemler HPG adına üslenmedi. PKK eylemleri üslenmek için TAK (Tayren Azadiya Kurdistan) adıyla paravan bir örgüt kurdu. Eylemleri TAK üsleniyordu.

AKP’nin devleti ele geçirmesinde PKK’nin rolü

PKK ve Kandil arasındaki ilişkiler Abdullah Gül’ün gönderdiği bir ulak ile başladı. Bu tarihten sonra PKK ve AKP arasında kesintisiz ve yoğun bir koordineli hareket başladı.

Kongre Gel 1 Eylül 2004 tarihinde “Demokratik ve Kalıcı Barışın Yol Haritası” adı altında bir süreç başlattı. Bu adı konmamış bir ateşkesti. PKK bu süreç içinde hükümeti zora sokacak eylemler yapmadı. AKP’nin Kürt sorunun çözeceğinin sinyalini verdi. Diye biliriz ki 2006’ya kadar varla yok arasında bir savaş vardı. PKK savaş var diye kendi kitlesini motive ediyordu. Fakat aslında bir savaş yoktu. Fakat bu adı konmamış çatışmasızlık durumu AKP hükümetine yetmiyordu.  Erdoğan’ın elinin daha fazla güçlenmesi için bir ateşkese ihtiyaç vardı. Bir ateşkes TSK’nin pozisyonunun daha fazla zayıflatacaktı.

Gül’ün Cumhurbaşkanlığı ve PKK’nin tek taraflı ateşkesleri

PKK’nin AKP’ye verdiği en büyük destek eylemsizlik, çatışmasızlık, pasif savunma adı altında yapılan ateşkesler oldu.

   Murat Karayılan 1 Eylül 2006 tarihinde Türk gazetecilerin de olduğu kameraların karşısına geçerek tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini duyurdu. Ortada ciddi nedenler yokken PKK’nin bu kadar alenen ve ilan ile ateşkes yapmasının nedeni neydi? Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına verdiği destek.

TSK’nın, Kemalistlerin yani tüm eski Cumhuriyetçilerin Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına itirazı vardı. Ordu Gül’ün Cumhurbaşkanlığına karşı çıkmak için 27 Nisan 2007 tarihinde bir e-muhtıra bile yayınlamıştı. Ayrıca PKK’yi AKP ile girdiği ilişkilerinden caydırmak için gerillaya dönük imha amaçlı operasyonlar yaptı. Örneğin Nisan ayında Botan-Besta bölgesindeki operasyonda 12 gerilla hayatını kaybetti.

TSK’nin tüm itirazlarına rağmen AKP ve ittifakları (buna PKK’de dahil) Gül’ün Cumhurbaşkanlığında birleşti. İlk kez İslamcı gelenekten ve eşi türbanlı biri devletin bu kademesine gelecekti. AKP’nin eli güçlenecekti.

AKP ve PKK’nin ilk büyük siyasi ittifakı buydu. Bunu için de her iki tarafta birbirine güven veren adımlar atmıştı. Mesela Kandil’in Öcalan ile görüşme trafiği düzenlenmişti.

2.Bölüm: Hangi  PKK kadroları İmralı’ya Abdullah Öcalan ile görüşmeye gitti.